@article{article_181211, title={İLM-İ KELÂM’IN DOĞUŞU VE DOĞASI HAKKINDA FELSEFÎ BİR TAHLİL}, journal={Pamukkale Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi}, pages={1–33}, year={2014}, DOI={10.17859/pauifd.39901}, url={https://izlik.org/JA42FL46ZM}, author={Birgül, Mehmet}, keywords={Ilm al-Kalam, dialectic, Islamic Theology,}, abstract={Kelam ilmi, sadece İslam’ın vazettiği inanç esaslarının ifadesi ya da açıklanmasından ibaret değildir. Kelamı ‘kelam’ yapan, bizzat adının da ifade ettiği gibi, kendine has düşünme metodudur; bu metot ise, yine özgün bir diyalektiğe dayanmaktadır. Kuşkusuz metodu nedeniyle, İslam akidesini ifade etmek ya da incelemekten öte, sıklıkla spekülasyon alanına giren kelam ilminin, Selef tarafından bir ilim olarak değerlendirilmediğini görmekteyiz. Kelamın özgün diyalektik düşüncesi, hakkında konuştuğu İlahi kelama eklemlenme eğilimi taşımaktadır; zira ‘bilgi’nin nazara dayandığını ileri sürmekte, rasyonel bir alan içinde düşünmeye yönelmektedir. Fakat kelamcı, bunu yaparken, diğer tüm akıl yürütmeler kadar ‘insanî’ olduğunu unutma eğilimi taşır. Böylece bir kelamcının kelamı, ilahi kelamı sınırlar ve kayıtlar. Felsefe ve kelam arasındaki temel farklardan biri, felsefenin, insanî bir düşünce olduğunu bilmesidir. Nitekim bu konunun altını çizen Farabi, Sokrates’in şu sözünü nakleder: “Ey kavmim! Ben, sizin bu ilahi hikmetinizin batıl bir şey olduğunu söylemiyorum. Fakat diyorum ki; ben, ondan daha iyi (ahsenehâ) de değilim; ancak ben, “insanî hikmet ile hakîm olduğumu söylüyorum”.}, number={2}