Farklı kuşaklardan olsalar da birer bilim insanı olarak Philippe Lejeune ve Hollandalı tarihçi Jacques Presser'in (1899–1970) birçok ortak noktası var. Her ikisi de otobiyografik metinleri ana araştırma odağı olarak seçtiler ve bu seçimlerini otobiyografik yazıların tarihte ve edebiyat araştırmalarında pek ciddiye alınmadığı zamanlarda yaptılar. İkisi de bu zengin ama keşfedilmemiş alanda yöntem oluşturma ihtiyacı hissettiler. Yine iki isim de bu alanda yeni tanımlar önermekle birlikte otobiyografik metnin daima dar kalıplara direndiğinin farkında olmuşlardı. İkisini de -kurgu ile hayat yazımı arasındaki örtüşme gibi- aynı teorik problemlerle karşı karşıya kaldı. İkisi de -Anne Frank'ın günlüğü ve Jean-Paul Sartre'ın çalışmaları gibi- aynı metinler hakkında yazdılar. Son olarak ikisi de yazdıkları metinlerde kendi ‘ben’lerini ortaya koymaktan çekinmediler.
Although they belong to different generations of scholars, Philippe Lejeune and the Dutch historian Jacques Presser (1899–1970) have much in common. Both have chosen autobiographical writing as a main focus of research, and this at times when this type of texts was hardly seen as a serious subject, both in literary studies and in history. Both felt a need to create order in this unexplored but rich field. And with this in mind, both have proposed new definitions while being aware that autobiographical writing has always resisted narrow enclosures. They both were drawn to the same theoretical problems, such as the overlap between fiction and life writing. Both have written about the same texts, such as the diary of Anne Frank and the work of Jean-Paul Sartre.
| Primary Language | Turkish |
|---|---|
| Subjects | Biography, Historical Studies (Other) |
| Journal Section | Translation |
| Translators | |
| Submission Date | July 21, 2025 |
| Acceptance Date | December 22, 2025 |
| Publication Date | January 21, 2026 |
| Published in Issue | Year 2026 Volume: 3 Issue: 2 |