Müzayede mahalli olarak icra dairelerini katma değer vergisi mükellefi kabul edilmesi vergilerin kanuniliği ilkesine aykırıdır. Bu kabul, uyum sağlanmak istenen Avrupa katma değer vergisi sisteminde benimsenen modele de uygun değildir. İcra dairelerinin bir adalet hizmeti olarak gerçekleştirdiği satış işleminde, katma değer vergisine konu olabilecek iktisadî bir anlam bulunmamaktadır. Bir kamu hizmeti yürüten resmî makamı vergi ödevi ilişkisinde mükellef kılmak, çalışmada ortaya konulan ilkeler çerçevesinde Anayasa’ya aykırıdır. İcra dairelerinde gerçekleşen satış işlemlerinde fazla tahsil edilen katma değer vergisi de aslında vergi uyuşmazlığı niteliğinde olmasına rağmen, icra dairelerinin mükellef sayılması uyuşmazlığın hangi yolla ve mercide çözüleceği konusunda tartışmalara neden olmaktadır. Yapılan işlem vergilendirme işlemi olarak değil, satış işleminin bir parçası gibi değerlendirilmekte; Türkiye Cumhuriyeti yargı teşkilatının yapısına ve idarî yargı (vergi yargısı) ile adlî yargı arasındaki görev dağılımının felsefesine ters düşen bir sonuç ortaya çıkmaktadır. Rekabet eşitsizliği yaratılmaması için belirleyici olması gereken husus, cebrî satış sonucu mal tesliminin, hayatın olağan akışı içerisinde katma değer vergisine tabi olup olmadığıdır. Bu nitelendirmeyi yapacak merci ise ihtisas alanı katma değer vergisi ve vergilendirme sürecini uygulamak olan vergi daireleridir. Bu nedenle yetkili idarenin vergi daireleri olması, kişilerin doğrudan vergi daireleri ile muhatap olması ve vergilendirme sürecinin teorik anlamda kişiye özgü bir idarî işlem olarak kurgulanması gerekir. Usul açısından tahakkuk fişi esasının benimsenerek muhtemel uyuşmazlıkların ihtirazî kayıt mekanizmasıyla vergi yargısında çözülmesi gereken bir soruna indirgenmesi sağlanabilir. Konunun icra takibinin seyrine etki etmeyecek şekilde tartışılması ve nihayet katma değer vergisi tutarının malın esaslı bir unsuru olmadığı fark edilmesi ile ihalenin feshine sebep olmaması sağlanabilecektir.
İcra dairesi Cebrî satış Katma değer vergisi Mükellef Görev uyuşmazlığı Hata düzeltme İptal davası Şikâyet İhalenin feshi
Accepting enforcement offices as value-added tax (VAT) taxpayers contradicts the principle of tax legality and the European VAT system model, which Turkey seeks to harmonize with. This approach conflicts with the Constitution, as it involves an official body providing public services being treated as a taxpayer. Although excess VAT collected in sales by enforcement offices constitutes a tax dispute, treating these offices as taxpayers raises questions about how and where this dispute should be resolved. The transaction is viewed as part of the sale, not a tax process, which contradicts the judicial structure in Turkey and the distinction between administrative (tax) and judicial courts. The key issue in avoiding competitive inequality is whether goods sold via forced sale are normally subject to VAT. Tax offices, responsible for VAT implementation, should have the authority to make this determination. Therefore, the tax administration should handle VAT-related matters, and individuals should engage directly with tax offices. The taxation process should be seen as an administrative transaction. From a procedural perspective, adopting an accrual system would allow potential disputes to be resolved in tax courts with proper reservation mechanisms, ensuring enforcement proceedings are not disrupted and the VAT issue does not invalidate the auction.
Enforcement office Forced sale Value added tax Taxpayer Jurisdiction dispute Application for correction Annulment case Complaint Termination of tender
| Primary Language | Turkish |
|---|---|
| Subjects | Law in Context (Other) |
| Journal Section | Research Article |
| Authors | |
| Submission Date | January 2, 2025 |
| Acceptance Date | October 13, 2025 |
| Publication Date | January 16, 2026 |
| DOI | https://doi.org/10.26650/mecmua.2025.83.4.0009 |
| IZ | https://izlik.org/JA43ES36MB |
| Published in Issue | Year 2025 Volume: 83 Issue: 4 |