Göllü Polyesi ve Van Gölü: Jeomorfolojik ve Hidrolojik Bağlantılar
Öz
Göllü Polyesi, jeomorfolojik özellikleri ve Van Gölü seviyesiyle olan yakınlığı nedeniyle araştırma problemlerine yanıt aramada önemli bir konumda yer almaktadır. Özellikle, Polye tabanının yükselti çalışmaları, bu alandaki araştırmaların yoğunlaşmasının nedenleri arasındadır. Göllü Polyesi alanında yapılan çalışmalar, Polyenin geçmiş dönemlerde Van Gölü'nün en yüksek seviyesine ulaşmasındaki jeomorfolojik rollerini ve bu seviye değişimlerinden ne ölçüde etkilendiğini belirlemeyi amaçlamaktadır. Ayrıca, Van Gölü seviyesindeki değişiklikleri açıklamak için hangi bulguların kullanılabileceği ve gölün diğer açık havzalarla nasıl bir bağlantısı olduğu, Polye alanındaki hidrolojik dengenin nasıl kurulduğu ve sonraki dönemlerde hangi etkilere maruz kaldığı ele alınmıştır. Van Gölü'nün Polyeye taşmış olabileceği ve göl tortullarının Polye içinde birikmiş olabileceği hipotezinin geçerliliğini araştırmak amacıyla karot sondaj çalışmalarının yapılmasına karar verilmiştir. Karotlardan elde edilen tortulardaki mineralojik içeriklerin belirlenmesi için toplamda 84 örnek alınmış, karbonat (kalsit, aragonit ve dolomit) ve kuvars içerikleri incelenmiştir. Karot analizleri ile birlikte tüm kil, kuvars karbonat ve organik karbon mineral verileri ve grafikler değerlendirildiğinde, Polye içinde belirli dönemlerde eğim erozyonunun yoğunlaştığı ve kaolinit ve illit gibi minerallerin birikiminin arttığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, eğim erozyonunun yavaşladığı ve Polyenin bir göl formunu aldığı, nehir drenajının bozulduğu dönemlerde montmorillonit mineralinin çökeltiği ve bu dönemlerin birbirini takip eden fazlar halinde gerçekleştiği de anlaşılmaktadır.
Anahtar Kelimeler
Göllü Polye and Lake Van: Geomorphological and Hydrological Connections
Abstract
The Göllü Polje holds a significant position for seeking answers to research problems due to its geomorphological features and its proximity to the level of Lake Van. Particularly, the elevation studies of the polje floor are among the reasons for the concentration of research in this area. The studies conducted in the Göllü Polje area aim to determine the geomorphological roles played by the polje in reaching the highest level of Lake Van in past periods and how and to what extent it was affected by these level changes. Additionally, it has been addressed which findings could be used to explain the changes in the level of Lake Van and to understand what kind of connection the lake has with other open basins, how the hydrological balance within the Polje area is established, and what effects it was subjected to in later periods. It has been decided to conduct core drilling studies and investigate the validity of this hypothesis that Lake Van might have overflowed into the polje and lake sediments might have accumulated within the polje. A total of 84 samples were taken for the determination of the mineralogical contents of the sediments obtained from the cores, and carbonate (calcite, aragonite, and dolomite) and quartz contents were examined and analyzed. When the core analyses together with all clay, quartz carbonate, and organic carbon mineral data and graphs are evaluated, it is understood that slope erosion intensified and there was an increase in the deposition of minerals such as kaolinite and illite in certain periods within the polje. It is also understood that during periods when slope erosion slowed down and the polje took the form of a lake, disrupting river drainage, montmorillonite mineral precipitated, and these periods followed each other in phases.
Keywords
VYYÜBAP Projesi (Proje No: 2009- SOB-DO73) , TÜBİTAK 105Y125, supported by TÜBİTAK, CNRS (through the ECLIPSE and PICS
Bu çalışma, 2009-SOB-DO73 proje numarası altında Yüzüncü Yıl Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Başkanlığı tarafından finanse edilmiştir. Ayrıca TÜBİTAK 105Y125 proje numarası ile TÜBİTAK, CNRS (ECLIPSE ve PICS programları aracılığıyla) ve Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nin desteğiyle yürütülmüştür. Sahada ve laboratuvarda yapılan çalışmalar sırasında mali destek sağladıkları için TÜBİTAK, CNRS ve Yüzüncü Yıl Üniversitesi'ne teşekkürlerimi sunarım