@article{article_1618790, title={YEZÎD B. MUÂVİYE’NİN VELİAHT OLARAK BELİRLENMESİ ÜZERİNE YAŞANAN TARTIŞMALARIN DEĞERLENDİRİLMESİ}, journal={Kilis 7 Aralık Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi}, volume={12}, pages={81–106}, year={2025}, DOI={10.46353/k7auifd.1618790}, author={Cide, Ömer}, keywords={İslâm Tarihi, Hilafet, Sistem, Veliahtlık, Yezîd.}, abstract={Çalışmamızın konusu, Müslümanların yönetici belirlemede uyguladıkları sistem olan veliahtlık ve ilk aday olan Yezîd b. Muâviye etrafındaki tartışmaları değerlendirme olacaktır. Çalışmanın amacı, veliahtlık sistemine yöneltilen eleştirilerin Yezîd’in kişiliğine yönelik olduğunu ortaya koymak ve sistemin ilgili şahsın kişiliğinden ayrı değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaya çalışmaktır. Yöntem olarak tümevarım kullanılacaktır. Kaynaklar taranacak, ilgili bilgiler toplanarak değerlendirmeye tabi tutulacaktır. Veliaht, halife veya hükümdarların kendilerinden sonra tahta geçmek üzere belirledikleri kişileri ifade eder. Veliaht olarak belirlenen kişi işlemi gerçekleştiren halife veya kralın erkek çocuğu olabileceği gibi diğer akraba veya kan bağı olmayan biri de olabilir. Bu bağlamda bakıldığında Müslümanların ilk halifesi olan Hz. Ebû Bekir’in, Hz. Ömer’i halife olarak tayin etmesi veliahtlık uygulaması olarak değerlendirilebilir. İslâm tarihinde kendi oğlunu veliaht tayin eden ve ona biat alan ilk kişi Muâviye b. Ebî Süfyan’dır. Onun kendi oğlunu veliaht tayin etmesi o güne kadar gelen teamüllere aykırıydı. Hz. Ömer’in öleceği anlaşılınca kendisinden sonra birini tayin etmesi istenmiş ancak o, böyle bir tasarrufta bulunmamıştır. Hatta oğlu Abdullah’ı kendisinden sonra halife olarak tayin etmesi talep edilmiş ancak bu teklifi reddetmiştir. Aynı şekilde kendisinden sonra oğlu Hasan’a halife olarak biat edilmesi konusu Hz. Ali’ye de sorulmuştur. O, işin ümmet tarafından çözülmesi gereken bir mesele olduğunu söyleyerek olumlu veya olumsuz herhangi bir kanaat belirtmemiştir. Her ne kadar kendisinden sonra oğlu Hasan’a biat edilmişse de Hz. Ali oğlunu işaret etmediği gibi ona biat alma girişiminde bulunmamıştır. Muâviye’nin oğlunu veliaht tayin etmesinin görünürdeki gerekçesi; Müslümanlar arasında halife seçiminden dolayı yeniden kan akmamasıdır. Ancak maksadının iktidarın kendi soyundan devam etmesi şeklinde yorumlanmıştır. Bu yeni uygulamaya en büyük direncin Medine’den geldiği söylenebilir. Çünkü Medine, Müslümanlar açısından saygı gören sahâbe ve çocuklarının yaşadığı yer ve aynı zamanda meşruiyet açısından onayı alınması gereken insanların bulunduğu bir şehirdi. Bu açıdan oranın biatının alınması önemliydi. Bunun farkında olan Muâviye, Medine ileri gelenlerinin onayını alma konusunda çok çaba sarf etmiştir. Medine ahalisi üç gerekçeyle Muâviye’nin bu uygulamasına karşı çıkmışlardır: Sahabe uygulaması olan şûranın terke edilmesi, Hicaz’ın saltanat sistemine alışık olmaması ve Yezîd’in bilinen kötü huyları. Medine ileri gelenleri açısından en anlaşılır itiraz Yezîd’in yaşantısıdır. Çünkü Medine halkına göre, halife olacak kişinin İslâm’ın temsil etmesi açısından din ile bağdaşmayan huyların olması kabul edilemezdi. Onlara göre dini ilkelerin yaşanması ve temsil edilmesi en önemli önceliktir. Ancak özelde Medine genelde ise Hicaz dışındaki merkezlerin İslâmiyet ile tanışmaları fetihler kanalıyla olmuştur. Ganimetlerden faydalanmak Müslüman olmaları için önemli bir etkendi. Dolayısıyla onların din ile bağlantılarında ekonomik yapı oldukça etkindir. Maddi anlamda refah sağlayacak bir halifenin din ile bağdaşmayan huyları fazlaca sorun teşkil etmeyecektir. Veliahtlık sistemi değerlendirilirken meydana gelen sosyal değişimin unutulmaması gerekir. Çünkü İslâm coğrafyası yüz ölçüm bakımından büyük bir genişleme ve demografik bakımdan büyük bir artış göstermiştir. Hicaz bu coğrafya ve nüfus içerisinde azınlık durumuna düşmenin yanında siyasî etkisini de yitirmiştir. Her ne kadar Hicaz bölgesi saltanat ile yönetilmemişse de İslâm coğrafyasına yeni katılmış bölgelerin büyük kısmı bu sistemi biliyorlardı. Bizans hâkimiyetinde bulunan Suriye, Mısır, el-Cezire, Sâsânî egemenliğinde bulunan Irak ve İran bölgesinin tamamı hanedanlıklar tarafından yönetilmeye alışıktı. Zaten bu sistemi getiren Muâviye, Suriye bölgesinde uzun süre valilik yapmıştı. Veliahtlık konusundaki tartışmalar bu yöntemle başa geçen Yezîd etrafında yoğunlaşmaktadır. Yezîd’in eğlenceye düşkün olması, ibadetlere karşı kayıtsız oluşu, ava ve köpek boğuşturmaya meraklı olması tenkit edilen huyların başında gelmektedir. Yezîd’in yönetimde bulunduğu esnada sebep olduğu Kerbela Olayı, Harre Vakıası ve Kâbe’nin kuşatılıp tahrip edilmesi daha sonraki dönemlerde İslâm dünyasında en fazla tartışılan konular arasında yerini almıştır. Sonuç olarak veliahtlık, sistem olarak tartışılma yerine bu yolla başa geçen Yezîd’in huyları ve yönetimi esnasında sebep olduğu facialar odak hâline gelmiştir. Zira aynı}, number={1}, publisher={Kilis 7 Aralık Üniversitesi}