The astonishing outcomes produced by artificial intelligence applications offer researchers a new perspective and increasingly necessitate determining the role of AI in the traditionally human-mediated transmission of ḥadīth. Each discipline has its own methodological principles, and history shows that many contentious issues have been resolved through the specific methodologies of the respective fields. In this context, the integration of classical logic into Islamic jurisprudence by scholars such as al-Fārābī and al-Ghazālī opened the door for Aristotelian logic to find broader acceptance within Islamic sciences. However, a noticeable skepticism toward logic has existed in ḥadīth studies from its early period. Leading authorities like Ibn al-Ṣalāḥ, al-Nawawī, Ibn Taymiyya, and al-Suyūṭī expressed opposition to logic, indicating that classical logic was not integrated into ḥadīth methodology. Nevertheless, it is evident that logic, as a tool for attaining accurate knowledge, has potential utility. Lotfi Aliaskerzadeh (d. 2017) proposed a theory that, contrary to the definitiveness of binary logic, more than two sets—namely subsets and intersections—could exist, and argued that knowledge could be generated around uncertainty rather than certainty. It proposes that beyond two mutually exclusive sets, there may exist subsets and intersections, arguing that knowledge can be constructed around uncertainty rather than certainty. The core of the theory suggests that ambiguity may be more functional and outcome-oriented than definitiveness, with the principle of ‘minimal determinacy required for necessity’ adopted. Fuzzy logic emphasizes approximate values shaped by real-life variability. As a mathematical discipline, it transforms linguistic categories into quantifiable formulas. While classical logic operates on binary values between 0 and 1, fuzzy logic employs a continuum of values in this range. This constitutes the foundation of fuzzy set theory, which involves condition assessment, conceptual modeling, membership functions, rules, weight determination, and output calculation. At this stage, outputs are derived using fuzzy-logic formulas, such as the Mamdani method, and experimental applications can be carried out using software like MATLAB. When examining ḥadīth methodology, one can observe that judgments and conclusions are often based on approximations rather than absolute distinction - a natural consequence of human-constructed methodology. For example, ḥadīths are classified based on authenticity into ṣaḥīḥ (authentic), ḥasan (good), ḍaʿīf (weak), and mawḍūʿ (fabricated). Some ḥadīths are considered ṣaḥīḥ li-ghayrihi (authentic due to supporting evidence) despite certain deficiencies. The same applies to ḥasan ḥadīths. A weak ḥadīth may be elevated to ḥasan li-ghayrihi when corroborated. Hence, a ḥadīth considered rejected (mardūd) in one context may be accepted (maqbūl) in another. According to classical logic, a proposition cannot belong both to a set and its complement. However, fuzzy logic accommodates approximate values -e.g., a fully authentic ḥadīth may be rated as 1, a fabricated one as 0, and a weak ḥadīth as 0.1 or 0.2, depending on the degree of weakness. With supporting narrations, this value can rise to 0.5 or 0.6, qualifying it as ḥasan li-ghayrihi. This study is designed around the problem of why classical logic has not been integrated into ḥadīth methodology and explores the potential compatibility of fuzzy logic-now widely used in various fields-through modeling examples. As an introductory-level investigation, it asks whether the foundational concepts of ḥadīth methodology align with the systematic framework of fuzzy set theory. A data-driven analysis is presented on topics ranging from the definition of a Companion to the principles of criticism and validation (jarḥ and taʿdīl). A model for assessing ḥadīth authenticity is proposed, with empirical data used to discuss the applicability of fuzzy set theory in ḥadīth studies. A key finding is that ḥadīth experts must actively contribute to developing modeling frameworks and rules to minimize errors in AI applications and enhance fuzzy logic’s functionality, particularly in determining approximate values and grading processes.
Özellikle yapay zekâ uygulamalarının ortaya koyduğu baş döndürücü sonuçlar, araştırmacıların farklı bir pencereden bakmalarını sağlarken bilginin insan eliyle aktarıla geldiği hadis alanında, yapay zekanın konumunu belirlemek gün geçtikçe zorunlu hâle gelmektedir. Her ilim dalının kendi usûl anlayışı düşünüldüğünde genel anlamda ihtilaflı görülen pek çok meselenin ilgili ilmin yöntemleri doğrultusunda aşılabildiği tarihî tecrübeyle sabittir. Buna esas teşkil etmek üzere klasik mantığın özellikle Fârâbî, Gazzâlî gibi alimler tarafından usûl çerçevesine alınması, Aristo mantığının İslami ilimlerde geniş karşılık bulmasına kapı aralamıştır. Bununla birlikte hadis ilminde ilk dönemden itibaren mantığa karşı bir ön yargının varlığı dikkat çekmektedir. İbnü’s-Salâh, Nevevî, İbn Teymiyye ve Süyûtî gibi otoritelerin de karşıt görüş beyanı, klasik mantığın hadis usûlünde dikkate alınmadığını göstermektedir. Bununla birlikte mantığın doğru bilgiye ulaşma aracı özelliğinin faydadan hali olmadığı izahtan varestedir. Lüfti Aliaskerzâde (ö. 2017) ikili mantığın kesinliğine karşılık ikiden fazla kümenin yani alt kümelerle kesişim kümelerinin var olabileceği tezini öne sürmüş ve bilginin kesinlikten ziyade belirsizlik etrafında bir veri üretebileceğini savunmuştur. Teorinin özünde belirsizliklerin, kesinliğe göre daha kullanışlı ve sonuç odaklı olduğu fikri yer alırken “zorunlu olacak kadar asgari belirlilik” ilkesi esas alınmıştır. Bulanık mantığın asgari belirlilik kuralında hayatın tabii akışında gelişim gösteren yaklaşık değerlerin geniş yer bulduğu görülür. Bulanık mantık, matematiksel disiplinin bir parçasıdır. Klasik mantıktaki 0-1 arasındaki değerler, bulanık mantıkta 0’dan 1’e kadar yaklaşık değerlerle tespit edilir. Bu aşama durum tespiti, kavramsal modeller, üyelik fonksiyonları, kurallar, ağırlıkların tespiti ve çıktı değerlerinin hesaplanması süreçleriyle şekillenen bulanık küme teorisinin öncülüdür. Yapılan modelleme, formüllerin bir bütün halinde tespit edilmesi ve üyelik çıktılarının bu formüllere uyarlanmasıyla çıkarımların ortaya konulmasını gerektirmektedir. Akabinde bulanık mantıkta işletilen Mamdani gibi formüllere göre çıktılar elde edilir ve MATLAP gibi bilgisayar programlarıyla deneysel uygulamalara geçilebilir. Hadis ilminde de sonuçlar kesin ayrımlardan ziyade yaklaşık değerlere göre belirlenir ki bu durum metodolojiyi başından sonuna kadar insanın kurgulamasının tabii bir sonucudur. Söz gelimi hadisler sıhhat durumlarına göre tasnif edilmiş, ara kategori olarak kabul edebileceğimiz sahih li-gayrihi tanımı yapılmıştır. Aynı durum hasen için de geçerlidir. Başka bir rivayetle desteklenen zayıf hadis, li-gayrihi hasen seviyesine yükselmektedir. Bu tanımların sonucuna göre sahih ve hasen makbul, zayıf hadis ise merdud kabul edilmektedir. Ancak zayıf hadisin başka bir rivayetle desteklenmesiyle hasen li-gayrihi seviyesine çıkması mümkündür. Hâl böyle olunca bir tanımlamada merdud kategorisinde bulunan zayıf hadis başka bir tanımlamada makbul kategorisine geçebilmektedir. Klasik mantığın “bir şey hem A kümesinde hem de A kümesinin dışına çıkmış olamaz” ilkesine göre zayıf hadisin merdud kümesinden çıkması mümkün değildir. Ancak bulanık mantığa göre düşünüldüğünde sahih hadis 1, mevzu hadis 0 değerindedir. Mevzunun hiçbir şekilde kümeye dahil olma olasılığı yoktur. Fakat mevzuluğu kesin olmayan zayıf rivayetin değeri 0,1 olabilir. Bu değer usûlde şedidü’d-da’f olarak tanımlanır ve makbul kategorisine çıkamaz. Ancak 0,2 değerinde olan yesîru’d-da’f rivayetler aynı manaya gelen başka rivayetlerin de katkısıyla 0,5, 0,6 gibi değerlere yani hasen li-gayrihi seviyesine yükselebilir. O halde 0.5’in olduğu grup klasik mantıkta 0’a yani merdud gruba tekabül ederken bulanık mantıkta gri alandan beyaza geçiş noktasına tekabül eder ki hadis usûlünde hasen li-gayrihî kümesinin konumlandırıldığı nokta burasıdır. Bu çalışma, klasik mantığın hadis usûlünde neden yer almadığı problematiğinin etrafında tasarlanmış ve günümüzde pek çok sahada önemli gelişmelere öncülük eden bulanık mantığın hadis usûlüne uygunluğu özelinde modelleme örneklerini tartışmaya açmıştır. Konuya giriş düzeyinde bir araştırma olması hasebiyle hadis usûlünün temel konuları, bulanık küme teorisinin sistematiğiyle uyum gösterebilir mi sorusuna örnekler üzerinden cevap aranmıştır. Sahâbe tanımından usûl kavramlarına hadislerin seçilmesinden cerh-tadil alanına kadar bulanık mantık eksenli veri analizi yapılmıştır. Bu doğrultuda hadislerin sıhhati özelinde bir modelleme önerisinde bulunulmuş hadis ilminde bulanık küme teorisinin uygulanabilirliği somut verilere göre ele alınmıştır. Yaklaşık değerlerin tespitiyle derecelendirme süreçleri başta olmak üzere bulanık küme teorisinin işlevsel hâle gelmesi ve yapay zekâ uygulamalarındaki hata risklerinin en aza indirilmesinde ayrıca modelleme ve kuralların tespitinde hadis uzmanlarının aktif rol alması gerektiği çalışma sürecinde ulaşılan en önemli bulgudur.
-
-
| Primary Language | Turkish |
|---|---|
| Subjects | Hadith |
| Journal Section | Research Article |
| Authors | |
| Submission Date | July 14, 2025 |
| Acceptance Date | November 10, 2025 |
| Publication Date | December 30, 2025 |
| Published in Issue | Year 2025 Volume: 24 Issue: 2 |
Hitit Theology Journal is licensed under a Creative Commons Attribution 4.0 International License (CC BY NC).