The Unification Board of the Council of State rejected the application for unification of case law regarding the conflict of jurisprudence between the chambers of the Council of State on whether security measures should be applied to the legal representatives and partners of limited liability companies due to company debts. The Board stated that the conflict did not reach a level that would damage legal stability and that the “necessity” element of the law was not met. The decision is open to criticism in many ways. First, the decisions included in the unification application are selective, and the contradiction that started much earlier constitutes a deep and ongoing contradiction. It is clear that a uniform interpretation should have been reached by now in terms of the application of the norm, considering that the differently interpreted article of the law has been in force for many years. In the current situation, there is a dual situation in which Chambers 3 and 9 of the Council of State will annul the assurance measures applied to legal representatives and shareholders on appeal, while Chambers 4 and 7 will accept the assurance measure subject to the lawsuit as valid. As stated by the Constitutional Court, it is contrary to the principles of legal certainty and foreseeability to have contradictory results based on the possibility that a decision will be upheld if it falls to a certain chamber and will be reversed if it is handled by another chamber.
Profound and long-standing conflict Legal Represantative Legal predictability Right of a Fair Trial
Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu, limited şirket kanuni temsilci ve ortakları hakkında şirket borçları nedeniyle güvence önlemleri uygulanıp uygulanmayacağı konusunda Danıştay daireleri arasında oluşan içtihat aykırılığına yönelik içtihatları birleştirme başvurusunu reddetmiştir. Kararda, aykırılığın hukuki istikrarı zedeleyecek boyuta ulaşmadığı, mahkemelerin takdir hakkına öncelik verilmesi gerektiği, içtihadın uygulamada kendiliğinden birleşebileceği ve içtihatların birleştirilmesi için kanunda yer alan şartlardan biri olan “lüzum” unsurunun gerçekleşmediği belirtilmiştir. Karar birçok yönden eleştiriye açıktır. Öncelikle birleştirme başvurusunda seçmece kararlara yer verilmesine rağmen aykırılık bu kararlardan çok daha eskiye dayanmaktadır. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin yüksek mahkemeler nezdinde üç ya da dört yıl süren içtihat aykırılıklarını kabul edilemez bulduğu emsal kararları da dikkate alındığında başvuru konusu aykırılık bakımından da derin ve süregiden bir çelişkinin oluştuğu görülmektedir. Kurul, mahkemelerin takdir hakkını vurgulayarak içtihadın uygulamada kendiliğinden birleşebileceğini belirtmiş olsa da aykırılığa sebebiyet veren “amme borçlusu” teriminin yer aldığı 6183 sayılı Kanun 3. maddenin çok uzun yıllardır yürürlükte olduğu dikkate alındığında, normun uygulanması bakımından yeknesak bir yorumun başvuru tarihine kadar geliştirilmesi gerektiği açıktır. Şimdiye kadar bu sağlanamadığı gibi dairelerin kendi içindeki kararları bile süreçte farklılık göstermiştir. Mevcut durumda Danıştay’ın 3 ve 9 numaralı daireleri tarafından gerçekleştirilen temyiz incelemesinde, kanuni temsilci ve ortaklar hakkında uygulanan güvence önlemlerinin iptal edileceği; Danıştay’ın 4 ve 7 numaralı daireleri tarafından gerçekleştirilen temyiz incelemesinde ise davaya konu güvence önleminin geçerli kabul edileceği şeklinde ikili bir durum ortaya çıkmaktadır. Anayasa Mahkemesi’nin de belirttiği üzere bir kararın belirli bir daireye düştüğü takdirde onanacağı, başka daire tarafından ele alındığı takdirde bozulacağı gibi bir ihtimale dayalı ve birbirine zıt sonuçlar ortaya çıkması hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine aykırıdır.
| Primary Language | Turkish |
|---|---|
| Subjects | Public Law (Other) |
| Journal Section | Research Article |
| Authors | |
| Submission Date | May 6, 2024 |
| Acceptance Date | November 24, 2024 |
| Publication Date | December 30, 2024 |
| Published in Issue | Year 2024 Volume: 82 Issue: 4 |