@article{article_1771364, title={Bourdieu’nun Kavramsal Çerçevesinden Hareketle Filistin’de Direnişin Analizi}, journal={Bulletin of Palestine Studies}, pages={253–281}, year={2025}, DOI={10.34230/fiad.1771364}, url={https://izlik.org/JA73KP24LA}, author={Yapıcı, Hakan}, keywords={Palestine, Palestinian-Israeli Conflict, Symbolic Violence, Resistance, Habitus, Cultural Capital, Social Reproduction.}, abstract={Bu makale, Pierre Bourdieu’nun sosyolojik kavramlarını kullanarak İsrail’in Filistin işgalini, hem siyasi ve askeri bir mücadele olarak hem de sosyal, kültürel ve sembolik bir arena olarak çerçevelendirmektedir. İşgaldeki tarihsel çarpıtmalar, güç asimetrileri ve Filistin direnişinin dönüştürücü potansiyeli Bourdieu’nun alan, sermaye, habitus, sembolik şiddet ve doxa kavramlarıyla aydınlatılmaktadır. İsrail’in askeri ve ekonomik üstünlüğüne karşı Filistinlilerin kültürel ve sosyal sermaye yoluyla geliştirdiği direniş öne çıkarılmaktadır. Filistin, tarihinde farklı uygarlıkların ve dinlerin merkezi olmuştur. Ancak İngiliz mandası ile başlayan siyonist yerleşimcilik ve 1947 BM Bölünme Planı, dış güçlerin Filistin’in kaderini şekillendirdiğini göstermektedir. 1948 Nakba’sı, 700.000’den fazla Filistinlinin sürülmesi ve yüzlerce köyün yok edilmesiyle, Filistin’deki kolektif kimlik derinden yaralanmıştır. 1967 savaşı, Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ün işgalini getirmiş ve Filistinlileri askeri yönetim altında yaşamaya mahkûm etmiştir. Oslo Anlaşmaları, barış vaadiyle sunulan ancak uluslararası bağışlara bağımlılığı artıran bir yanılsama olarak değerlendirilmektedir. Neticede işgal, basit bir toprak kavgası değil kolonyal bir proje olarak tanımlanmaktadır. Bu projeye karşın intifadalar, boykotlar ve sembolik eylemler Filistin direnişini ulusal kimlik etrafında birleştirmektedir. Makalede Bourdieu’nun Cezayir’deki saha çalışmaları ve gözlemleri Filistin’e uyarlanarak benzerlikler ve farklılıklar değerlendirilmektedir. İsrail’in arazi gaspları, borçlandırma ve etnik temizlik politikaları sembolik şiddet olarak ortaya konmaktadır. Bu sembolik şiddetten ve alan teorisinden hareketle İsrail’in uluslararası diplomatik bağlarla inşa ettiği ekonomik, siyasi ve askeri üstünlüğe karşı Filistinlilerin şiir ve köy tarihçeleri gibi kültürel üretimlerle kimliklerini koruma mücadelesi ele alınmaktadır. Bu mücadelenin, boykot hareketleriyle küresel dayanışma kıvamı kazandığı ve kültürel sermayenin güçlenerek diplomatik etkiye dönüşme potansiyeli bulunduğu düşünülmektedir. Buna göre yerelde Filistinlilerin güçlü direniş habitusu ve küreselde boykot gibi eylemlerin etkisi dönüşüme ve sosyal yeniden üretime kapı aralamaktadır. Sonuç olarak Bourdieu’nun çerçevesiyle Filistin direnişinin kolonyal yapılara meydan okuyan evrensel bir adalet çağrısı olduğu gösterilmektedir. Böylece makale, geçmişten günümüze özellikle 2023’ten bugüne Filistin meselesinin barış-huzur ortamına nasıl evrilebileceğini araştırmaya davet etmektedir.}, number={18}