TY - JOUR T1 - From Quinaquina to ‘Quinine Law’: A Bitter Chapter in the Westernisation of Turkish Medicine TT - Türk Tıbbının Batılılaşma Sürecinde Kınakına Kullanımı: Başlangıçtan ‘Kinin Kanunu’na Kadar AU - Günergun, Feza AU - Etker, Şeref PY - 2013 DA - June JF - Osmanli Bilimi Arastirmalari (Studies in Ottoman Science) PB - İstanbul Üniversitesi WT - DergiPark SN - 1303-3123 SP - 41 EP - 68 VL - 14 IS - 2 LA - en AB - Medical theory and therapeutics prevailing in the Ottoman Empire untilthe 19th century were founded in medieval Islamic medicine. From fifteenthcentury onwards, however, new treatment modalities and drugs were introducedfrom West, either by European physicians practicing in Ottoman lands and/orthrough translations of European medical books. Trade was another vehicle ofdissemination. The cinchona bark or quinaquina of South American originproved to be an effective drug for treating fevers, and was among these“European” (efrenci) remedies. The earliest work introducing quinaquina(kınakına in Turkish) and promoting its use was a treatise compiled by AliMünshi (d. 1734), a Turkish court physician. Cinchona bark, however, shouldhave reached the Islamic world well before Ali Munshi’s description. Besidesconventional antipyretic procedures such as purgatives/laxatives and coolingdrinks, Ali Munshi administered cinchona powder to his patients. Apparently,Thomas Sydenham’s and Adrien Helvetius’s treatments of fevers by quinaquinawere known to him.solated from cinchona bark in 1820 by P.J.Pelletier and J.B.Caventou,quinine became to be widely used in Europe against intermittent feversincluding malaria, in the 19th century. Quinine sulphate – popularised as“solfato” – was included among the pharmaceuticals to be used in Ottomanmilitary hospitals in 1831, if not earlier. The Ottoman Military Pharmacopoeiadated 1844 described the preparation of quinine sulphate from cinchona barkand gave its posology. Quinaquina and quinine sulphate employed in themilitary and sold in the drugstores were imported from Europe. In midnineteenth century, quite a number of apothecaries would sell counterfeitedquinine sulphate, as well. By the end of the century, the list of pharmaceuticalsthat should be kept in Ottoman drugstores counted about twenty-six quininecompounds and pharmaceutical forms of quinaquina. Allegations of impuritiesand adulteration in quinine compounds were exacerbated by commercialcompetition, and necessitated for the arbitration of the Imperial MedicalCouncil. Quinine became widely available and its indications specifiedfollowing its large scale, yet monopolistic, production in South-East Asia, andthe elucidation of malaria parasitology. During World War I, Germanphysicians serving under the Ottoman command undertook clinical research inSouthern Anatolia/Asia Minor where malaria was endemic. A “Quinine Law”issued in 1917 enforced control over the quality and distribution of thesubstance, and established the priority of the drug which symbolised theevolution of traditional Turkish medicine at the turn of the 18th century, andsignified the emergence of modern medical treatment with pharmaceuticals atthe close of the 19th century, heralding the westernisation of Turkish medicine. KW - Cinchona bark KW - quinine KW - quinaquina KW - solfato KW - Ali Münşi KW - Ömer Şifai KW - Pierre Apey KW - Zimmer affair KW - Joseph Zanni KW - Quinine Law KW - State Quinine KW - malaria KW - iatrochemistry KW - therapeutics N2 - Osmanlı İmparatorluğu’nda tıp teorisi ve tedavi, 19. yüzyıla gelinceye kadar Ortaçağ İslam tıbbı üzerine kuruluydu. Yeni tedavi yöntemleri ve yeni droglar, 15. yüzyıldan itibaren, Osmanlı topraklarında çalışan Avrupalı doktorlar veya Avrupa tıp kitaplarının tercümesiyle Batı’dan aktarılmaya başlandı. Ateşli hastalıkları tedavide etkin olan kullanılan Güney Amerika menşeli kınakına kabuğu, bu “Avrupa” droglarından biriydi. Kınakınayı Türkiye’de tanıtan ve kullanımını teşvik edenlerden ilk hekimlerden biri Ali Müşi (öl.1734) ise de, bu drog İslam dünyasına daha önce ulaşmış olmalıdır. Müshil ve müleyyinler, serinlik veren içecekler gibi geleneksel ateşdüşürücü yöntemler yanında, Ali Münşi hastalarına kınakına tozu da tavsiye etmekteydi. Anlaşıldığı kadarıyla, Thomas Sydenham’ın ve Adrien Helvetius’un ateşli hastalıkları tedavi yöntemlerinden haberdardı. Kinin, ilk defa 1820 yılında, kınakına kabuğundan P.J. Pelletier ve J.B. Caventou tarafından elde edildi. Sıtma gibi ateşli hastalıklara karşı 19. yüzyılda Avrupa’da kullanıldı. Halk arasında ‘solfato’ olarak tanınan kinin sülfat, 1831 yılında, belki de daha önce, Osmanlı askeri hastanelerine girdi. Osmanlı askeri farmakopesi (1844), kınakına kabuğundan kinin hazırlanmasını ve pozolojisini vermekteydi. Orduda kullanılan ve dükkânlarda satılan kınakına ve kinin sülfat Avrupa’dan ithal edilmekteydi. Ondokuzuncu yüzyılın ortasında, önemli sayıda eczanede tağşiş edilmiş kinin sülfat bulunuyordu. Yüzyılın sonunda, Osmanlı eczanelerinde 26 kadar kinin bileşiği ve kınakınanın değişik farmasötik formları yer almaktaydı. Safsızlık iddiaları ve kinin bileşiklerinin tağşişi ticari rekabet çerçevesinde şiddetlendi ve Tıbbiye Meclisi’nin hakemliğine başvuruldu. I. Dünya Savaşı sırasında, Osmanlı ordusunda çalışan Alman hekimler, sıtmanın andemik olduğu Güney Anadolu’da klinik araştırmalar yaptılar. 1917’de çıkarılan Kinin Kanunu, bu maddenin kalitesine ve dağıtımını düzenlemekteydi. Bu kanun ile 19. yüzyılın sonunda Türkiye’de modern tıbbi tedavinin doğuşunu simgeleyen kininin öncülüğü ortaya konmuş oldu. UR - http://dergipark.org.tr/tr/pub/iuoba/issue//14349 L1 - http://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/13400 ER -