@article{article_1864437, title={Nuh b. Mustafa ve “Mürşidü’l-hüdâ” Adlı Eserinin Tahlil ve Değerlendirilmesi}, journal={Marife Dini Araştırmalar Dergisi}, volume={26}, pages={86–112}, year={2026}, DOI={10.33420/marife.1864437}, url={https://izlik.org/JA42ZR24RY}, author={Fırat, Nihat}, keywords={Islamic History, Nūh b. Mustafā, Murshid al-Hudā, Parents of the Prophet, Caliphate}, abstract={Nuh b. Mustafa (ö. 1070/1660), Amasya doğumlu, tahsilini Kahire’de tamamlamış Hanefî bir Osmanlı âlimidir; Konya’da müftülük yapmış, ardından Mısır’a yerleşmiştir. Ömrünü ilim ve irşad faaliyetlerine adayan Nuh Efendi, ilmiyle âmil, zâhid ve velûd bir müellif olarak fıkıh, tefsir, hadis, İslâm tarihi, kelâm ve tasavvuf başta olmak üzere pek çok sahada eser telif etmiştir. Bu eserlerden biri de ana eksenini Hz. Peygamber’in anne ve babasının necâtı meselesinin oluşturduğu Mürşidü’l-hüdâ adlı eserdir. Bu çalışma, Mürşidü’l-hüdâ’nın literatürdeki yerini, telif niteliğini, kaynaklarını ve muhtevasını inceleyerek XVII. yüzyıl Osmanlı ilmî ortamında ebeveyn-i Resûl meselesinin nasıl yorumlandığını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Eseri emsallerinden ayıran en önemli husus, ebeveynin necâtı meselesini Osmanlı Türkçesinde ilk kez kapsamlı ve müstakil biçimde ele alması ve konuyu klasik eserlerde zikredilen delillerin yanı sıra siyer anlatılarıyla da desteklemesidir. Müellif, kırkın üzerinde eserden istifade ettiğini bizzat ifade ederek bu kaynakları liste hâlinde sıralamakta; metin içinde kaynak ve müellif adlarını zikrederek sistemli atıflar yapmakta ve bölüm sonlarında da çoğu kez kendi kanaatini açıkça beyan etmektedir. Eserde; Arapların fazîleti, Kureyş sevgisi, Hz. Peygamber’in soyunun temizliği ve atalarının Hanîf dini üzere bulunduğu vurgulanarak, ebeveyn-i Resûl’ün necâtını savunan ve reddeden görüşler delilleriyle aktarılmakta ve ebeveyn-i Resûl’e küfür isnad etmenin dinî hükmü üzerinde durulmaktadır. Müellif, Hz. Peygamber’in anne ve babasının necâtına dair “ehl-i fetret”, “hanîf din” ve “ihyâ” görüşlerine geçmeden, “peygamberlik nûru”nun ced ve ebeveyn etrafında nasıl tezahür ettiğini gösteren kronolojik bir olay örgüsü anlatmaktadır. Burada Abdülmuttalib’in hayatından kesitler anlatılarak, oğlu Abdullah’ın sıradan bir kul değil, henüz Hz. Peygamber doğmadan “seçilmiş” bir şahsiyet olduğuna zımnî olarak işaret edilmektedir. Yaşananlar, nübüvvetin zuhuruna hazırlık mahiyetindeki ilâhî takdir süreci olarak aktarılmakta; onların Allah katındaki mazhariyetleri öne çıkarılarak okuyucuda “Allah’ın onlardan razı olduğu” düşüncesi oluşturulmaya çalışılmaktadır. Müellif, eserinde ebeveyn-i Resûl’ün necâtına dair klasik görüşleri ele alırken öncelikle ‘ehl-i fetret’ ve ‘hanîf din’ yaklaşımlarını delilleriyle birlikte geniş bir çerçevede aktarmaktadır. Buna mukabil son sırada zikrettiği ‘ihyâ’ rivayetinin zayıf olduğunu ve bu yolla itikadî bir meselenin temellendirilemeyeceğini açıkça ifade etmektedir. Dolayısıyla metnin tertibi, tartışmanın ağırlık merkezinin ilk iki görüş üzerinde kurulduğunu, ‘ihyâ’ yaklaşımının ise yardımcı ve ihtiyatla ele alınan bir çerçevede değerlendirildiğini göstermektedir. Ayrıca eserde hilâfet meselesi, Hz. Peygamber’in yaratılışı, bi‘set, vahyin mahiyeti, mi‘rac, çeşitli sûrelerin tefsirleri, ayet ve hadislerin sarf-nahiv tahlilleri gibi konular da ele alınmaktadır. Bu sebeple eserin siyer-akâid başta olmak üzere birçok ilim dalıyla irtibatlı olduğu söylenebilir. Eserde, hilâfetin Kureyş’e ait olduğu ve hilâfet döneminin otuz yılın ardından saltanat yönetimine dönüştüğü yönündeki rivayetler aktarılmakta; müellifin de bu görüşü tercih ettiği görülmektedir. Müellifin hilâfet anlayışına dair bu değerlendirmeleri, hilâfetin o dönemde Osmanlı’da bulunması ve eserin özellikle Türk okuyucular için kaleme alınmış olması sebebiyle dikkat çekicidir. Bu yaklaşım, tek başına hilâfetin Osmanlı siyasetinde merkezi bir konuma sahip olmadığını göstermese de, dönemin bazı âlimlerinin hilâfet kurumuna ve tarihsel-siyasî tasavvurlarına dair önemli ipuçları sunmaktadır. Nuh Efendi, zayıf rivayetleri de sistemli biçimde yardımcı delil olarak kullanmakta; tek başına yeterli sayılmayan rivayetleri bir arada değerlendirilerek ebeveyn-i Resûl’ün necâtı görüşünü teyit etmektedir. Müellifin, farklı meselelerde kendi kanaatine muhalif olanlara herhangi bir suçlama yöneltmemesi dönemin ilmî hoşgörüsünü yansıtmaktadır. Eserin on üç yazma nüshasının tespit edilmiş olması, Osmanlı ilmî muhitinde belirli bir dolaşıma sahip olduğuna ve ilgi gördüğüne işaret etmektedir. Bu çalışmada nitel araştırma yöntemi benimsenmiş; Nuh b. Mustafa’nın Mürşidü’l-hüdâ adlı eseri yazma nüshaları üzerinden incelenmiş, metin içi beyanları, kaynak kullanımı ve ilmî bağlamı metin tahlili ve karşılaştırmalı analiz çerçevesinde değerlendirilmiştir. Sonuç olarak çalışma, Mürşidü’l-hüdâ’nın salt bir tercüme niteliği taşımadığını, müellifin tercih ve değerlendirmelerini yansıtan özgün bir telif karakteri gösterdiğini ortaya koymaktadır.}, number={1}