"THE STATUS OF NON-NATIONALS IN THE LIMITATION" OF FUNDAMENTAL RIGHTS AND FREEDOMS (An Assessment of Article 16 of the Constitution)
Öz
The article argues that the legal status of non-nationals in Turkey cannot be adequately understood through the classical lens of constitutional rights catalogues. Instead, this status is primarily shaped by Article 16 of the 1982 Constitution, which operates as a reference clause to international law. A historical analysis shows a transition from a more closed, state-centered approach in the late Ottoman and early Republican periods to a more open, internationally oriented framework under the 1961 and especially the 1982 Constitutions. In this context, Article 16 does not directly define the scope of rights; rather, it functions as a referral norm that leaves the determination of those rights to international human rights law.
The article demonstrates that this structure produces differentiated outcomes across various categories of rights. In the field of civil rights, the influence of the European Court of Human Rights has largely eliminated distinctions between citizens and non-nationals, with the principle of non-discrimination providing robust protection. Nevertheless, the distinction between the right to property and the right to acquire property leaves room for certain additional restrictions on non-nationals. In contrast, political rights remain closely tied to the principle of national sovereignty, and the exclusion of non-nationals in this domain is generally consistent with international law. However, the reciprocity requirement attached to the right to petition raises doctrinal difficulties, particularly in distinguishing between individual rights and forms of political participation. In the area of social and economic rights, international law establishes a minimum threshold through non-discrimination and human dignity standards, while still allowing states a margin of appreciation to adopt differentiated policies.
The article further identifies a significant inconsistency regarding foreign legal entities. While the European Court of Human Rights applies a flexible and functional test to determine whether a legal entity qualifies as a non-governmental organization, Turkish law maintains a rigid rule excluding public legal entities from individual applications. This creates a tension with the Constitution’s reference to international law under Article 16.
In conclusion, the article contends that the regime governing the rights of non-nationals in Turkey is neither uniform nor self-contained. Rather, it is a dynamic and multilayered structure shaped through continuous interaction with international law, varying across different categories of rights and occasionally producing tensions with domestic legal arrangements. Accordingly, any meaningful analysis of the rights of non-nationals must focus not only on the substantive scope of rights, but also on the constitutional mechanism through which that scope is determined.
Anahtar Kelimeler
TEMEL HAK VE HÜRRİYETLERİN SINIRLANDIRILMASINDA “YABANCILARIN DURUMU” (Anayasa’nın 16’ncı Maddesi Hakkında Bir Değerlendirme)
Öz
Bu çalışma, Türkiye’de yabancıların temel hak statüsünün klasik anlamda anayasal hak katalogları üzerinden kavranamayacağını; bu statünün esasen 1982 Anayasası’nın 16’ncı maddesi aracılığıyla uluslararası hukuka yapılan atıf üzerinden şekillendiğini ortaya koymaktadır. Tarihsel gelişim incelendiğinde, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte yabancılar bakımından başlangıçta daha kapalı ve devlet merkezli bir yaklaşımın benimsendiği, 1961 ve özellikle 1982 Anayasası ile birlikte ise uluslararası hukuka açık bir yapıya geçildiği görülmektedir. Bu çerçevede md. 16, yabancıların haklarını doğrudan tanımlayan bir norm olmaktan ziyade, bu hakların kapsamını uluslararası insan hakları hukuku aracılığıyla belirleyen bir “atıf normu” işlevi görmektedir.
Makale, bu yapının farklı hak kategorileri bakımından nasıl sonuçlar doğurduğunu göstermektedir. Medeni haklar alanında, özellikle İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi içtihadının etkisiyle, yabancılar ile vatandaşlar arasındaki ayrım büyük ölçüde ortadan kalkmış; ayrımcılık yasağı güçlü bir koruma sağlamıştır. Buna karşılık mülkiyet hakkı ile mülkiyet edinme hakkı arasındaki ayrım, yabancılar bakımından ek sınırlamaların mümkün olduğu dar bir alan bırakmaktadır. Siyasal haklar bakımından ise egemenlik ilkesi belirleyici olup yabancıların bu alanda dışlanması uluslararası hukukla uyumlu kabul edilmektedir. Bununla birlikte dilekçe hakkı bağlamında getirilen karşılıklılık koşulu, bireysel haklar ile siyasal katılım arasındaki sınırın belirlenmesi bakımından tartışmalı bir görünüm arz etmektedir. Sosyal ve ekonomik haklar alanında ise uluslararası hukuk, ayrımcılık yasağı ve asgari insan onuru standartları üzerinden bir alt sınır çizmekte; buna karşılık devletlere belirli ölçüde farklılaştırma imkânı tanımaktadır.
Çalışma ayrıca yabancı tüzel kişiler bakımından önemli bir boşluğa işaret etmektedir. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin geliştirdiği ölçütler çerçevesinde tüzel kişilerin hak ehliyeti esnek ve işlevsel biçimde değerlendirilirken, Türk hukukunda kamu tüzel kişilerinin bireysel başvuru yapamamasına ilişkin katı düzenleme, Anayasa’nın uluslararası hukuka yaptığı atıf ile uyumsuz bir sonuç doğurmaktadır.
Sonuç olarak makale, Türkiye’de yabancıların hak rejiminin yeknesak ve kapalı bir sistemden ziyade uluslararası hukukla sürekli etkileşim hâlinde olan, hak kategorilerine göre farklılaşan ve zaman zaman iç hukukla gerilim üreten dinamik bir yapı olduğunu ileri sürmektedir. Bu nedenle yabancıların hak statüsüne ilişkin tartışmaların, hakların kapsamının ötesinde bu kapsamı belirleyen anayasal mekanizmanın niteliğine odaklanması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
Anahtar Kelimeler