İnsanların sadece insan oldukları
düşüncesinden yola çıkılarak insan onurunun korunmasını sağlama ve insanların
bazı haklarının bulunması hatta bazı haklarının da korunması gerekliliğine
yönelik gelişen kolektif bilinç, yirminci yüzyılın en büyük başarılarından biri
olan insan hakları kavramıdır. İnsan ihtiyaçlarının ürünü olan bu haklar, Birinci,
İkinci, Üçüncü ve Dördüncü Kuşak Haklar şeklinde tasnif edilerek tarihsel bir
gelişim seyri göstermiştir. Öte yandan insan refahı odaklı bir yaklaşıma sahip
olan sosyal hizmet ise teorik ve uygulamalı çalışmalarında insanların doğuştan
elde ettiği haklarından maksimum düzeyde faydalanmalarını hedeflemektedir. Bu
anlamda, insan hakları ve sosyal hizmet mesleğini birbirinden ayırmak mümkün
değildir. O halde bu derlemenin insan
hakları ve sosyal hizmet arasındaki ilişkiyi açıklama hedefi gütmesi ve ulusal
sosyal hizmet literatüründe insan hakları kavramına yönelik yeni kavrayışlar
sağlama kaygısı taşıması kayda değer ölçüde önemli bir amaç olarak
açıklanabilir. Sosyal
hizmet uzmanlarının, sosyal hizmet değerlerini gözeterek insan hakları
kavramına mesleki uygulamalarında atıfta bulunmaları aynı zamanda sosyal
haklarda eşitlik, sosyal adaletin sağlanması ve sosyal refah politikalarında
savunuculuk rolleriyle sağlanır. İnsan
hakları, sosyal adalet ve sosyal refah politikaları savunuculuğunun titiz bir
şekilde ele alınması gerekir çünkü çoğu sosyal hizmet uzmanlarına göre meslek
bu kavramlar üzerine inşa edilmiştir. Sosyal
hizmet uzmanları, uygulama alanlarında hangi müracaatçı grubu ile karşılaşırsa
karşılaşsın sunulacak bütün hizmetlerin ve yapılacak müdahalelerin insan
hakları ile ilişkili olduğunu
bilirler. Dolayısıyla insan hakları ve sosyal hizmet etkileşiminde ortak
bir kader birliği söz konusudur.
Collective
consciousness, which develops towards the necessity of protecting human dignity
inherent in all human beings, and maintaining some of their rights or
protecting even some of their rights, is the concept of human rights, one of
the greatest achievements of the twentieth century. These
rights, which are the products of human needs, showed historical development by being classified as First, Second, Third
and Fourth Generation Rights. On the other hand, social work, which has a
welfare-oriented approach, aims to maximize the use of inherent rights that
people have in its theoretical and applied studies. In this sense, it is not
possible to separate human rights from the social
work profession. Therefore, it may be explained as a significant objective for
this article to pursue the goal of explaining the relationship between human
rights and social work and providing new insights into the concept of human
rights in the national social work literature. The
fact that social workers refer to the concept of human rights by considering
social work values in their professional practices is also ensured by their
advocacy roles in equality in social
rights, social justice, and social
welfare policies. The advocacy of human rights,
social justice, and social welfare policies needs to be meticulously addressed,
as most social workers accept that the profession is built on these concepts. Social
workers know that all services to be offered and interventions to be made,
regardless of which client group they encounter in the fields of application,
are related to human rights. Therefore, there is a common fate
in the interactions between human rights and social work.
Primary Language | Turkish |
---|---|
Subjects | Sociology (Other) |
Journal Section | Articles |
Authors | |
Publication Date | May 30, 2019 |
Submission Date | January 14, 2019 |
Published in Issue | Year 2019 Volume: 30 Issue: 2 |