Yerli sosyoloji çağrısı, 1970'lerden günümüze kadar devam eden bir tartışmayı temsil ediyor. Bazı Batılı olmayan sosyologlar –Türk sosyologlar dâhil – Batı sosyolojisinin Avrupa merkezli karakterine epistemolojik ve ontolojik gerekçelerle tepki gösterdiler. Onlara göre, Batı toplumlarının sosyal ve tarihsel deneyimlerine dayanan Batı sosyolojisinin kuram, kavram ve yöntemleri, Batı'dan farklı sosyal, kültürel ve tarihsel deneyimlere sahip Batı-dışı toplumları anlamaya ve açıklamaya izin vermediği gibi onların çıkarlarına da aykırıdır. Ayrıca bilginin yalnızca küresel üretiminde değil, dağıtımında, dolaşımında ve tüketiminde de entelektüel bir bağımlılık ve eşitsizlikler yaratmaktadır. Bu nedenle, Batılı olmayan toplumlardan kendi yerli sosyolojilerini inşa etmeleri çağrısı yapılmaktadır. Kulağa ne kadar sağlam gelse de bu çağrının da bazı sınırlılıkları vardır ve çeşitli eleştirilere konu olmaktadır.
Bu makale, ironik bir şekilde küresel bir çağrıya dönüşen yerli sosyoloji çağrısına yönelik eleştirileri analiz etmeyi ve değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bunu yaparken de Türk Sosyolojisinde konunun nasıl işlendiği üzerinde durulmuştur. Makale, bu çağrıya yönelik eleştirilerin dört ana soru çerçevesinde yeniden ele alınabileceğini ileri sürmektedir: 1) Yerli sosyoloji çağrısının takipçileri çağrının gereklerine uygun bir sosyoloji inşa etmede ne kadar başarılı/etkili olmuştur? 2) Günümüzün ulusal ve küresel koşulları, yerli sosyoloji çağrısının doğduğu dönemin (1970'lerin sonu ve 1980'ler) koşullarıyla ne ölçüde örtüşüyor? 3) Bu çağrı sosyolojinin disiplin bütünlüğünü ve bilimsel kimliğini nasıl etkiler? 4) Çağrının geleceği ne olabilir? Türkiye bağlamındaki tartışma bu sorularla birlikte sunulmaktadır.
Makale, yerli sosyolojinin bir ütopya olmadığı sonucuna varır. Batı sosyolojisi bu tür sosyolojinin somut bir örneğini temsil eder. Yerli sosyoloji çağrısının başarı/etki sorunu yanlış bir zeminde ele alınmaktadır. Yerli sosyolojinin uygulanabilirliği ve başarısı koşullara - özellikle içinde kurulduğu iktidar ilişkilerine - bağlıdır. Asıl sorun, en azından bir çıkış yolu bulana kadar, doğasındaki görelilik nedeniyle arzu edilirliğinde yatmaktadır.
eurocentrism indigenization epistemic hegemony reconstruction of sociology global sociology indigenous sociology
The call for indigenous sociology is a discussion that reflects reactions to the Eurocentric character of Western sociology and alternative proposals. According to the advocates of this call, Western sociology, based on the social and historical experiences of Western societies, do not allow understanding non-Western societies that have different backgrounds from the West, and that it is also against their interests. It also creates intellectual dependence and inequalities not only in the global production of knowledge, but also in its distribution, circulation and consumption. Therefore, non-Western societies are called upon to build an indigenous sociology. No matter how solid it may sound, this call has also been subject to various criticisms due to some of its limitations. This paper aims to analyze and evaluate the criticisms of the call, which ironically turned into a global call, in the context of Turkish Sociology. The paper argues that the criticisms of this call should be reconsidered within the framework of four main questions: 1) How successful have the followers of the call been in constructing a sociology appropriate to the requirements of the call? 2) Do today's national and global conditions still make this call meaningful and necessary? 3) How does this call affect the disciplinary integrity and scientific identity of sociology? 4) What could be the future of the call? The paper concludes that indigenous sociology is not a utopia.
| Primary Language | English |
|---|---|
| Subjects | Sociology |
| Journal Section | Review |
| Authors | |
| Submission Date | August 22, 2021 |
| Acceptance Date | September 17, 2021 |
| Publication Date | December 17, 2021 |
| Published in Issue | Year 2021 Volume: 5 Issue: 9 |