Pigmentin Toksik Tarihi: Sürdürülebilir Moda Perspektifinden Bir İnceleme
Abstract
Pigmentlerin tarihsel kullanımı, renk üretiminin estetik ve kültürel boyutunun yanı sıra insan sağlığı ve çevre üzerindeki etkilerinin de değerlendirilmesini gerektirmektedir. Araştırmanın amacı, seçili kırmızı, yeşil, mavi ve mor renklendiriciler üzerinden pigmentlerin tarihsel kullanımını ve toksik etkilerini moda tarihi açısından incelemek; estetik değer, malzeme özellikleri ve kimyasal risk arasındaki ilişkiyi değerlendirmek ve tarihsel toksik miras ile günümüzdeki sürdürülebilir doğal boyama uygulamaları arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Literatürde pigmentlerin tarihsel gelişimi ve toksisitesi ile sürdürülebilir doğal boyama uygulamalarının çoğunlukla ayrı ele alındığı görülmektedir. Nitel araştırma yaklaşımına dayanan araştırmada doküman analizi ve örnek olay incelemesi kullanılmıştır. Veriler; hakemli makaleler, kitaplar, sanat ve moda tarihi yayınları, dijital müze koleksiyonları ve çevrim içi moda arşivlerinden elde edilmiştir. Vermilion (kırmızı), arsenik bazlı yeşil pigmentler, ultramarin (mavi), anilin boyalar ve mauveine (mor); tarihsel kullanım, kimyasal özellik, toksik etkiler ve moda alanındaki görünürlükleri bakımından karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Bulgular, tarih boyunca parlaklık, kalıcılık ve renk çeşitliliği sağlamak amacıyla kullanılan bazı renklendiricilerin, özellikle ağır metal ve sentetik kimyasal içerikleri nedeniyle insan sağlığı ve çevre açısından riskler oluşturduğunu göstermektedir. Bu toksik mirasın günümüzde doğal kaynaklara dayalı boyama uygulamalarına yönelik ilgiyi artıran tarihsel bir zemin oluşturduğu görülmektedir. Kökboya, koşinil, indigo, nar kabuğu ve ceviz kabuğu gibi doğal kaynakların tekstil boyamacılığında yeniden değerlendirilmesi, geçmiş boyama bilgisinin çağdaş üretimle ilişkilendirilebildiğini ortaya koymaktadır. Mimi Prober, Bageeya ve Maiwa örnekleri ise doğal boyaların doğal lifler, el işçiliği, yerel zanaatkârlık, geleneksel üretim bilgisi ve atıkların değerlendirilmesiyle birlikte kullanılabildiğini göstermektedir. Bu örnekler, sürdürülebilirlik iddialarının yalnızca doğal boya kullanımına indirgenmemesi gerektiğini ve üretim sürecinin bütününün dikkate alınmasının önemini göstermektedir. Sonuç olarak sürdürülebilir renk üretiminin yalnızca doğal boya kullanımına indirgenemeyeceği; hammadde seçimi, üretim süreci, kaynak tüketimi, atık yönetimi ve ürünün kullanım ömrünün birlikte değerlendirilmesi gerektiği ortaya konulmuştur. Bu doğrultuda biyopigmentler, atık kaynaklı boyarmaddeler ve biyoteknolojik renk üretim yöntemleri, gelecekte daha güvenli ve çevresel etkileri azaltılmış moda ve tekstil üretimi açısından araştırılabilecek alternatifler olarak öne çıkmaktadır.
Keywords
Ethical Statement
Bu makalenin planlanmasından uygulanmasına, verilerin toplanmasından analizine kadar tüm süreçlerde “Yükseköğretim Kurumları Bilimsel Araştırma ve Yayın Etiği Yönergesi” kapsamında belirtilen kurallara uyulmuştur. Yönergenin “Bilimsel Araştırma ve Yayın Etiğine Aykırı Eylemler” başlığı altında tanımlanan eylemlerden hiçbiri gerçekleştirilmemiştir. Araştırmanın yazım sürecinde bilimsel, etik ve alıntı kurallarına riayet edilmiş, veriler üzerinde herhangi bir tahrifat yapılmamıştır. Ayrıca bu çalışma, başka bir akademik yayın ortamına değerlendirilmek üzere gönderilmemiştir.
The Toxic History of Pigment: A Examination from the Perspective of Sustainable Fashion
Abstract
The historical use of pigments necessitates an assessment of the aesthetic and cultural dimensions of color production, as well as their impact on human health and the environment. The aim of this research is to examine the historical use and toxic effects of pigments from a fashion history perspective, focusing on selected red, green, blue, and purple dyes; to evaluate the relationship between aesthetic value, material properties, and chemical risk; and to reveal the relationship between historical toxic legacy and current sustainable natural dyeing practices. The literature often treats the historical development and toxicity of pigments and sustainable natural dyeing practices separately. This qualitative research approach utilizes document analysis and case studies. Data were obtained from peer-reviewed articles, books, art and fashion history publications, digital museum collections, and online fashion archives. Vermilion (red), arsenic-based green pigments, ultramarine (blue), aniline dyes, and mauveine (purple) were comparatively examined in terms of their historical use, chemical properties, toxic effects, and visibility in the fashion field. The findings indicate that some dyes, used throughout history to provide brightness, permanence, and color variety, pose risks to human health and the environment, particularly due to their heavy metal and synthetic chemical content. This toxic legacy appears to have created a historical backdrop that is increasing interest in dyeing practices based on natural resources today. The re-evaluation of natural resources such as madder, cochineal, indigo, pomegranate peel, and walnut shell in textile dyeing demonstrates that historical dyeing knowledge can be linked to contemporary production. The examples of Mimi Prober, Bageeya, and Maiwa show that natural dyes can be used in conjunction with natural fibers, hand craftsmanship, local artistry, traditional production knowledge, and the utilization of waste. These examples demonstrate that sustainability claims should not be reduced solely to the use of natural dyes and that it is important to consider the entire production process. In conclusion, it has been shown that sustainable color production cannot be reduced solely to the use of natural dyes; raw material selection, production process, resource consumption, waste management, and product lifespan must be considered together. In this regard, biopigments, waste-derived dyes, and biotechnological color production methods stand out as alternatives that can be explored for safer and more environmentally friendly fashion and textile production in the future.
Keywords
Ethical Statement
Throughout the entire process—from the planning and implementation of this article to the collection and analysis of data—the rules outlined in the “Guidelines on Scientific Research and Publication Ethics for Higher Education Institutions” have been strictly adhered to. None of the actions defined under the heading “Actions Contrary to Scientific Research and Publication Ethics” in the Guidelines have been committed. During the writing process of the research, scientific, ethical, and citation rules were adhered to, and no data manipulation was performed. Furthermore, this study has not been submitted to another academic publication venue for review.