@article{article_975594, title={Marx ve Arendt’te Sosyal Olan: Fenomenolojik Bir Değerlendirme}, journal={Mülkiye Dergisi}, volume={45}, pages={305–328}, year={2021}, author={Ünlü, Seval}, keywords={Marx, Arendt, Sosyal Olan, Görüngü, El Birliği}, abstract={Sosyal olan, toplum (society) ya da topluluk yaşamıyla ilgili olanın (societal) ötesinde ekonomi, hukuk, politika gibi alanlara indiregenemeyecek, özerk bir alanı ifade eden modern bir olgudur. Sosyal olan ve politika ilişkisine baktığımızda iki temel hat ayırt edebiliriz: Birincisi politikanın özerkliğini vurgular ve sosyal olandan farkını öne çıkarır. İkincisi ise özerklik savının aksine sosyal olan ve siyasal arasındaki dolayım ilişkisine odaklanır. Birinci hattı temsil eden düşünürlerden biri olan Hannah Arendt, sosyal olanı, ne özel alanın ne kamusal alanın kendi varlığını koruyabildiği melez bir alan olarak tanımlar. Ona göre modern toplumlarda politikanın geri çekilişi ve kamusal alanın yitiminin başlıca sorumlusu sosyal olanın yükselişidir. Bu nedenle Arendt, sosyal olanı politikanın karşıtı olarak değerlendirir. İkinci hattaki temel kaynak ise Marx’ın sosyallik çözümlemesinden gelir. Marx’ta sosyallik iki yönlüdür: Hem insan ve doğa ilişkisinin tarihsel özelliklerinden bağımsız düşünülebilecek olan genel bir nitelik hem de modern kapitalist koşullar altında sermaye tarafından yönlendirilen bir olgudur. Bu iki boyutu birlikte düşünmek, sosyal olanın hem nesnel koşullar altındaki olumsuz özelliklerini tespit etmeyi sağlar hem de bunun zorunlu olarak böyle olmadığına dair olumsal bir yaklaşım sunar. Arendt’in sosyal olana odaklanan Marx eleştirisi, onun “fenomenolojik özcü” olarak nitelenen bakışına dayanmaktadır. Fenomenolojik özcülük, Arendt’in, politikanın fenomenal doğasını kanıtlamak isterken insani etkinliklerin her birine kendine has ve diğerleriyle karışmaması gereken bir alan tahsis edişini ifade eder. Nitekim Arendt’in diğer insani etkinlikler içerisinde politikaya özerk bir konum atfetmesi de bu bakışıyla bağlantılıdır. Buradan hareketle Marx’ın sosyal olan kavrayışını da onun yöntemini fenomenolojik açıdan çözümleyen düşünürlerden esinle ele almak mümkündür. Bu düşünürlere göre Marx’ın özellikle Kapital’de benimsediği yöntem, görüngüsel biçimlerdeki özü arayan (eidetic) fenomenolojik bir yöntemdir. Bu yöntem en açık şekilde, Marx’ın emeğin kapitalist sosyallik içinde aldığı biçim olarak tanımladığı soyut emek çözümlemesinde görülebilir. Bu çalışmada iki yaklaşım arasındaki gerilimden yola çıkarak politikanın ve sosyal olanın, karşıtlık veya ikilik olarak kavranmasının neden olduğu kısıtlılıklar irdelenecektir. İnsani etkinliklerin, mevcut toplumda insani gelişimi sakatlayan sosyalliği yıkıcı yönlerinden bağımsız ele alınamayacağı savunulacaktır.}, number={2}, publisher={Mülkiyeliler Birliği Genel Merkezi}