Yaşayan Mekân Olarak Ev: Canavar Ev Filminde Çocukluk Korkularının Göstergebilimsel Temsili
Abstract
Gil Kenan’ın 2006 yapımı Canavar Ev adlı animasyon filmi, ev kavramını, yalnızca fiziksel ve mimari bir yapı olmaktan çıkararak, yaşayan, düşmanca ve tehditkâr bir organizma olarak yeniden biçimlendirir. Filmde ev, geleneksel anlamda bir barınak ya da aidiyet mekânı olmanın ötesinde, çocukluk dönemine özgü korkuların, travmaların ve bastırılmış duyguların bedenselleştiği, yaşayan bir varlık haline gelir. Bu dönüşüm, çocuk karakterlerin bakış açısıyla paralel ilerler ve onların zihinsel dünyalarında yer eden paranoya, suçluluk, yalnızlık, terk edilme korkusu ve yetişkin otoritesine duyulan güvensizlik gibi duyguların mimari mekân aracılığıyla temsil edilmesine olanak tanımıştır. Bu çalışmanın amacı, Canavar Ev filminde ev kavramının nasıl canlı bir tehdit olarak kodlandığını ve bu temsillerin çocukluk korkularıyla hangi düzeyde örtüştüğünü göstergebilimsel bir yaklaşımla incelemektir. Çalışmada, mekânın bir gösteren olarak nasıl anlam kazandığı, evin yalnızca fiziksel bir yer değil; arzuların, travmaların ve korkuların taşıyıcısı bir simge olarak işlev kazandığı tartışılmaktadır. Araştırma, çocukluk korkularının sinematografik anlatımda hem somut hem de sembolik düzlemde nasıl işlendiğini ortaya koyarak, filmi çocukların psikolojik evrenini yansıtan çok katmanlı bir anlatı örneği olarak konumlandırır. Filmde kullanılan biçimsel unsurlar — örneğin evin iç organlara benzer yapısal detayları, ürkütücü ses efektleri, ışık ve gölge oyunları — evin yaşayan ve tehdit edici bir varlık gibi algılanmasını pekiştirmiştir. Bu anlatı biçimi, korkunun yalnızca dışsal bir unsur değil, aynı zamanda çocuğun iç dünyasında gelişen bir deneyim olduğunu görsel bir dille ortaya koymuştur. Canavar Ev, çocukluk korkularını yalnızca betimlemekle kalmamış, onları yaşayan bir mekâna dönüştürerek, göstergebilimsel açıdan sembolik bir anlatı yapısı kurmuştur. Böylece ev, masumiyet ve korunaklılıkla özdeşleşen geleneksel yuva imgesinden uzaklaşarak, korku sinemasının özgün bir mekânsal temsili haline gelmiştir.
Keywords
Supporting Institution
Bu araştırma için herhangi bir dış finansman alınmamıştır.
Ethical Statement
Bu çalışma insan veya hayvan katılımcıları içermemektedir. Tüm prosedürler bilimsel ve etik ilkelere uygun olarak gerçekleştirilmiş olup, atıfta bulunulan tüm çalışmalar uygun şekilde kaynak gösterilmiştir.
Thanks
Yazar herhangi bir kişi veya kuruma teşekkür etmek istememektedir.
The House as a Living Space: A Semiotic Analysis of Childhood Fears in The Movie Monster House
Abstract
Gil Kenan’s 2006 animated film Monster House redefines the concept of home, transforming it from a merely physical and architectural structure into a living, hostile, and threatening organism. In the film, the house transcends its traditional function as a shelter or space of belonging and becomes a living entity embodying childhood fears, traumas, and repressed emotions. This transformation unfolds in parallel with the perspectives of the child characters, allowing feelings such as paranoia, guilt, loneliness, fear of abandonment, and distrust of adult authority to be represented through architectural space. The aim of this study is to analyze how the concept of home is coded as a living threat in Monster House, and to what extent these representations intersect with childhood fears, through a semiotic approach. The study discusses how space gains meaning as a signifier, and how the house functions not merely as a physical location but as a symbolic vessel carrying desires, traumas, and fears. This research reveals how childhood fears are conveyed in both concrete and symbolic ways through cinematic narrative, positioning the film as a multilayered portrayal of children’s psychological realms. The formal elements used in the film — such as the structural details resembling internal organs, unsettling sound effects, and the use of light and shadow — reinforce the perception of the house as a living, menacing being. This narrative strategy demonstrates that fear is not only an external threat but also an experiential phenomenon rooted in the child's inner world. Monster House does more than depict childhood fears; it materializes them into a living space, constructing a symbolic narrative structure through semiotic expression. Thus, the house moves away from its traditional image as a haven of innocence and security, becoming a unique spatial representation in horror cinema.
Keywords