Bir Nispetin Tashihi: el-Bağdâdî’nin Ebü’l-Hüzeyl el-Allâf’a Atfettiği Mârifetullahın Zarûrîliği Görüşü Üzerine Bir İnceleme
Abstract
Ebü’l-Hüzeyl el-Allâf kelâm tarihinde rasyonel teoloji taraftarları arasında zikredilen önemli bir figürdür. Kelâm sistemini de bu çerçevede geliştirerek insanın akıl yürütme (nazar) ile ilk edinmesi gereken bilginin Tanrı’nın varlığına ve tevhîde dair bilgiler olduğunu öne sürmüştür. Bu bağlamda geliştirdiği hudûs delilini de nazar faaliyetinin içeriğini oluşturacak şekilde tasarlamış ve Tanrı’nın varlığının bu delille rasyonel şekilde ispatlanabileceğini savunmuştur. Bu iddia zımnen Tanrı’ya dair bilginin nazar-istidlâl ile elde edilebileceği görüşünü içerir. Bir başka ifadeyle insanın mârifetullahı biliş tarzı nazarîdir. Ebü’l-Hüzeyl, kelâm epistemolojisine ilişkin bu görüşlerini salt entelektüel bir seviyede tutmakla yetinmeyerek insanın mükellef olma yönüyle de irtibatlandırır ve kulun üzerine ilk vâcip olan eylemin Tanrı’ya ilişkin bilgiyi nazar yöntemiyle edinmek olduğunu iddia eder. Böylece insanın, buluğ çağına erdiğinde dine ilişkin kurduğu ilk irtibatı Tanrı’ya dair bilgi olarak vazeder. Ancak el-Allâf’ın günümüze ulaşan herhangi bir eseri olmadığından bu görüşleri ikincil kaynaklardan öğrenilebilmektedir. Bu bağlamda kaynak olma niteliğini haiz Bağdâdî’nin (öl. 429/1037-38) eserlerinde Allâf’a -Muʿtezilî müelliflerin hiçbirinin nispet etmediği- Tanrı’ya ilişkin bilginin zarûrîliği görüşü nispet edilir. Bağdâdî’nin bu görüşünü denetlemek amacıyla Allâf’ın mezhebine müntesip düşünürlerin eserleri tetkik edildiğinde mârifetullahın zarûrîliği fikrinin ona nispet edilmediği, aksine mârifetullahın nazarî olduğuna ilişkin pek çok veri olduğu görülür. İki istisna dışında Türkçe ve yabancı dildeki pek çok modern araştırmacı, Bağdâdî’nin bu nispetini esas alarak el-Allâf’ın kelâm sistemiyle çelişkisini dikkate almaksızın Tanrı’ya ilişkin bilginin zarûrîliği görüşünü ona atfetmiştir. Bu makalede Bağdâdî tarafından Ebü’l-Hüzeyl Allâf’a atfedilen mârifetullahın zarûrîliği görüşünün hatalı bir nispet olduğu temellendirilmeye çalışılmıştır. Bu amaca matuf olarak üç sorunun cevabı aranmıştır: (i) Allâf’ın rasyonel teoloji anlayışının yanı sıra başka teorilerinin mârifetullahın zarûrîliği görüşü ile çelişki arz edip etmediği. (ii) Muʿtezile’ye mensup müelliflerin konu bağlamında Allâf’a atfettiği görüşün tespiti. (iii) Bağdâdî’nin Allâf’a bu görüşü nispet etmesinin muhtemel sebeplerinin neler olduğu. İlk soru bağlamında el-Bağdâdî’nin nispetinin el-Allâf’ın yalnızca rasyonel teoloji anlayışı ile değil, mârifetullah ve mükellef olma teorisi ile de çelişki arz ettiği müşâhede edilmektedir. Çünkü bireyin bir eylemle sorumlu olması o eylemin insanî kudretin sınırlarına dahil olmasını gerektirir. Ancak Tanrı’ya dair bilginin zarûrî olduğu kabul edildiği takdirde bu bilgi kategorik olarak insanın kudreti dışına çıkarılmaktadır. Allâf’ın bireyi fiile yönlendiren hâtır bağlamında söyledikleri incelendiğinde aynı durumla karşılaşılır. Mârifetullahın zarûrîliği ile çelişkili olan bir diğer konu ruʾyetullaha ilişkin ayetlerin tefsiri bağlamında Allâf’ın söylediklerinde bulunur. Allâf, Musa peygamberin talebini, kendisinde nazarî bir tarzda bulunan mârifetullahın, zarûrî bilgi statüsüne yükseltilme isteği olarak yorumlar. Onun bu tefsiri mârifetullahın zarûrîliği teorisi ile uyuşmazlık içerisindedir. Cevap aranan ikinci soru çerçevesinde yapılan çapraz okumalar Mu‘tezilî geleneğin Bağdâdî’den farklılaştığını ortaya koymaktadır. Nitekim bu kaynaklar Bağdâdî’nin aksine Allâf’ın Tanrı’ya ilişkin bilgiyi nazarî telakki ettiği konusunda birleşmektedir. Bu incelemenin neticesinde Allâf’a yapılan bu nispetin doktriner ve tarihsel boyutta sağlam temellere sahip olmadığı müşâhede edilmektedir. Bağdâdî’nin Allâf’a bu görüşü nispet etmesinin muhtemel iki sebebi vardır: (i) Mezhep taassubundan kaynaklı olarak Allâf’ı mantıksal bir tutarsızlık içerisinde gösterme isteği. (ii) Bağdâdî’nin Allâf’ın delilin bilinmesi durumunda nazara ihtiyaç duyulmaksızın medlûle ilişkin bilgiye ulaşılacağı görüşünden hareketle mârifetullahı zarûrî olarak kabul ettiği neticesini çıkarması. Her iki ihtimalde de Bağdâdî’nin Allâf’a bu görüşü nispet etmesi yöntemsel bakımdan hatalı ve onun sistemi açısından temelsizdir. Mu‘tezilî yazarların eserlerinde geçen bilgiler Bağdâdî’nin nispetinin hatalı olduğunu doğrulamaktadır. Ayrıca bilginin insan kudretinden hareketle yapılan kesbî-zarûrî ayrımı açısından Allâf’ın mârifetullahı zarûrî kategorisinde görmesi bu bilgiyi teklifin dışına çıkardığı anlamına gelecektir ki onun kelâm anlayışında kul bu bilgiyle mükelleftir. Dolayısıyla süreç kesbî ise bilginin de kesbî olması gerekir. Akıl yürütmenin olup olmadığından hareketle yapılan nazarî-zarûrî bilgi ayrımı açısından da zarûrî görmesi söz konusu değildir. Zira o mârifetullaha nazar ile ulaşılacağını savunur.
Keywords
Correction of a Misattribution: An Analysis of the View on Divine Knowledge as 'Necessary Knowledge' Ascribed to Abū al-Hudhayl by al-Baghdādī
Abstract
Al-ʾAllāf argued that knowledge of God (maʿrifatullāh) is speculative (naẓarī) and attainable through the argument from contingency (dalīl al-ḥudūth). Accordingly, he integrated this epistemology into his theory of moral obligation (taklīf), asserting that the first duty of a mature individual is to acquire this knowledge via rational speculation (naẓar). However, since no works of al-ʾAllāf have survived, his views are known only through secondary sources. In this regard, the works of al-Baghdādī (d. 429/1037-38) -a source of considerable significance- attribute the view that knowledge of God is "necessary" (ḍarūrī) to al-ʾAllāf, a position that openly contradicts rational theology and is not ascribed to him by any Muʾtazilī authors. When the works of thinkers belonging to al-ʾAllāf’s own sect are examined to verify al-Baghdādī’s claim, it becomes evident that the view of the necessity of maʿrifatullāh is not attributed to him; on the contrary, there is abundant data indicating that he considered it to be speculative (naẓarī). With two exceptions, numerous modern researchers, both in Turkish and other languages, have relied on al-Baghdādī’s attribution, ascribing the view of the necessity of maʾrifatullāh to al-ʾAllāf without considering its contradiction with his theological system. This article attempts to substantiate that the view of the necessity of maʿrifatullāh attributed to Abū al-Hudhayl al-ʾAllāf by al-Baghdādī is an erroneous attribution. On that basis, this study seeks to answer three questions: (i) Do other theories of al-ʾAllāf, alongside his rational theology, contradict the view of the necessity of maʿrifatullāh? (ii) What is the view attributed to al-ʾAllāf by Muʾtazilī authors in this context? (iii) What are the probable reasons for al-Baghdādī’s attribution of this view to al-ʾAllāf? In this context, it is first observed that al-Baghdādī’s attribution contradicts not only al-ʾAllāf’s rational theology but also his theory of obligation (taklīf) regarding maʾrifatullāh. For an individual to be held responsible for an action, that action must be within the limits of human capacity. If maʿrifatullāh were necessary, there would be no need for an impulse to direct the human to acquire this knowledge. Consequently, a contradiction exists between the theory of khāṭir and the view of the necessity of maʿrifatullāh. Another issue contradictory to the necessity of maʿrifatullāh is found in al-ʾAllāf’s interpretation of verses regarding the vision (ru’yatullāh). al-ʾAllāf interprets the request of the Prophet Moses as a desire for the knowledge of God, which he possessed in a speculative mode, to be elevated to the status of necessary knowledge. This interpretation is incompatible with the theory of the necessity of maʿrifatullāh; for if this knowledge were already necessary, why would Moses request it be raised to the level of necessity? The most apparent contradiction is found in al-ʾAllāf’s theory of "acts of obedience not intended for God" (ṭāʿāt lā yurādu bihaʾllāh). Sources transmitting this theory clearly state that al-ʾAllāf accepted that some people do not possess knowledge of God. It is impossible for a thinker adopting these views to regard maʿrifatullāh as categorical necessary knowledge. Regarding the second question, when the view attributed to al-ʾAllāf by al-Baghdādī is subjected to a cross-reading with the works of other Muʿtazilī authors, it is apparent that other sources diverge from al-Baghdādī and attribute the view of the speculative nature of ma'rifatullāh to al-ʾAllāf. As a result of this examination, this study argues that this attribution possesses no solid foundation in either doctrinal or historical dimensions. There are two probable reasons for al-Baghdādī’s attribution of this view to al-ʾAllāf: (i) A desire, stemming from sectarian bias, to portray al-ʾAllāf as logically inconsistent. (ii) al-Baghdādī’s deduction that al-ʾAllāf accepted maʿrifatullāh as necessary, based on al-ʾAllāf’s view that knowledge of the signified (madlūl) is attained without the need for speculation once the proof (dalīl) is known. In either case, al-Baghdādī’s attribution of this view to al-‘Allāf is methodologically erroneous and groundless regarding his system.
Keywords