Year 2020, Volume 19 , Issue 1, Pages 405 - 426 2020-06-30

دلالة التَّعبير باسم الفاعل في القرآن الكريم
Kur’ân-ı Kerîm’de İsm-i Fâil’in İfade Göstergesi (Manaya Delâleti)
The Significance of Expression of the Participle in the Holy Qur’an

Muhammed RIZK [1]


یُعدُّ اسم الفاعل من أهمّ الأسماء الصَّرفیَّة في اللغة العربية؛ وذلك لاستخدام صیغته في الكلام بكثرة ، فهو حقیقة في الحال ومجاز في الماضي والاستقبال. وهو اسم مشتقٌّ على وزن (فاعل) للدلالة على من قام بالفعل أو ما وقع منه الفعل على وجه الحدوث لا الثُّبوت. وهو يصاغ من الفعل الثُّلاثي على وزن (فاعِل)، ومن غير الثُّلاثي بوزن مضارعه مع إبدال حرف المضارعة ميمًا مضمومة وكسر ما قبل الآخر. 
لاسم الفاعل من الفعل غير الثُّلاثي دلالات متعدّدة، منها في القرآن الكريم: 1- إفادة التَّعديَة. 2- إفادة معنى التَّكثير.3- إفادة معنى المشاركة. 4- إفادة معنى المطاوعة. 5- إفادة العيوب والألوان. 6- إفادة معنى التَّكلف. 7- إفادة معنى الطَّلب والسُّؤال. 8- إفادة معنى المبالغة.
دلالات اسم الفاعل السَّابقة دلالات صرفيَّة تدلُّ عليها صيغ اسم الفاعل من غير الثُّلاثي؛ هذا لا يعني أنّ هذه الدِّلالات مختصَّة بتلك الصِّيغ غير الثُّلاثي لاسم الفاعل، فقد يأتي اسم الفاعل من الفعل الثُّلاثي دالًّا على بعضها، إذ إنّ هناك دلالات مشتركة بين اسم الفاعل من الفعل الثُّلاثي ومن غير الثُّلاثي. 
إنَّ أكثر إفادة اسم الفاعل معنى الثُّبوت عندما يكون غير عامل ويكون مضافًا، عند ذلك تكون الإضافة حقيقية، وهنا يحدث الالتباس مع الصِّفة المشبهة التي هي للثبوت وهي عاملة وإضافتها لفظيَّة. ويبدو أنَّ آراء النُّحاة التي تنصُّ على إفادة اسم الفاعل معنى التَّجدّد، لها مبرِّرات عند ابن هشام وابن مالك؛ فقد جعلوا اسم الفاعل جاريًا مجرى الفعل في الحركات والسّكنات. إنّ اسم الفاعل الواقع في الجملة الاسميَّة يأتي للدلالة على الثُّبوت والدَّوام والاستمرار في الغالب، وأنَّ اسم الفاعل الواقع في الجملة الفعليَّة يأتي للدلالة على الحدوث والتَّجدّد، فإنْ جاء في سياق الجملة الاسميَّة ودخلته لام التَّوكيد (المزحلقة) زاد ذلك في ثبوته.
تتَّفق كتب النَّحو والتَّفسير والبلاغة على دلالة واحدة لمادة (عدل) هي دلالة التَّحوّل والانصراف عن الشّيء وتركه إلى غيره . وتشير كتب اللُّغة- فضلاً عن الدّلالة السَّابقة لهذه المادة- إلى دلالات أُخَر لَها وقد وظَّف السِّياق القرآني مادة (عدل) بصيغٍ مختلفة لأداء معانٍ متعدّدة، ولم يكن من بين هذه المعاني معنى ترك الشَّيء والانصراف عنه إلى غيره .وينبغي أنْ يستند الحكم بوجود ظاهرة عدوليَّة في أي نصٍّ لغوي إلى قوانين لغويَّة معتبرة حتَّى لا يكون هذا الحكم اعتباطيًّا ورجمًا بالغيب. ويرد اسم الفاعل بمعنى اسم المفعول في القرآن الكريم كثيرًا؛ فقد يعدل به عن أصله لغرض بلاغي أو نفسي يصير به ذلك الاستعمال ذا معنى عميق يستدلُّ بقرينة الاستعمال العدولي
اللُّغة العربيَّة، النَّحو، الدِّلالة، المشتقَّات، اسم الفاعل، الثّبوت، التَّجدُّد، العدول. 

İsm-i fâil, Arapçada sarf ilminin (morfoloji) en önemli isimlerinden sayılmaktadır. Bu önem, vezninin kelamda çok kullanılmasından kaynaklanmaktadır. İsm-i fâil, şimdiki zamanda hakîkat, geçmiş ve gelecek zamanda ise mecaz anlamı ifade etmektedir. İsm-i fâil; fiili yapan kişiye veya fiilin kendisinden meydana geldiği şeye delalet etmesi için “fâ‘ilun” vezninde sübût (devamlılık) değil, hudûs (geçicilik) anlamı ifade eden türemiş bir isimdir. İsm-i fâil, sülâsî mücerred fiillerden “fâ‘ilun-فاعل” vezninde, sülâsî dışındaki fiillerin muzârî vezninden, muzârîlik harfini zammeli mîm’e dönüştürüp, sondan bir önceki harfi meksûr yaparak oluşturulur.

Sülâsî dışındaki fiillerin ism-i fâillerinin çeşitli anlamları vardır. Bu anlamlardan Kur’ân-ı Kerîm’de yer alanlar şunlardır: 1- Ta‘diye (geçişlilik), 2- Teksîr (çokluk), 3- Müşâreke (ortaklık), 4- Mutâva‘at (dönüşlülük), 5- Kusur, sakatlık ve renkler (‘uyûb ve elvân), 6- Tekellüf (zoraki yapmak), 7- Telep ve suâl (istek-sorgu), 8- Mübalağa (abartı).

İsm-i fâilin zikredilen anlamları sarf ilminde sülâsî dışındaki fiillerin ism-i fâil vezinlerine aittir. Bu durum, bu manaların, sülâsî dışındaki fiillerin ism-i fâil vezinlerine has olduğu anlamına gelmez. Zira sülâsî fiillerin ism-i fâil vezni de bu anlamlardan bazılarını ifade etmektedir. Dolayısıyla hem sülâsi fiillerin ism-i fâil vezninin hem de sülâsi dışındaki fiillerin ism-i fâil vezinlerinin ifade ettikleri ortak anlamlar vardır.

İsm-i fâil,  muzâf olup âmil olmadığında daha çok sübût (devamlılık) anlamı ifade eder.  Bu durumda izâfet, hakîkî izâfet olur. O zaman da ism-i fâil, âmil olup izâfeti lafzî olan sübût anlamlı sıfat-ı müşebbehe ile karıştırılmaktadır. Nahivcilerin; “ism-i fâil'in teceddüt (yenilenme) anlamı ifade ettiği” şeklindeki görüşlerinin İbn Hişâm ve İbn Mâlik’de haklı gerekçeleri var gibi gözüküyor. Zira ism-i fâili hareke ve sükûn bakımından fiil gibi değerlendirmektedirler. İsim cümlesinde yer alan ism-i fâil, çoğunlukla sübût ve süreklilik anlamı ifade eder. Fiil cümlesinde yer alan ism-i fâil ise hudûs ve yenilenme anlamı ifade eder. İsm-i fâil, isim cümlesi bağlamında kullanılıp başında te’kîd lâmı (lâm-ı muzahlaka) bulunursa, bu durum sübût manasını artırır.


Nahiv, tefsir ve belâgat kitapları, (عدل) maddesinin bir tane anlamı olduğu konusunda görüş birliği içindedirler. Bu anlam; dönüşme, bir şeyden ayrılma, bir şeyi bırakıp başkasına yönelme anlamıdır. Lügat kitapları, kelimenin bu anlamının yanı sıra başka anlamlarının da olduğuna işaret etmektedir. Kur’ân bağlamında, çeşitli anlamlar ifade etmesi için (عدل) maddesinin farklı vezinleri kullanılmıştır. Bu anlamlar arasında bir şeyi bırakıp başkasına yönelme anlamı yer almamaktadır. Her hangi bir dil metninde, bir kelimenin anlamı dışında kullanıldığı olgusunun varlığını ifade eden bir yargının kabul görmüş dil kanunlarına dayanması gerekir. Aksi takdirde bu yargı mesnetten yoksun rastgele bir yargı olacaktır. Kur’ân-ı Kerîm’de ism-i fâil, ism-i meful anlamında çokça kullanılmıştır. İsm-i fâil, belâgatle ilgili veya psikolojik bir maksatla kendi anlamı dışında kullanılmaktadır. Bu kullanım, kelimenin kendi anlamı dışında kullanıldığını gösteren bir karine ile derin bir mana içermektedir.

Abstract

The participle: It is one of the most important names in the literal language and grammar; to use the wording to speak a lot, it is a fact in the past and metaphor in the past and reception.

The participle is mentioned (the verb "he does") - in the first quarter of the Noble Qur’an - two hundred and twenty-five (225) times distributed as follows: seventy (70) times in Surat Al-Baqara. Fifty-two (52) times in Surat Al-Imran. Forty (40) times in Surat Al-Nisaa. Thirty-four (34) times in Surat Al-Maedah. Twenty-nine (29) times in Surat Al-Anam.

The participle is a specific formulation that includes three meanings: the event, the occurrence, and the person from whom the event occurred. and that it conducts the course of the verb, it is a renewed, not fixed quality, and it adds extra meaning to the meaning of the verb in addition to its course of action.

Formulating the noun of the subject from the ternary verb, the noun of the subject is coined with the weight of the ternary past tense with an increase of a thousand after the first letter of the verb, and the last letter is broken on the weight of an actor, such as: sitting, writing of a writer.

It is an emergency matter; that is, the evidence in the suspicious attribute is the origin and occurrence of a branch and vice versa in the participle.


Summary

The participle: It is one of the most important names in the literal language and grammar; to use the wording to speak a lot, it is a fact in the past and metaphor in the past and reception.

The participle of the non-triple act has multiple indications in the Holy Quran:

1 - The statement of infringement.

2. Benefit from the meaning of participation.

3 - Statement of the meaning of adaptation.

4- Indication of defects and colors.

5- Benefit the meaning of cost.

6 - Benefit the meaning of the request and the question.

7- A statement of the meaning of exaggeration.

This is not to say that these semantics are related to those non-triangular forms of the participle. The participle may come from the triangular verb on some of them. There is a common connotation between the participle, the triple verb, and the subject's name are non-triple.

The participle, in the sense of the name of the verb, is mentioned in the Holy Qur'an a lot; it may be modified by its origin for a rhetorical or psychological purpose.

The grammar, interpretation, and rhetoric books agree on one connotation of "ADL", which is the connotation of transformation and departure from something and leaving it to others. Language books - in addition to the previous indication of this article - refer to other indications of it, and the Qur'anic context has employed article (ADL عدل) in various forms to perform multiple meanings, and among these meanings was not the meaning of leaving something and deviating from it to others.

The judgment of the existence of a revisionist phenomenon in any linguistic text should be based on deemed linguistic laws so that this judgment is not arbitrary and unseen. The participle is given in the sense of the name of the object in the Holy Qur’an frequently. It may be modified from its origin for a rhetorical or psychological purpose in which that use becomes a deep meaning inferred by the presumption of the modified use.

The participle whose action he does in the language comes in two forms: they are associated with the (the); and in this form, he works without conditions, such as: the grateful man, his Lord, the patient who is patient with his own knowledge is truly secure. An action that you did does only two conditions:

A- To be in the sense of the condition or the reception and not the going, such as: the train is coming now.

B - To be subject to denial, interrogation, adjective, or status, such as: lands you are on behalf of your brother. (Interrogative). Your brother does not hear my advice. (Denial).

The participle is mentioned in the chapter (the verb "he does") - in the first quarter of the Holy Qur’an - two hundred and twenty-five (225) times distributed as follows: seventy (70) times in Surat Al-Baqara. Fifty-two (52) times in Surat Al-Imran. Forty (40) times in Surat Al-Nisaa. Thirty-four (34) times in Surat Al-Maedah. Twenty-nine (29) times in Surat Al-Anam.

Research Plan: The research consists of an introduction, and four topics; each topic includes several different issues that hover over the main idea, then the conclusion of the research, followed by a list of sources and references.

The first topic: What is the participle?

The participle is a specific formulation that includes three meanings: the event, the occurrence, and the person from whom the event occurred. and that it conducts the course of the verb, it is a renewed, not fixed quality, and it adds extra meaning to the meaning of the verb in addition to its course of action.

Formulating the participle from the triple verb the participle is coined with the weight of the past participle in a thousand increments after the first letter of the verb, and the last letter is broken on the weight of an actor, such as: sitting, writing a writer.

The second topic: the expression in the participle and its effect on meaning. The subject's name from the non-triple verb has multiple indications, among them in the Holy Qur’an: among them: the benefit of transgression, the benefit of the meaning of multiplication, the benefit of the meaning of participation, the benefit of compliance, the benefit of faults and colors, the benefit of the meaning of costs, the benefit of the meaning of request and the question, and the benefit of the meaning of exaggeration.

The third topic: occurrence and evidence in the participle in the Noble Qur’an.

The fourth topic: Revocation to the subject's name.
  • Belarc, Belkasım. Lugatu’l-Kur’ani’l-Kerim: Dirâse lisâniyye li’l-muştakkât fi’r-rub’i’l-evvel. Cezayir: Dâru’l-Ulûm, 2005.
  • Cevherî, Şemseddin Muhammed b. Abdulmun’im. Şerhu şuzûri’z-zeheb fî ma’rifeti kelâmi’l-Arab. thk. Nevâf b. Cezâi’l-Hârisî. 2 Cilt. Medine: İmâdetu’l-Bahsi’l-İlmî bi’l-Câmiati’l-İslâmiyye, 1423/2004.
  • Cîlî, Abdulâl İdrîs. “el-Adûl ani’l-asl beyne’l-muştekkâti’s-sarfiyye”. Mecelletu’l-Ekâdîmiyyeti’l-Arabiyye li’l-Ulûm ve’t-Tiknuluciyâ 5/15, (2014).
  • Cürcânî, Abdulkâhir, Delâilu’l-i’câz fî ilmi’l-meânî. thk. Mahmud Muhammed Şâkir Ebu Fehr. Kahire: Matbaatu’l-Medenî, 3. Basım, 1992.
  • Dayf, Şevkî. el-Medârisu’n-nahviyye. Kahire: Dâru’l-Meârif, 7. Basım, ts.
  • Ebû Hayyân el-Endelusî, Muhammed b. Yusuf. el-Bahru’l-muhît fi’t-tefsîr. thk. Sıdkı Muhammed Cemîl. 11 Cilt. Beyrût: Dâru’l-Fikr, 1420.
  • Ebû Musa, Muhammed. Hasâisu’t-terâkîb: Dirâse tahlîliyye li-mesâili ilmi’l-meânî. Kahire: Mektebetu Vehbe, ts.
  • Ebu’t-Tayyib, Muhammed Sıddık Han. Neylu’l-merâm min tefsiri âyâti’l-ahkâm. thk. Muhammed Hasan İsmail-Ahmed Ferîd el-Mezîdî. Beyrut: Dâru’l-Kutubi’l-İlmiyye, 2003.
  • Esterebâzî, er-Radî, Necmeddin. Şerhu Şâfiyye İbnu’l-Hâcib. thk. Muhammed Nûr, Muhammed ez-Zefzâf ve dğr. Beyrut: Dâru’l-Kutubi’l-İlmiyye, 1395/1975.
  • Fârisî, Ebû Alî. El-İzâhu’l-adudî. thk. Hasen Şâzelî Ferhûd. Riyâd: Riyad Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, 1389/1969.
  • Hammâdî, Celâl Abdullah Muhammed Seyf. el-Adûl fî siyagi’l-muştekkât fi’l-Kur’âni’l-Kerîm: Dirâse delâliyye. Taiz: Taiz Üniversitesi, Yüksek Lisans Tezi, 2007.
  • Hasan, Abbas. en-Nahvu’l-vâfî. 4 Cilt. Kahire: Daru’l-Meârif, 15. Basım, ts.
  • İbn Cinnî, Ebu’l-Feth Osman. el-Munsif. thk. İbrahim Mustafa. Kahire: Matbaatu Mustafa el-Bâbî, ts.
  • İbn Hişâm, Abdullah b. Yûsuf. Mugni’l-lebîb an kutubi’l-Earîb. thk. Mâzin el-Mubarek-Muhammed Alî Hamdullah. 2 Cilt. Dımaşk: Dâru’l-Fikr, 5. Basım, 1985.
  • İbn Hişâm, Abdullah b. Yûsuf. Şerhu katri’n-nedâ ve belli’s-sadâ. thk. Muhammed Muhyiddin Abdulhamîd. Kahire: y.y, 11. Basım, 1383.
  • İbn Hişâm, Ebû Muhammed Abdilleh Cemaluddin. Evdahu’l-mesâlik ilâ elfiyyeti İbn Mâlik. Beyrut: el-Mektebetu’l-Asriyye, 4 Cilt, ts.
  • İbn Mâlik, Cemaluddin Muhammed. Şerhu’t-teshîl. thk. Muhammed Abdulkâdir Atâ-Târık Fethî es-Seyyid. Beyrut: Dâru’l-Kutubi’l-İlmiyye, ts.
  • İbn Usfûr, Ali Ebu’l-Hasen. el-Mumti’ fi’t-tasrîf. thk. Fahruddîn Kabâve, Haleb: el-Mektebetu’l-Arabiyye, 1970.
  • İbn Ya’îş, Ebu’l-Bekâ Muvaffakuddin el-Esedî. Şerhu’l-mufassal. thk. İmil Bedî Yakûb. 6 Cilt. Beyrut: Dâru’l-Kutubi’l-İlmiyye, 1422/2001.
  • İbnu’l-Hâcib, Cemaleddin b. Osman b. Ömer b. Ebî Bekr. el-Kâfiye fî ilmi’n-nahv. şerh. Radiyuddin el-Esterebâzî. thk. Yusuf Hasen Ömer. 4 Cilt. Libya: Garyounis Üniversitesi, 1395/1975.
  • Kaddûm, Mahmud, el-Medresetu’l-Basriyye ve kıyâsuha’n-nahviyyu: Dirâse nazariyye ve tatbîkiyye. İstanbul: Dâru’l-Hikme, 2020.
  • Sâbûnî, Muhammed Alî. Safvetu’t-tefâsîr. 4 Cilt. Mekke: Mektebetu Cidde, 1976.
  • Semîr, Muhammed Azîz Nemr Mûkide. İsmu’l-fâil fi’l-Kur’âni’l-Kerîm: Dirâse sarfiyye nahviyye delâliyye fî dav’i’l-menheci’l-vasfî. Nablus: en-Necâh Üniversitesi, Yüksek Lisans Tezi, 2004.
  • Suyûtî, Celaleddin. Hem’u’l-hevâmi fî şerhi cem’i’l-cevâmi. thk. Abdulhamîd el-Hindâvî. 2 Cilt. Kahire: el-Mektebetu’t-Tevfîkiyye, ts.
  • Şevkânî, Muhammed b. Ali. Fethu’l-kadîr. Dımaşk: Dâru İbn Kesîr, 1414.
  • Yâkût, Mahmûd Suleyman. es-Sarfu’t-ta’lîmî vet-tatbîk ale’l-Kur’âni’l-Kerîm. İskenderiye: Dâru’l-Ma’rifeti’l-Câmi’iyye, 1992.
  • Yemenî, Cuveyriyye Muhammed. Delâletul-muştekkât ve i’mâluhâ fi’r-rub’i’s-sânî mine’l-Kur’âni’l-Kerîm: Dirâse nahviyye sarfiyye delâliyye. Sudan: Sudan Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, Yüksek Lisan Tezi, 2015.
  • Za’belâvî, Salâhuddin. Dirâsât fi’n-nahv. Dımaşk: İttihâdu Kuttâti’l-Arab, 2010.
  • Zemahşerî, Ebu’l-Kâsım Cârullah. el-Keşşâf an hakâiki gavâmidi’t-tenzîl. 4 Cilt. Beyrut: Dâru’l-Kutubi’l-İlmiyye, 3. Basım, 1407.
  • Zemahşerî, Ebu’l-Kâsım Cârullah. el-Mufassal fî san’ati’l-i’râb. thk. İmil Bedî Yakûb. Beyrut: Dâru’l-Kutubi’l-İlmiyye, ts.
Primary Language ar
Subjects Social
Journal Section Articles
Authors

Orcid: 0000-0002-5545-0012
Author: Muhammed RIZK (Primary Author)
Institution: Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
Country: Egypt


Dates

Publication Date : June 30, 2020

ISNAD Rızk, Muhammed . "دلالة التَّعبير باسم الفاعل في القرآن الكريم". Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 19 / 1 (June 2020): 405-426 . https://doi.org/10.14395/hititilahiyat.659855