1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi’nde alınan ağır yenilgi ve İngiltere ile Fransa’nın oluşturduğu tehditler, Berlin Kongresi’nin sonuçlarıyla birlikte değerlendirildiğinde Osmanlı Devleti’ni uluslararası arenada yalnız bırakmıştı. II. Abdülhamid döneminin ilk yıllarında yaşanan bu diplomatik yalnızlık, Osmanlı Devleti’ni Avrupa’nın güçlü devletlerinden biriyle ittifak kurma arayışına yöneltti. Bu arayış sürecinde Osmanlı’nın menfaatleri bakımından ittifaka en uygun ülke, Almanya olarak öne çıkmaktaydı. Almanya, siyasi birliğini sağladıktan sonra güçlü sanayisinin hammadde ihtiyacını karşılayıp ürünlerini pazarlamak için Osmanlı Devleti’nin mevcut imkânlarından istifade edebilirdi. Ayrıca bazı Avrupa devletlerinin Rusya ile örtüşen Balkan politikaları, Almanya’yı bu devletler karşısında Osmanlı ile yakın ilişkiler kurmaya yöneltmekteydi. Zira Osmanlı Devleti’nin Balkanlar’da zayıflaması, başta Rusya olmak üzere İngiltere ve Fransa’nın bölgedeki nüfuzunu artırarak Alman ekonomik çıkarlarına zarar verebilir, Avusturya ilişkilerini zora sokabilirdi. Öte yandan Osmanlı Devleti de birbirinden farklı yapıdaki geniş coğrafyasının dış müdahalelere açıklığı karşısında sanayileşmiş, uluslararası politikada güçlü bir devletin desteği olmaksızın ayakta kalma şansına uzun yıllardır sahip değildi. Bu nedenlerle ittifak için tercih edilen ülke, bir bakıma zorunlu olarak Almanya oldu. Nihayetinde uzun yıllar sürecek Türk-Alman ittifakının önemli bir aşaması olarak elçilik heyeti görüşmeleri başladı. İttifak sürecinin başlarında iki tarafın da beklentilerini ortaya koyması açısından önem arz eden diplomatik görüşmeler arasında, bilhassa bu makalenin konusunu teşkil eden 1881 yılındaki görüşmeler dikkat çekicidir. Ali Nizami Paşa başkanlığında 30 Kasım 1881’de Berlin’e giden Osmanlı heyeti, yaklaşık bir ay boyunca Almanya’da kalarak başta İmparator I. Wilhelm ve Başbakan Bismarck olmak üzere pek çok kişiyle görüşmeler yapmıştır. Bu görüşmeler esnasında, Birleşik Almanya’nın ilk şansölyesi olan Bismarck’ın Osmanlı Devleti’nin iç ve dış meseleleri hakkındaki yorum ve tavsiyeleri birçok açıdan kayda değerdir. Osmanlı heyetinin çoğu zaman birebir ifadelerle aktardığı bu gizli görüşmelerde Bismarck’ın söyledikleri, dönemin uluslararası politikalarının arka planını gösterdiği gibi Osmanlı’nın iç meseleleri hakkında da ilginç değerlendirmeler içermektedir. Avrupa diplomasisinin etkili isimlerinden, ciddi bir entelektüel olan Bismarck’ın bu görüşmelerde ifade ettikleri Türk-Alman ittifakına giden yolun daha iyi anlaşılması açısından da incelemeye değer bulunmaktadır.
The heavy defeat in the Russian War of 1877-1878 and the threats posed by Britain and France, together with the results of the Berlin Congress, left the Ottoman Empire alone in the international arena. This diplomatic isolation in the early years of the reign of Abdul Hamid II led the Ottoman Empire to seek an alliance with one of the powerful states of Europe. In this search process, Germany stood out as the most suitable country for an alliance in terms of Ottoman interests. After achieving political unity, Germany could utilise the existing opportunities of the Ottoman Empire to meet the raw material needs of its powerful industry and market its products. In addition, the Balkan policies of some European states overlapping with Russia led Germany to close relations with the Ottoman Empire against these states. The weakening of the Ottoman Empire in the Balkans would have increased the influence of Russia, Britain and France in the region, which could have harmed German economic interests and put Austrian relations in difficulty. On the other hand, the Ottoman Empire did not have the chance to survive for many years without the support of an industrialised and powerful state in international politics in the face of the openness of its vast geography with a different structure to foreign interventions. For these reasons, Germany was, in a sense, the country of choice for the alliance. Eventually, as an important stage of the long-lasting Turkish-German alliance, the embassy delegation talks began. Among the diplomatic negotiations, which are important in terms of revealing the expectations of both sides at the beginning of the alliance process, the negotiations in 1881, which constitute the subject of this article, are particularly noteworthy. The Ottoman delegation, which went to Berlin on 30 November 1881 under the leadership of Ali Nizami Pasha, stayed in Germany for about a month and held meetings with many people, especially Emperor Wilhelm I and Prime Minister Bismarck. Among these meetings, especially the comments and recommendations of Bismarck, the first chancellor of the United Germany, on the internal and external affairs of the Ottoman Empire are noteworthy in many respects. Bismarck's remarks in these secret meetings, which the Ottoman delegation often quoted verbatim, not only show the background of the international politics of the period, but also contain interesting assessments about the internal affairs of the Ottoman Empire. What Bismarck, one of the influential figures of European diplomacy and a serious intellectual, expressed in these meetings is worth analysing in order to better understand the path leading to the Turkish-German alliance.
Primary Language | Turkish |
---|---|
Subjects | Late Modern European History, Late Modern Ottoman History, Late Modern Renewal History |
Journal Section | research Article |
Authors | |
Publication Date | March 27, 2025 |
Submission Date | January 24, 2025 |
Acceptance Date | March 5, 2025 |
Published in Issue | Year 2025 Volume: 10 Issue: 1 |
This work is licensed under a Creative Commons BY-NC-SA 2.0 (Attribution-Non Commercial-Share Alike).