İnsanlık, burjuvazinin ortaya çıkışıyla materyalist bir dünyaya yönelmiştir. Burjuvazinin desteğiyle gelişen bilim, ölüm sonrası dünya hakkındaki metafizik düşünceleri ortadan kaldırmıştır. Modernitenin ölüm sonrası metafiziği reddetmesi, insan ruhunda varoluşsal bir boşluk yaratmıştır. Ekonominin emek ve tüketim açısından sürdürülebilir olması için, insanlardaki bu uçurum bilim, teknoloji ve nesnelerle doldurulmaya çalışılmıştır. Dahası, psikolojik bir varlık olan insanın psikolojik krizleri modern yaşamın sürdürülebilirliğini etkilediğinden, teknoloji, üretim ve günlük yaşam uğruna enerji üreten insan emeğinin ekonomik etkinliğini azaltmak için kullanılmıştır. Bu, insanları makinelerle eşitleyerek başarılmıştır. İnsanların yalnızca maddi yönünü gören bir toplum için, insanları makinelerle eşitlemek son derece doğaldır. Çünkü zamanla, finansal kazançlarını artıran herhangi bir eylem ahlaki olarak sorgulanamaz hale gelmiştir. Bu bağlamda Immanuel Kant, insan ahlakını dengelemek için insan aklına dayanan sistemine ölüm sonrası bir yapı ekledi. Dolayısıyla, ahiretin günlük yaşamdan çıkarıldığı bir dönemde, bireylerin kendilerine ve y yönelik eylemlerini ahlakla dengeleyerek insanlığı sürdürmeyi amaçladı. Panoptikon yapısının ve modern cezalandırma biçimlerinin yaratılması da insanları ahlaki olarak kontrol etmeyi amaçlıyordu. Bu doğrultuda, günlük yaşamı somutlaştıran yapı aynı zamanda ölüm sonrası yaşamı da somutlaştırdı. Böylece, ahireti göz ardı eden insan aklı üzerine kurulu kapitalist sistem, sürdürülebilirliğini sağlamış oldu. Kendi kazanımları, insan olgusunun yapısal çöküşü sorununu gölgede bıraktı. İnsan olgusunun bozulmasının nedenlerinden biri, iktidarın kitleleri şekillendirirken insanları yalnızca biyolojik varlıklar olarak görmesi ve ruhlarını görmezden gelmesidir. Bu anlamda, iktidar toplumu oluştururken insanlara geçici bir yaşam tarzı kurduğunda, varoluşsal bir gelişimden söz edilemez. İnsanlar doğup ölen varlıklar olarak kabul edilmediğinde, insan olgusu yalnızca biyolojik olarak ele alındığında, bir yaşam tarzına sıkıştırıldığında ve maneviyat dahil edilmediğinde, insanlaşma duraksayacaktır. Modern insan, ekonomik-politik düzeni ve yaşam tarzını korumak için yapılan her eylemi, masum bir çocuğu öldürmek anlamına gelse bile, olağan olarak değerlendirecektir. Bunun nedeni, insanların maddi-manevi bütünlüğü içinde değerlendirilmemesidir. İnsanlara bütüncül bir yaklaşım sergilenmediğinde, bireyler veya toplumlar Sisyphos döngüsünden kaçamazlar. Çünkü Sisyphos kendini maddi bir varlık olarak görmüş, kurnazlıkla ölümden kurtulmuş, ancak sonsuza dek eksik kalmaya mahkûm olmuştur.
Humanity has turned to a materialistic world with the emergence of the bourgeoisie. Science, developed with the support of the bourgeoisie, has eliminated metaphysical ideas about the post-mortem world. Modernity's rejection of postmortem metaphysics has created an existential void in the human psyche. For the economy to be sustainable in terms of labour and consumption, this abyss in humans has been attempted to be filled with science, technology and objects. Furthermore, since the psychological crises of human beings, who are psychological entities, affect the sustainability of modern life, technology has been used to reduce the economic effectiveness of human labour that generates energy for the sake of production and daily life. This has been achieved by equating humans with machines. For a society that only sees the material aspect of human beings, it is perfectly natural to equate humans with machines. This is because, over time, any action that increases profit margins has become morally unquestionable. In this context, Immanuel Kant added the postmortem structure to his system based on human reason to balance humans morally. Therefore, in a period when the afterlife was removed from daily life, he sought to maintain humanity by balancing individuals' actions towards themselves and others with morality. The creation of the Panopticon structure and modern punishment is also intended to control humans morally. In this vein, the structure that materialises everyday life has also materialised the postmortem. Thus, the capitalist system, built on human reason that ignores the afterlife, has ensured its sustainability. Its own gains have overshadowed the problem of the structural breakdown of the human phenomenon. One of the reasons for the deterioration of the human phenomenon is that, while shaping the masses, power sees humans only as biological beings and ignores their psyche. In this sense, when power establishes a temporary lifestyle for people while forming society, one cannot honestly speak of existential development. When humans are not accepted as beings born and destined to die, when the human phenomenon is treated only biologically, when it is squeezed into a lifestyle, and when spirituality is excluded, humanisation will come to a halt. Modern man will consider any action taken to protect the economic-political order and lifestyle as usual, even if it means killing an innocent child. The reason for this is that humans are not considered within their material-spiritual integrity. When humans are not approached holistically, individuals or societies cannot escape the cycle of Sisyphus. For Sisyphus regarded himself as a material being, avoided death through cunning, but was destined to remain forever incomplete.
| Primary Language | Turkish |
|---|---|
| Subjects | Contemporary Philosophy |
| Journal Section | Research Article |
| Authors | |
| Submission Date | September 22, 2025 |
| Acceptance Date | December 9, 2025 |
| Published in Issue | Year 2025 Issue: 82 |