Sekülerleşme Teorilerinin Sosyolojik Ardalanı
Abstract
Hıristiyanlığın Avrupa’da siyasal bir güç haline gelmesiyle din-siyaset ve din-toplum ilişkilerinde yaşanan gerilim, zamanla ekonomik, sosyokültürel, entelektüel ve dini dönüşümlere zemin hazırlamıştır. Özellikle 16. yüzyılda dini bir devrim olarak nitelendirilen Reformasyon süreciyle bu gerilim fiili çatışmalara dönüşerek Avrupa’nın tarihsel, dinsel ve entelektüel belleğinde olumsuz izler bırakmıştır. Bu tarihsel belleğin klasik sosyal bilim disiplinlerinin dine bakışının biçimlenmesinde ve geleneksel dini dünya görüşünün aşılmasına yönelik kuramsal yaklaşımların ortaya konmasında belirleyici rol oynadığı ifade edilebilir. Klasik sosyal bilimcilerin din ve modernleşme yaklaşımlarının önemli ölçüde bu çerçevede şekillendiği ileri sürülebilir. Zira pek çok klasik sosyal bilimci rasyonelleşme, işlevsel farklılaşma, kentleşme ve bürokratikleşme süreciyle birlikte kurumsal dinin tedrici olarak entelektüel ve sosyokültürel düzlemde önemini yitireceğini öngörmüştür. Literatürde modernleşme güçleri karşısında kurumsal dinin zemin kaybetmesini merkeze alan bu düşünsel yaklaşım zamanla sistematik bir çerçeve kazanarak sekülerleşme teorisi olarak formüle edilmiştir. Bununla birlikte bazı çalışmalarda sekülerleşme teorilerinin klasik sosyologların din kuramlarıyla ilişkisi göz ardı edilmektedir. Bu çalışma ise sekülerleşme teorilerinin büyük ölçüde klasik sosyologların din yaklaşımlarının izlerini taşıdığını ileri sürmektedir. Literatür taraması ve doküman incelemesi tekniğine dayanan çalışma, sosyolojinin kurucu babaları olarak kabul edilen Auguste Comte, Karl Marx, Emile Durkheim ve Max Weber’in din kuramlarını ele alarak onların iz ve yansımalarını güncel din ve sekülerleşme tartışmalarında görünür kılmayı amaçlamaktadır.
Keywords
Sekülerleşme Teorileri, Comte, Marks, Durkheim, Weber
Sociological Background of Secularization Theories
Abstract
The tension that emerged in religion-politics and religion-society relations with Christianity’s rise as a political power in Europe gradually laid the groundwork for economic, sociocultural, intellectual, and religious transformations. Particularly with the sixteenth-century Reformation, this tension turned into actual conflicts, leaving deep and enduring imprints on Europe's historical, religious, and intellectual memory. This historical memory played a decisive role in shaping the perspective of the classical social science disciplines on religion and in the formulation of theoretical approaches aimed at transcending the traditional religious worldview. The approaches of classical social scientists to religion and modernization were shaped largely within this framework. Indeed, many classical social scientists predicted that, with the processes of rationalization, functional differentiation, urbanization, and bureaucratization, institutional religion would gradually lose its significance at the intellectual and sociocultural level. This line of thought, centered on institutional religion’s loss of ground in the face of modernizing forces, gained a systematic framework over time and was formulated as secularization theory. However, some studies have overlooked the relationship between secularization theories and the classical sociologists' theories of religion. This study, by contrast, argues that secularization theories largely bear the traces of the classical sociologists’ approaches to religion. Based on a literature review and document analysis, the study examines the theories of religion developed by Auguste Comte, Karl Marx, Emile Durkheim, and Max Weber, regarded as the founding fathers of sociology, and aims to make the traces and reflections of these theories visible in contemporary debates on religion and secularization.
Keywords
Secularization Theories, Comte, Marx, Durkheim, Weber