BibTex RIS Cite
Year 2014, Volume: 1 Issue: 3, 208 - 217, 01.09.2014

Abstract

Geçen   yüzyılda   üzerinde   en   fazla   konuşulan   konulardan   biri   olan   işletmelerde  kurumsal   sürdürülebilirlik,   ekonomik   ve   sosyal   kalkınma   ile   çevrenin   korunması  temalarını   içerisinde   barındıran   geniş   kapsamlı   bir   kavramdır.   Kimi   şirketleri  maddi  kaygılar  sürdürülebilir  olmaya  zorlarken,  kimi  şirketler  ise  kurumsal  kimlik  oluşumunda   gerekli   olduğu   düşünülen   sosyal   sorumluluk   duygusu   nedeniyle  faaliyetlerini   bu   kavrama   uygun   bir   çerçevede   yeniden   düzenlemek   durumunda  kalmıştır.   Sürdürülebilir   kalkınmanın   hükümet,   şirketler   ve   sivil   toplumun   ortak  bir  hedef  oluşturmasının  teşviki  ile  mümkün  olabileceği  düşüncesinden  hareketle  2000   yılında   yenilikçi   bir   sosyal   sorumluluk   yaklaşımı   olan   Küresel   İlkeler  Sözleşmesi   (KİS)   ortaya   çıkmıştır.   Bu   çalışma   kapsamında   işletmelerde   kurumsal  sürdürülebilirlik   ve   kurumsal   sosyal   sorumluluk   (KSS)   ilişkisi   ile   bu   ilişkinin  Türkiye’deki  mevcut  durumu  Küresel  İlkeler  Sözleşmesi  bağlamında  incelenmiştir.  Bu  çalışmanın  amacı  mevcut  durumu  ve  uygulama  aksaklıklarını  ortaya  koyarak,  Year:  2014        Volume:  1        Issue:  3       bu   aksaklıkları   önleyecek   öneriler   geliştirmektir.   Çalışma   kapsamında   nitel  araştırma  yöntemlerinden  yararlanılmıştır.  İncelenen  kaynaklar,  doküman  analizi  ve   söylem   analizi   teknikleri   kullanılarak   analiz   edilmiştir.   Elde   edilen   bulgular  yorumlandığında   KİS’i   imzalayan   şirketlerin   genel   olarak   sosyal   ve   çevresel  konulara   ılımlı   yaklaşarak,   daha   duyarlı   davrandıkları   görülmektedir.   Bununla  birlikte  insan  hakları,  çalışan  hakları  ve  çalışanların  karar  süreçlerine  katılımı  gibi  konularda   yapılacak   iyileştirmelere   halen   ihtiyaç   duyulduğu   gözlemlenmiştir.   Bu  süreçte  sektörler  arası  geçici  işbirlikleri  yerine  daha  uzun  süreli  ve  somut  çıktılara  odaklanan   ortaklıklar   kurulması,   işletmeler   ve   STK’lar   aracılığıyla   sosyal  sorumluluk   bilincinin   toplum   tabanına   yayılması   ve   raporlamalara   özen  gösterilmesinin  bilhassa  önemli  olduğu  sonucuna  ulaşılmıştır.  1.  GİRİŞ  Literatürde   “ekolojinin   en   geniş   sınırları   içinde   ekonomik   büyümenin   ve   kalkınmanın  karşılıklı  etkileşim  ile  sağlanacağı  ve  zaman  içinde  korunacağı  doktrin”  (Dyllick  ve  Hockerts,  2002;  Ruckelshaus,  1989)  olarak  tanımlanan  sürdürülebilirlik  kavramı,  günümüzde  yaşam  kalitesini   düşürmeden   düşünce   tarzında   değişiklik   yapılmasını   gerektiren   bir   kavram  (Akatay,  2008;  Hahn  ve  Scheermesser,  2006)  olarak  karşımıza  çıkmaktadır.  Bu  değişikliğin  özünde  yatan  temel  düşünce  tüketim  toplumu  olmaktan  sıyrılmak,  evrensel  bir  dayanışma  içerisinde   olan   çevresel   yönetim,   toplumsal   sorumluluklar   ve   ekonomik   çözümler  hedeflemektir.   Dolayısıyla   sürdürülebilirliği   oluşturan   üç   ana   bileşen   bulunmaktadır;  ekonomi,   çevre   ve   toplum.   Bununla   birlikte   bu   üç   ana   bileşenin   geçmişte   birbirlerinden  ayrı   olarak   ele   alındığı   ve   elde   edilen   sonuçların   diğer   bileşenler   için   uzun   vadede   sorun  teşkil  ettiği  görülmüştür  (Hart,  1999;  Özmehmet,  2012).     İşletmelerin   uzun   vadede   karşılaştıkları   bu   sorunları   bütüncül   bir   yaklaşım   benimseyerek  ortadan   kaldırmak,   sürekli   rekabet   içindeki   iş   dünyasında   ortak   bir   kalkınma   kültürü  oluşturmak  üzere  evrensel  ilkeler  öneren  yenilikçi  bir  kurumsal  sosyal  sorumluk  yaklaşımı  olan   Küresel   İlkeler   Sözleşmesi   (Global   Compact),   Birleşmiş   Milletler   (BM)   tarafından  düzenlenen  ve  günümüzde  dünya  çapında  10.000’den  fazla  organizasyonun  imza  attığı  bu  alandaki   en   büyük   sivil   inisiyatif   haline   gelmiştir.   Vizyonu,   sürdürülebilir   ve   kapsamlı  küresel   ekonomi”   olan   sözleşmeye   taraf   olmak   tamamen   gönüllülük   esasına  dayanmaktadır  (www.unglobalcompact.org).    Çalışmanın   bundan   sonraki   bölümünde   konuyla   ilgili   literatür   taramasına   yer   verilerek  konunun   önemine   dikkat   çekilmesi   amaçlanmıştır.   Yöntem   bölümünde   ise   çalışma  kapsamında   kullanılan   araştırma   ve   analiz   yöntemleri   hakkında   bilgi   verildikten   sonra  sonuç  bölümünde  analiz  sonuçları  ve  önerilere  yer  verilmiştir  2.  LİTERATÜR  TARAMASI  Günümüzde   sürdürülebilirlik,   işletmelerin   ekonomik   değer   oluşturmalarının   yanı   sıra  yaşam   koşullarını   kolaylaştırıcı   ve   geliştirici   birtakım   faaliyetler   içinde   olmaları   anlamına  gelmektedir   (Hahn,   2006).   Karaman’a   (1996)   göre   sürdürülebilirlik,   aktif   ve   proaktif  unsurları  beraber  barındırmakta;  toplumun,  ekosistemin  ya  da  sürekliliği  olan  herhangi  bir  oluşumun   işlerini   kesintisiz,   bozulmadan   devam   ettirebilme   yeteneği   olarak   da  tanımlanmaktadır   (Sarıkaya   ve   Kara,   2007).   Dünya   genelinde   sürdürebilirliğin  oluşturulmasında  kurumsal  sürdürebilirlik  kavramı  çok  önemli  bir  yer  tutmaktadır  (Bansal,  2002).   Pek   çok   araştırmacı   bu   nedenle   sürdürülebilirlik   kavramını   kurumsal  sürdürülebilirlik  adı  altında  ele  almıştır.      Kurumsal   sürdürülebilirlik   son   dönemlerde   sıkça   gündeme   gelen,   özellikle   üretimden  sorumlu   ekonomik   karar   birimleri   olan   işletmelerin   devamlılığını   ifade   ettiği   için  sürdürülebilir  kalkınmanın  bir  bölümünü  de  kapsayan  geniş  bir  kavramdır.  İşletmelerin  bir  kısmı   bunu   yasal   zorunluluklardan,   bir   kısmı   maddi   nedenlerden,   diğerleri   ise   yeni  kaynaklar  oluşturmak  amacıyla  uygulamaktadırlar.  İşletmeler  ve  toplumlar,  tarih  boyunca  bütün   süreçlerde   birlikte   ele   alınmakla   beraber,   işletmelere   yüklenen   görevler   farklı  olmuştur.  Bu  durum  değişen  sosyal-­‐ekonomik  durumlara  ve  politik  amaçlara  bağlanabilir.  İşletmeler   açısından   1950   öncesine   kadar   olan   dönemi   değerlendirdiğimizde,   işletmenin  temel   amacı   ve   nihai   hedefi   üretmek   ve   kazanç   sağlamaktı.   Bunun   neden   bu   şekilde  olduğu  ise  ayrı  bir  çalışma  konusudur.    Bowen,   1953   yılında   işletmelerin   üretmenin   haricinde   sosyal   sorumluluklarının   da  olduğunu   belirtmiştir.   Sonrasında   yapılan   araştırmalar   ve   ortaya   konulan   modellerle  kurumsal  sürdürülebilirlik  mevcut  yönetim  teorileri  ile  bütünleşmiştir.  Dyllick  ve  Hockerts  (2002)  kurumsal  sürdürebilirliği  çevre  ve  sosyal  sürdürülebilirliğin  bir  karmasıdır  şeklinde  ifade   ederek,   kurumların   kısa   vadedeki   kazançlarından   ziyade,   uzun   dönemli   getirilere  yönelmeleri  gerektiğini  belirtmiştir  (Kuşat,  2012).  Sürdürülebilirliğin  prensiplerini,  gelecek  nesiller   için   doğal   kaynaklar   bırakmak,   doğal   kaynakları   minimum   şekilde   kullanmak   ve  korumak,   doğal   kaynakları   kullanırken   diğer   kullanıcılara   zarar   vermemek,   çevresel   ve  ekonomik  açılardan  entegrasyonu  sağlamak  olarak  sayabiliriz  (Saltaji,  2013).    Kurumsal   sürdürülebilirliğin   birbirleriyle   bağlantılı   pek   çok   alt   faktörü   olmakla   birlikte,  işletmeler   açısından   değerlendirildiğinde   bu   alt   faktörlerden   birisi   olan   kurumsal   sosyal  sorumluluk   (KSS)   daha   fazla   ön   plana   çıkmaktadır.   Bu   nedenle   KSS,   kurumsal  sürdürülebilirliğin  sağlanması  açısından  temel  bir  bileşen  olarak  kabul  edilebilir.  Çalışmanın  bundan   sonraki   bölümünde   KSS   kavramı   daha   detaylı   bir   biçimde   ele   alınarak,   kurumsal  sürdürülebilirlikle  olan  ilişkisinden  bahsedilecektir.  Günümüzde   KSS,   işletmeler   açısından   hem   ulusal   hem   de   uluslararası   bağlamda   oldukça  önemli  hale  gelmiştir.  Büyük  işletmelerin  yanı  sıra  küçük  ve  orta  boy  işletmeler  açısından  da   çeşitli   kültürlerde   ve   coğrafyalarda   KSS’nin   uygulanma   alanı   genişlemekte   ve   küresel  anlamda  etkisini  gün  geçtikçe  daha  fazla  hissettirmektedir.  Fortune  500  listesinde  yer  alan  şirketlerden   %90’ı   KSS   ilgili   faaliyetler   içerisindedirler   ve   yarıdan   fazlası   yıllık   kurumsal  sürdürülebilirlik   raporları   yayınlamakta,   birçoğunun   da   bununla   ilgili   ayrı   bir   yönetim  kademesi   bulunmaktadır   (Luo,   2009;   Bonini   vd.,   2009).   KSS;   kurumsal   sorumluluk,  kurumsal   etik,   kurumsal   vatandaşlık,   sorumlu   girişimcilik,   kurumsal   sürdürülebilirlik   gibi  farklı  isimler  altında,  yazında  karşımıza  çıksa  da  anlam  olarak  işletmenin  sosyal,  ekonomik  ve   çevresel   faktörlerle   birlikte   değerlendirilmesini   ifade   etmektedir.   Kurumsal   sosyal  sorumluluğun   uygulamalarına   baktığımızda   anahtar   faktörler   olarak   etik   ve   sosyal  yatırımlar  karşımıza  çıkmaktadır  (Ararat  ve  Göcenoğlu,  2005).    KSS   temel   olarak   yeni   bir   düşünce   veya   fikir   değildir.   Ancak   geçmiş   dönemlerde  günümüzde  olduğu  gibi  detaylı  biçimde  ele  alınmamıştır.  KSS’nin  temelinde  insanoğlunun  kısıtlı  olan  dünya  kaynaklarını  gereğinden  fazla  kullanması  ve  bu  durumun  dünyanın  yaşam  dengesini   ve   geleceğini   tehdit   etmesi   yer   almaktadır.   KSS   kavramı   işletmenin   topluluğa

The relationship in between corporate sustainability and corporate social responsibility in business: global compact Turkey

Year 2014, Volume: 1 Issue: 3, 208 - 217, 01.09.2014

Abstract

Corporate   sustainability   which   is   one   of   the   most   populer   subjects   in   previous  century,   is   a   comprehensive   term   consisting   of   economical   and   social  development  and  protecting  environment.  While  some  companies  are  forced  to  be   sustainable   by   financial   concerns,   the   others   are   forced   to   reorganize   their  operations   because   social   responsibility   is   thought   to   be   necessary   in   terms   of  forming  a  corporate  identity.  As  a  result  of  the  idea  that  sustainable  development  is   possible   as   long   as   encouraging   governments,   companies   and   sivil   society   to  form   a   common   goal.   Global   Compact   was   established   as   an   innovative   social  responsibility  approach  in  2000.  Within  the  scope  of  this  study,  the  relationship  between  corporate  sustainability  and  corporate  social  responsibility  and  current  situations  of  them  in  Turkey  are  examined  in  terms  of  UN  Global  Compact.  The  aim  of  this  study  is  to  develop  applicable  solutions  for  functional  disruptions  by  presenting  the  current  situation  and  problems.  Qualitative  research  methods  are  used.   When   the   obtained   data   is   interpreted,   it   is   seen   that   Global   Compact  participants  approach  the  social  and  environmental  issues  in  a  moderate  way  and  act  more  sensitively  in  general.  However,  it  is  also  seen  that  there  is  a  need  to  make   improvements   in   some   fields   such   as   human   rights,   employee   rights   and  employee   participation   in   decision   processes.   It   is   concluded   that   instead   of  establishing  temporary  cooperations,  it  is  especially  important  to  build  long-­‐term  partnerships   focusing   on   tangible   outputs,   spreading   social   responsibility  awareness  in  all  levels  of  society  via  businesses  and  NGOs  and  being  attentive  in  reporting  in  this  process.   İŞLETMELERDE  KURUMSAL  SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK  VE  KURUMSAL  SOSYAL  SORUMLULUK  İLİŞKİSİ:  KÜRESEL  İLKELER  SÖZLEŞMESİ  TÜRKİYE  ÖRNEĞİ

There are 0 citations in total.

Details

Journal Section Articles
Authors

Ebru Caymaz This is me

Semih Saran This is me

Fahri Erenel This is me

Publication Date September 1, 2014
Published in Issue Year 2014 Volume: 1 Issue: 3

Cite

APA Caymaz, E., Saran, S., & Erenel, F. (2014). The relationship in between corporate sustainability and corporate social responsibility in business: global compact Turkey. Journal of Management Marketing and Logistics, 1(3), 208-217.

Journal of Management, Marketing and Logistics (JMML) is a scientific, academic, double blind peer-reviewed, quarterly and open-access online journal. The journal publishes four issues a year. The issuing months are March, June, September and December. The publication languages of the Journal are English and Turkish. JMML aims to provide a research source for all practitioners, policy makers, professionals and researchers working in the areas of management, marketing, logistics, supply chain management, international trade. The editor in chief of JMML invites all manuscripts that cover theoretical and/or applied researches on topics related to the interest areas of the Journal. JMML charges no submission or publication fee.


Ethics Policy - JMML applies the standards of Committee on Publication Ethics (COPE). JMML is committed to the academic community ensuring ethics and quality of manuscripts in publications. Plagiarism is strictly forbidden and the manuscripts found to be plagiarized will not be accepted or if published will be removed from the publication. Authors must certify that their manuscripts are their original work. Plagiarism, duplicate, data fabrication and redundant publications are forbidden. The manuscripts are subject to plagiarism check by iThenticate or similar. All manuscript submissions must provide a similarity report (up to 15% excluding quotes, bibliography, abstract, method).


Open Access - All research articles published in PressAcademia Journals are fully open access; immediately freely available to read, download and share. Articles are published under the terms of a Creative Commons license which permits use, distribution and reproduction in any medium, provided the original work is properly cited. Open access is a property of individual works, not necessarily journals or publishers. Community standards, rather than copyright law, will continue to provide the mechanism for enforcement of proper attribution and responsible use of the published work, as they do now.