Paranın mahiyetinde modern dönemde yaşanan köklü değişiklikler, altının madeni para olarak kullanıldığı dönemlerde altın hakkında vârid olan naslara bağlı olarak verilen fıkhî hükümlerin yeniden değerlendirilmesini zorunlu hale getirmiştir. Günümüzde kâğıt ve dijital paraların daha soyut bir nitelik kazanması ve paraların değerli madenlerle ilişkilerinin kesilmiş olması onların, klasik dönemde her durumda hakiki bir değere sahip olan altın ve gümüş paralarla aynı hükümleri taşıyıp taşımayacağı konusunda bazı tereddütler oluşturmuştur. Bu bağlamda itibari paraların altın veya fels hükmünde olduğu yahut yeni bir statüye sahip olduğu yönünde görüşler gündeme getirilmiştir. Çoğunluğu teşkil eden İslam Hukukçuları, altının halen para vasfını sürdürdüğü ve günümüzdeki paraların da altın hükmünde kabul edileceği varsayımıyla altın-itibari para mübadelesini sarf akdi kapsamında değerlendirilerek vade yasağının uygulanması gerektiğini savunmaktadır. Bu görüş, İslam Fıkıh Akademisi (Mecmeu’l-fıkhi’l-İslâmî) gibi önemli otoriteler tarafından benimsenmiş ve birçok ülkede kabul edilen standart bir fetva olarak uygulanagelmiştir. Ancak Hanefî mezhebine göre, felsler, altın ve gümüşlerden oluşan paralara bağlı olarak değerlendiği ve piyasada en rayiç para olarak tedavülde bulundukları dönemde dahi altınla değişimleri sarf akdine dâhil edilmemiş, altınla felslerin vadeli satışı caiz görülmüştür. Çünkü felsler, hem altınla farklı cinstir hem de ondan farklı ölçü birimi ile işlem görmektedir. Bu yaklaşımı dikkate alan Hint İslam Fıkıh Konseyi’ndeki (Mecmeu’l-fıkhi’l-İslâmî’l-Hindiyye) İslam Hukukçuları 2017 yılında yayınladığı kararda günümüz itibari paralarının, klasik dönemdeki altın paralardan daha çok felslere benzediği gerekçesiyle altın-itibari para mübadelesinin sarf akdine değil, genel alışveriş akdinin hükümlerine tabi olması gerektiğini ve bu yüzden vadeli altın satışının caiz olacağını savunmuşlardır. Aynı zamanda, bu görüşten yola çıkarak faizli işlemlere yol açabilecek muamelelerin önünü kapatacak fetvalar vermeyi de ihmal etmemişlerdir. Bu çalışma, altın ile itibari paraların vadeli mübadelesinde vade faizi (ribe’n-nesîe) sorunu hakkında gündeme getirilen görüşleri Hanefî mezhebi ekseninde eleştirel bir şekilde analiz etmekte ve alternatif bir çözüm önerisi sunmaya çalışmaktadır. Bu minvalde, her iki tarafın görüşleri, geleneksel fıkıh birikimi ve İktisat biliminin güncel verileri dikkate alınarak değerlendirmeye tabi tutulmuş, klasik yaklaşımla daha uyumlu olması ve piyasa şartlarındaki mevcut muamelelerde kolaylık sağlayacağı düşünülmesi sebebiyle vadeli altın satışlarının cevazı görüşü ön plana çıkarılmıştır.
The significant transformations in the nature of money in the modern era have necessitated a re-evaluation of Islamic legal rulings that were originally formulated in light of scriptural texts concerning gold during the periods when it functioned as a metallic currency. Today, with the emergence of paper and digital currencies as more abstract monetary instruments and their disconnection from precious metals, questions have arisen as to whether these fiat currencies are subject to the same rulings as gold and silver, which traditionally held intrinsic value. Within this context, diverse opinions have emerged—some considering fiat money as analogous to gold or fels (copper coins), while others argue it occupies an entirely new legal status. Most contemporary Islamic jurists maintain that gold retains its monetary character and that modern currencies, by extension, should be treated as equivalent to gold. Based on this assumption, they classify the exchange between fiat currency and gold under the contract of ṣarf, thereby asserting that the prohibition of delay (riba al-nasīʾa) applies. This view has been endorsed by influential authorities such as the International Islamic Fiqh Academy (Majmaʿ al-Fiqh al-Islāmī) and has become a widely accepted legal standard across various countries. However, according to the Ḥanafī school, fels were not considered subject to the rules of ṣarf even when they were the most prevalent currency in circulation and derived their value in relation to gold and silver. The exchange of gold for fels was deemed permissible on a deferred basis because fels differ from gold not only in kind but also in unit of measure. Reflecting this jurisprudential stance, the Islamic Fiqh Council of India (Majmaʿ al-Fiqh al-Islāmī al-Hindiyya) issued a resolution in 2017 stating that today’s fiat currencies bear greater resemblance to classical fels than to gold coins. Consequently, they argued that the exchange between fiat money and gold should not fall under the rules of ṣarf, but rather under general sales contracts, thereby permitting deferred transactions involving gold. Moreover, building upon this framework, the Council also issued precautionary legal opinions to prevent financial dealings that could potentially lead to usury (ribā). This study critically examines the prevailing views on the issue of ribā al-nasīʾa in deferred gold-fiat exchanges, focusing particularly on the Ḥanafī school’s perspective. By evaluating both sides in light of traditional jurisprudence and contemporary economic insights, the study highlights the permissibility of deferred gold sales as a more consistent approach with classical doctrine and one that facilitates practical transactions in current market conditions.
| Primary Language | Turkish |
|---|---|
| Subjects | Islamic Law |
| Journal Section | Research Article |
| Authors | |
| Submission Date | July 11, 2025 |
| Acceptance Date | August 7, 2025 |
| Publication Date | December 30, 2025 |
| Published in Issue | Year 2025 Issue: 27 |