Renkler, insanlık tarihinin en kadim dönemlerinden itibaren sadece görsel birer veri olmanın
ötesine geçmiştir. Bu unsurlar kültürel kimliğin, kozmolojik düzenin ve halk inanışlarındaki
kutsal koruma pratiklerinin temel sembolik aktarıcısı olmuştur. Çalışmanın temel amacı,
Türk kültür havzasında ak, kara, kızıl ve gök gibi ana renklerin üstlendiği kurucu rolü tahlil
etmektir. Bu doğrultuda söz konusu sembolik dilin Özbekistan özelindeki tarihsel sürekliliğini
ve toplumsal şuur üzerindeki etkilerini ortaya koymak hedeflenmektedir. Araştırmanın önemi,
kromatizmin sadece estetik bir tercih değil, aynı zamanda toplumsal hiyerarşiyi ve metafizik
kabulleri belirleyen çok boyutlu bir kod sistemi olduğunu kanıtlamasından kaynaklanmaktadır.
Araştırmanın kapsamı, Hun ve Göktürk dönemlerinden günümüz Özbekistan sahasına kadar
uzanan bir tarihsel süreçle sınırlandırılmıştır. Bu süreçte mimari eserler, halk edebiyatı verileri,
atasözleri, deyimler, metaforlar ve kişi adları temel alınmıştır. Yöntem olarak nitel araştırma
tekniklerinden doküman analizi ve semiyotik çözümleme benimsenmiştir. İncelemeler
neticesinde Semerkant mavisi olarak bilinen turkuazın mimarî estetiğinden Özbek taziye
kültüründeki semantik karşılıklarına kadar geniş bir saptama yapılmıştır. Taziye geleneğinde
beyazın ahiret yolculuğunu ve saflığı temsil eden bir yas rengi olarak kullanımı ile “qora xat”
(kara mektup) gibi ifadelerde karanın kederi simgelemesi, renklerin birer protokol dili olduğunu
kanıtlamaktadır. Ayrıca taziye kültüründe veya geleneksel giyim kuşamda kullanılan renklerin
bireyin yaşını, sosyal statüsünü ve cinsiyetini belirleyen sessiz bir bildirişim aracı olduğu
saptanmıştır. Özellikle geçiş ritüellerinde tercih edilen renk dizgeleri toplumsal dayanışmayı ve
hiyerarşiyi görünür kılmaktadır. Araştırmada renklerin sadece birer sıfat değil, aynı zamanda
yönleri ve siyasi egemenliği belirleyen diplomatik bir dil olduğu görülmüştür. Sarı, kızıl ve
yeşilin tarihi sancaklardaki hâkimiyeti ile egemenlik sembolü olarak kullanımı bu dilin temelini
oluşturmaktadır. Özellikle pamuk için kullanılan “ak altın” (oq oltin) ve buğdayı niteleyen
“sarı altın” (sariq oltin) gibi ifadeler, renklerin ekonomik bereketi kutsayan metaforik gücünü
göstermektedir. Özbek onomastiğinde renklerin kişiye güç veya asalet temelli bir misyon
yüklediği görülürken, pamuk toplama makinesine verilen “dala malikasi” (tarla kraliçesi) gibi
yakıştırmalar ile “zangori olov” (mavi alev) nitelemesi, kadim renk algısının modern üretim
araçlarıyla bütünleştiğini göstermektedir. Renklerin, Özbek toplumsal yapısını dikey ve yatay düzlemde kesen dinamik birer kültürel mühür olduğu ve bağımsızlık sonrası dönemde beyaz
mermer ile kadim turkuazın sentezlenmesiyle yeni bir medeniyet dili inşa ettiği vurgulanmıştır.
Etik kurallara uyulmuştur.
Colors have transcended being merely visual data since the most ancient periods of human
history. These elements have served as the primary symbolic transmitters of cultural identity,
cosmological order, and sacred protection practices within folk beliefs. The main objective
of this study is to analyze the foundational role undertaken by primary colors such as white,
black, red, and sky blue within the Turkish cultural sphere. Accordingly, the study aims to
reveal the historical continuity of this symbolic language specifically in Uzbekistan and its
impact on the collective social consciousness. The importance of the research stems from its
substantiation of chromatism not merely as an aesthetic preference, but as a multidimensional
code system determining social hierarchy and metaphysical assumptions. The scope of the
research is delimited to a historical process extending from the Hun and Gokturk periods to
the contemporary Uzbekistan region. During this process, architectural works, folk literature
data, proverbs, idioms, metaphors, and personal names have been taken as a basis. As a method,
document analysis and semiotic analysis, which are among qualitative research techniques,
have been adopted. As a result of the examinations, extensive determinations have been
made ranging from the architectural aesthetics of turquoise, known as Samarkand blue, to its
semantic counterparts in Uzbek mourning culture. The use of white as a color of mourning
representing honesty and purity, along with the reflection of grief through black in expressions
like qora xat (black letter), proves that colors function as a language of protocol. It has been
determined that the colors preferred in traditional clothing and textile arts serve as a silent
communicative tool defining an individual’s age and social status. Especially, expressions such
as oq oltin (white gold) for cotton and sariq oltin (yellow gold) for wheat demonstrate the
metaphoric power of colors in sanctifying economic abundance. While it is observed in Uzbek
onomastics that colors assign a mission based on power or nobility to the individual, modern
metaphors like dala malikasi (queen of the field) for cotton-picking machines or the zangori
olov (blue flame) description link ancient sky-cult beliefs with modern production tools. It is
emphasized that colors are dynamic cultural seals intersecting the Uzbek social structure on
vertical and horizontal planes, and that in the post-independence period, they have constructed
a new language of civilization through the synthesis of white marble and turquoise
| Primary Language | Turkish |
|---|---|
| Subjects | Turkish Folklore Outside Türkiye |
| Journal Section | Research Article |
| Authors | |
| Submission Date | January 5, 2026 |
| Acceptance Date | February 10, 2026 |
| Publication Date | March 15, 2026 |
| DOI | https://doi.org/10.60163/tkhcbva.1856833 |
| IZ | https://izlik.org/JA77ST58YD |
| Published in Issue | Year 2026 Issue: 117 |
Bu dergide yayımlanan makaleler Creative Commons Attribution 4.0 ile lisanslanmıştır. Bu lisans, açık erişimli bir makalenin ticari olmayan bir şekilde tekrar kullanılmasına, yazar doğru atfedildiği sürece izin verir.