Öz Flanör, 19.yüzyılda modernizmin ortaya çıkışıyla birlikte Paris, Roma, Londra ve Berlin gibi büyük şehirlerde inşa edilen pasajlarda görülen bir tip olarak toplumsal hayatta kendisine yer bulur. Eril bir figür olarak tanımlanan flanör, kalabalıkların içinde ama kalabalığa karışmadan gezen, gözlemleyen ve düşünen bir özne konumundadır. Pasajların yıkılmasıyla birlikte flanör, önce mağazaları ardından da şehrin ana caddelerinden periferilerine kadar bütün sokaklarını kendisine mesken tutar. 19.yüzyılda kadının istisnalar haricinde kamusal alanda tek başına dolaşması mümkün olmadığından flanözün varlığı bu dönemde kuşkuyla karşılanır. 20.yüzyılda ise büyük mağazaların açılmasıyla birlikte kadınlar sadece erkeklerin bakışının nesnesi olmaktan çıkıp görmeyi deneyimleyen bir özneye dönüşmeye başlar. Bu yüzyılın ortalarına gelindiğinde ise kadınlar da tıpkı flanörler gibi caddelerde dolaşabilme özgürlüğüne kavuşur. 21.yüzyılda yaşanan teknolojik gelişmelerle birlikte flanör ve flanöz kavramı da değişime uğramış; artık sokakları yürüyerek gezmek yerine tek bir adım dahi atmadan sanal ortamda deneyimlenen flanörlük ve flanözlük biçimleri ortaya çıkmıştır. Batı edebiyatında flanör, Charles Baudelaire’in ve Edgar Allen Poe’nun eserleriyle kendisine yer bulurken flanözün edebiyatta yer alması çok daha geç bir döneme rastlar. Türk edebiyatında flanöz tipin edebî eserlerde görünür hâle gelmesi ise 20.yüzyılın sonlarını bulur. Flanözün en yetkin örneklerinden biri, Tezer Özlü’nün 1981’de kaleme aldığı Yaşamın Ucuna Yolculuk adlı eserinin anlatıcısında görülür.
Abstract The flâneur emerges as a distinctive social figure in the nineteenth century with the advent of modernity, particularly within the arcades constructed in major metropolitan centers such as Paris, Rome, London, and Berlin. Defined as a masculine type, the flâneur is positioned as a subject who wanders, observes, and contemplates—present among the crowd yet never fully merging with it. After the demolition of the arcades, his sphere expands first to department stores and later to the main thoroughfares and peripheral streets of the city. Since women, with few exceptions, could not freely circulate alone in the public sphere during the nineteenth century, the existence of the flâneuse was initially met with skepticism. However, the emergence of large department stores in the twentieth century allowed women to move beyond being merely objects of the male gaze and gradually to become active, seeing subjects. By the mid-twentieth century, women, like flâneurs, attained the freedom to walk through city streets. In the twenty-first century, technological developments transformed both concepts, giving rise to virtual forms of flânerie that require no physical movement. While the flâneur secured a place in Western literature through the works of Charles Baudelaire and Edgar Allan Poe, the literary appearance of the flâneuse occurred much later. In Turkish literature, the visibility of the flâneuse figure emerged toward the late twentieth century. One of its most striking examples appears in Tezer Özlü’s Journey to the Edge of Life.
| Primary Language | Turkish |
|---|---|
| Subjects | Modern Turkish Literature in Turkiye Field |
| Journal Section | Research Article |
| Authors | |
| Submission Date | January 1, 2026 |
| Acceptance Date | February 18, 2026 |
| Publication Date | March 26, 2026 |
| DOI | https://doi.org/10.29110/soylemdergi.1853499 |
| IZ | https://izlik.org/JA64DR42YY |
| Published in Issue | Year 2026 Volume: 11 Issue: 1 |

This work is licensed under a Creative Commons Attribution-NonCommercial-NoDerivatives 4.0 International License.