The Legacy of Ibn Sīnā on Modality: The Formation and Transmission of a Tradition
Abstract
Modality stands out as one of the most serious and challenging problems in the discipline of logic. Aristotle's brief and veiled commentary on modality seems to have occupied the minds of almost all logicians, including Ibn Sīnā, and firstly the Aristotelian commentators. Ibn Sīnā, who is considered a milestone in both the history of philosophy and logic, left a legacy that was inherited by subsequent generations, providing a productive and rich body of knowledge. The fundamental source from which the logic literature produced by the tradition known as the "later scholars" of Islamic logic -roughly beginning in the 12th century and continuing into the 19th century, up to the Tanzimat era of the Ottoman Empire- is undoubtedly the legacy of Ibn Sīnā. However, this legacy was not something that was passed on or inherited automatically. The second half of the 11th century, and especially the 12th century, can be considered a historical period in which, on the one hand, the early period of Islamic logic came to an end, and on the other hand, the legacy of this period was transferred to the later period. The most important figures who seem to have undertaken this task of transfer in this period are Abu'l-Ḥasan Bahmanyār b. al-Marzubān, a student of Ibn Sīnā, Abū Ḥāmid Ghazālī, and Umar b. Sahlān Sāwī. They stand out as logicians who carried Ibn Sīnā's legacy of logic into the later scholars, thus serving as a bridge between the early and later scholars. While there are significant studies examining the modality views of early and later Islamic logicians, we believe that research on the problem of modality is still limited. Therefore, we are of the opinion that the intermediate period and the logicians of that period, who transmitted Ibn Sina's view on modality to the later scholars and thus served as a bridge between the early and later scholars, leading to the establishment of a logical tradition, have not been sufficiently studied. From this perspective, in our study we have attempted to reveal the specificities and different viewpoints in these interpretations by presenting the interpretations of Ibn Sina's student Bahmanyār, Ghazālī, and Sāwī regarding modal propositions, and by making comparisons with Ibn Sīnā when necessary. We have attempted to examine and analyze the interpretations of modal propositions by focusing on the works of the aforementioned logicians, namely et-Tahṣīl (Behmenyār), Mi‘yāru’l-İlm, The Criterion of Knowledge (Ghazālī), The Right Method in Thinking, Mihakkü’n-Nazar (Ghazālī), Makāsıdü’l-Felāsife, The Aims of the Philosophers (Ghazālī), and el-Baṣā’iru’n-naṣīriyye fī ‘ilmi’l-manṭıḳ (Sāwī), and by referring to the fundamental works of other logicians when necessary. In doing so, we aimed to create a vision of how the legacy of Ibn Sina, forming one end of the bridge, began to establish a tradition, and how this tradition was transferred, with what interpretations and approaches, to the logicians of the 12th century and later, forming the other end of the bridge. Thus, we sought to develop a perspective on analyzing the admonitions of the early scholars to the later ones, and the interaction and permeability between them. As a result of our study, we have reached the following general findings: Behmenyār and Sāwī’s interpretations of modality offer a more systematic and comprehensive framework, reflecting Ibn Sīnā's preference for synthesizing Themistiusian and Alexanderian views on modality, the synthetic accumulation of knowledge he developed based on this preference, and the originality of this accumulation. Particularly the interpretations of modality by Ghazālī and Sāwī enabled later logicians such as Fakhraddin Rāzī and Hūnajī to evaluate and interpret modality from a broader perspective, thus pioneering the diversification of modal propositions. In this context, Behmenyār-Ghazālī-Sāwī emerge as a bridge connecting Ibn Sina to later logicians. We believe that these findings confirm the main idea and thesis of our study, as well as its general conclusion, that this bridge must be crossed in order to step into the intellectual landscape in which later logicians lived.
Keywords
Modalitede İbn Sînâ Mirası: Bir Geleneğin Oluşumu ve İntikali
Abstract
Modalite mantık disiplininin en ciddi ve bir o kadar da en çetin problemlerinden biri olarak dikkat çekmektedir. Aristoteles’in modaliteye ilişkin kısa ve kapalı yorumu, başta Aristotelesçi şarihler olmak üzere İbn Sînâ dahil hemen bütün mantıkçıların gündemini oldukça meşgul etmiş gibidir. Felsefe tarihinde olduğu kadar mantık tarihinde de adeta bir milat kabul edilen İbn Sînâ’nın bıraktığı miras, kendisinden sonraki kuşaklar tarafından devralınmış, üretken ve zengin bir birikime kaynaklık etmiştir. İslâm mantık tarihinin “müteahhirin” diye anılan ve kabaca 12. yüzyıldan başlayıp 19. yüzyıla, Osmanlının Tanzimat devrine kadar devam eden geleneğin ortaya koyduğu mantık külliyatının beslendiği temel kaynak şüphesiz İbn Sînâ mirasıdır. Fakat bu miras kendiliğinden devredilen ve devralınan bir şey olmamıştır. 11. yüzyılın ikinci yarısı ve özellikle 12. yüzyıl, bir taraftan İslâm mantık tarihinin mütekaddim döneminin tamamlandığı diğer taraftan bu dönemin mantık mirasının müteahhir döneme intikal ettiği tarihsel aralık olarak değerlendirilebilir. Bu aralıkta intikal vazifesini üstlenmiş görünen en önemli isimler, İbn Sînâ’nın talebesi Ebu’l-Hasan Behmenyâr b. Merzubân, Ebû Hâmid Gazzâlî ve Ömer b. Sehlân Sâvî’dir. Onlar, İbn Sînâ’nın mantık mirasını müteahhirine taşıyan ve bu anlamda mütekaddimin ile müteahhirin arasında bir köprü vazifesi gören mantıkçılar olarak göze çarpmaktadır. Mütekaddim ve müteahhir İslâm mantıkçılarının modalite görüşlerine eğilen önemli çalışmalar bulunmakla birlikte, bize göre modalite problemine dair çalışmalar hâlâ sınırlı düzeydedir. Buna binaen mütekaddiminin öncüsü İbn Sînâ’nın modalite görüşünü müteahhirine aktaran ve böylece onlar arasında köprü görevi görerek bir mantık geleneğinin kurulmasına öncülük eden ara dönem ve bu dönemdeki mantıkçılar üzerinde yeterince durulmadığı kanaatindeyiz. Bu perspektifle çalışmamızda İbn Sînâ’nın talebesi Behmenyâr, Gazzâlî ve Sâvî’nin modal önermelere ilişkin yorumlarına yer vererek ve gerektiği zaman İbn Sînâ ile mukayeseler yaparak bu yorumlardaki taayyünleri, farklı bakış açılarını gün yüzüne çıkarmaya çalıştık. Sözü edilen mantıkçıların kaleme aldıkları et-Taḥṣîl (Behmenyâr), Mi‘yâru’l-İlm, İlmin Ölçütü (Gazzâlî), Düşünmede Doğru Yöntem, Mihakkü’n-Nazar (Gazzâlî), Makâsıdü’l-Felâsife, Filozofların Maksatları (Gazzâlî), el-Baṣâ’iru’n-naṣîriyye fî ‘ilmi’l-manṭıḳ (Sâvî) adlı eserleri merkeze alarak ve gerektiğinde diğer mantıkçıların temel eserlerine de başvurarak modal önerme yorumlarını irdelemeye ve analiz etmeye gayret ettik. Bunu yaparken, köprünün bir ucunu oluşturan İbn Sînâ mirasının nasıl bir gelenek oluşturmaya başladığına ve bu geleneğin, köprünün diğer ucunu oluşturan 13. yüzyıl ve sonrası mantıkçılara hangi yorum ve yaklaşımlarla transfer edildiğine ilişkin bir tasavvur oluşturmayı, böylece mütekaddiminin müteahhirine tembihatını ve bunlar arasındaki etkileşim ve geçişkenliği çözümleme noktasında bir bakış açısı geliştirmeyi amaçladık. Bu amaçla yaptığımız çalışmanın neticesinde şu genel bulgulara ulaştık: Behmenyâr ve Sâvî’nin modalite yorumu, İbn Sînâ’nın Themistiusçu ve Alexandercı modalite görüşünü sentezlemeden yana tercihini, bu tercihe dayalı olarak ortaya koyduğu sentetik birikimi ve bu birikimin özgünlüğünü yansıtması bakımından daha sistematik ve bütünlüklü bir çerçeve sunmuştur. Özellikle Gazzâlî ve Sâvî’nin modalite yorumları, Fahreddin Râzî, Hûnecî gibi sonraki mantıkçıların modaliteyi daha geniş bir perspektiften değerlendirmelerine ve yorumlamalarına imkân tanımış, böylece modal önermelerin çeşitlendirilmesine öncülük etmiştir. Bu bağlamda Behmenyâr-Gazzâlî-Sâvî, İbn Sînâ’yı müteaahhirine bağlayan bir köprü olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bulguların, sonraki mantıkçıların yaşadığı fikri coğrafyaya adım atmak için bu köprünün adımlanması gerektiği yönündeki, çalışmamızın ana fikrini ve tezini aynı zamanda varmak istediği genel sonucunu da teyit ettiği kanaatindeyiz.
Keywords