@article{article_1908767, title={GÖÇEREVLİ MİRASIN İZİNDE: HUNLARDAN OSMANLILARA ULAŞIM KÜLTÜRÜNÜN DÖNÜŞÜMÜ BAĞLAMINDA OTOMOBİL OLGUSU}, journal={Uluslararası Toplumsal Bilimler Dergisi}, volume={10}, pages={127–158}, year={2026}, url={https://izlik.org/JA99KE77MC}, author={Diken, Hasan Ali}, keywords={Otomobil, Otomobil Kültürü, Osmanlı, Osmanlı Dönemi, Otomobilin Osmanlı’daki Tarihsel Seyri}, abstract={<p>On dokuzuncu yüzyılın son çeyreği itibarıyla Sanayi İnkılabı’na ait etkilerin Osmanlı coğrafyasına sirayet etmesini takiben Batı menşeli teknik ve teknolojik ilerlemeler de İmparatorluk topraklarına girmeye başlamıştır. Bu ilerlemelerden biri olan otomobil, özellikle II. Abdülhamid devrinde saray çevresi ve yabancı elçilikler aracılığıyla İstanbul’da görünürlük kazanmıştır. İlkin sınırlı sayıda ithal edilen otomobiller, halkın gündelik yaşamını belirlemekten ziyade seçkin zümrelerin kullanımına mahsus bir gelişim seyri izlemiştir. Çünkü otomobil, Osmanlı’da salt bir ulaşım aracı olmaktan çok prestij ve güç göstergesi bir vasıta olarak algılanmıştır. Söz konusu durumu tetikleyen en önemli sebep ise otomobilin malum dönemde yalnızca Osmanlı’ya başkentlik yapan İstanbul’la sınırlı kalmasıdır. Ayrıca şehir dokusunun dar sokakları, yetersiz yol altyapısı ve teknik bakım imkânlarının sınırlılığı da Osmanlı’daki otomobil kültürünün yaygınlaşmasını güçleştiren başlıca faktörler arasında yer almıştır. İlgili hususun yanı sıra otomobil; Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa ülkeleriyle kurduğu sosyal, kültürel, siyasi, askerî ve ekonomik ilişkilerin sembolik bir unsuru hâline gelmiştir. Otomobil, Avrupa’daki sosyokültürel ve sosyoekonomik gelişmelere istinaden Osmanlı’nın modernleşme arayışının maddi göstergelerinden biri olarak değerlendirilmiştir. Zira basında çıkan haberler, çağın bürokratik düzenlemeleri ve trafikle ilintili ilk hukuki girişimler otomobil kültürünün Osmanlı kamusal alanındaki varlığını belgeleyen önemli somut veriler sunmaktadır. Sonuç olarak otomobil kültürü, Osmanlı devrinin son demlerinde geniş halk kesimlerine yayılan bir toplumsal pratik olmaktan ziyade modernleşme sürecinin elit düzeydeki temsillerinden birini ortaya çıkarmıştır. Nitekim o dönemdeki ilk tecrübeler, daha sonraki süreçlere yoğun bir biçimde yansıyan otomobil kültürüne dair tarihsel zeminin meydana getirilmesi bakımından büyük bir önem arz etmektedir. Bahsi geçen tecrübelerde şüphesiz tarih sahnesine binaen Türklerin geliştirdikleri yaşam tarzlarına dönük bir kök ve kod sistemi vardır. Bu minval üzere otomobil, Türk milletinin psikososyal algısında attan sonraki en değerli araç olarak kabul edilmektedir. Bilindiği gibi otomobil; tarihî mecrada Hunlardan itibaren atlı-göçebe, konargöçer, göçerevli veya göçer bir hayat standardını tutturan Türk milleti için mühim bir yer kaplamaktadır. Dolayısıyla otomobil olgusunu, Hunlarla başladığı bilinen göçerevlilik sürecindeki at ve atlı araba kültürlerinin bir devamı olarak nitelendirmek mümkündür. Böylece Hunlardan Osmanlılara kadar süregelen konargöçer hayat standardı ekseninde atlı kültürden otomobilli kültüre geçişin tarihsel ve kültürel altyapıları üzerinde durulmalıdır. İçinde bulunulan zamanın şartları gereğince attan inen Türkler için göçebe veya göçküncü bir yaşam modelini sürdürmek otomobil ile daha da kolay bir hâl almıştır. Malum duruma yönelik olarak bu çalışma, otomobil kültürünün Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki tarihsel gelişim sürecini; modernleşme dinamikleri, teknolojik yenilikler ve toplumsal dönüşümler bağlamında incelemeyi amaçlamaktadır. Dahası çalışmada halkbiliminin tarihsel ve işlevsel bakış açılarından hareketle Osmanlı Devleti’ndeki otomobil kültürünün ayrıntılı olarak açıklanması hedeflenmektedir. Netice itibarıyla Türklerin “atlı araba” olgusundan “otomobil” olgusuna geçiş süreci, kendine has kültürel değişim ve dönüşüm seyri içinde Osmanlı dönemindeki tarihî geri planına binaen izah edilmektedir. Böylelikle otomobil, bilhassa Osmanlı’nın başkenti olan İstanbul’daki gündelik hayatı etkileyen ve şekillendiren yönleriyle ele alınmaktadır. En nihayetinde otomobilin Osmanlı’daki günlük yaşam çizgisini belirleyen ve yönlendiren nitelikleri, tarihsel derinliğin el verdiği bir kültürel devamlılığa ilişkin olarak ortaya konulmaktadır. </p>}, number={2}