The Stage Of Mourning: Lament, Ritual and Dramatic Structure in Four Turkish Plays
Abstract
This article examines lament in four Turkish plays not merely as a lyrical expression of death, separation, or loss, but as a performative device that shapes dramatic structure andtransforms stage action into ritual intensity. The study focuses on Tuncer Cücenoğlu’s musical play Kızılırmak, Murathan Mungan’s Taziye, Güngör Dilmen’s Kurban, and Necati Cumalı’s Boş Beşik. The research adopts a qualitative design: data are collected through document analysis and interpreted through thematic analysis and dramaturgical examination. The literature on Turkish lament reveals the historical continuity of mourning rituals and the relationship of lament to music, voice, body, and social memory. Within this framework, lament assumes four distinct dramatic functions in the selected plays: in Kızılırmak, it becomes a folk-songlike carrier of collective memory; in Taziye, it forms the core of a ritual dramaturgy staged around the dead body; in Kurban, it produces a counter-voice between custom, female fate, and tragic action; and in Boş Beşik, it turns into a memorialized form of mourning through motherhood, child loss, and communal remorse. The article concludes that lament in these four plays is not only an expression of represented pain, but also an aesthetic form of shared, embodied, and witnessed grief.
Keywords
Yasın Sahnesi: Dört Türk Tiyatro Oyununda Ağıt, Ritüel ve Dramatik Yapı
Abstract
Bu çalışma, dört Türk tiyatro oyununda ağıtın yalnızca ölüm, ayrılık ya da kayıp karşısında dile getirilen lirik bir söz biçimi olarak değil, dramatik yapıyı kuran ve sahne eylemini ritüel bir yoğunluğa taşıyan performatif bir araç olarak işlediğini tartışmaktadır. Araştırmanın örneklemini Tuncer Cücenoğlu’nun Kızılırmak adlı müzikli oyunu, Murathan Mungan’ın Taziye’si, Güngör Dilmen’in Kurban’ı ve Necati Cumalı’nın Boş Beşik’i oluşturmaktadır. Araştırma nitel yaklaşımla tasarlanmış; veriler doküman incelemesi yoluyla toplanmış, tematik analiz ve dramaturjik çözümleme aracılığıyla yorumlanmıştır. Ağıt literatürü, Türk kültüründe yas ritüellerinin tarihsel sürekliliğini ve ağıtın müzik, söz, beden ve toplumsal hafıza ile ilişkisini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda ağıt, incelenen oyunlarda dört farklı dramatik işlev kazanır: Kızılırmak’ta türküleşerek kolektif hafızayı taşır; Taziye’de ölünün başında kurulan ritüel dramaturjinin asli unsuru hâline gelir; Kurban’da töre, kadın yazgısı ve trajik eylem arasında sıkışan bir karşı-ses üretir; Boş Beşik’te ise annelik, çocuk kaybı ve toplumsal pişmanlık üzerinden belleğe kazınan yas biçimine dönüşür. Sonuç olarak ağıt, incelenen dört oyunda yalnızca anlatılan acının değil; sahnede paylaşılan, bedenselleşen ve topluluk tarafından tanıklık edilen acının estetik formudur.
Keywords