Kuruluş ve Kök
Öz
Özet.
Eğer çağdaş uygarlığın temelleri; henüz daha Mezopotamya ve Mısır yokken, Hellenlerin bir köy kültürüyle Ege’ye inmesine 8.000 yıl varken, binlerce yıl öncesinde Taştepeler’le Anadolu’da atılmışsa ve bu kutlu yurt toprağından kök salmışsa oralara; bu ayrıcalığın tüm insanlığa karşı üstlendiğimiz bir büyük sorumluluğu olmalıydı. Tüm halklara 12. 000 yılın bütünlüğünde sahiplenmeliydik, yaratılarını korumalıydık ve onları biz yazmalıydık. 1930’larda Ulu Önder Mustafa Kemal’in amacıydı bu ve her alanda olduğu gibi bunda da “az zamanda çok işler başarıldı”. Arkeoloji biliminin çağdaş yöntemlerini öğrensinler, ülkemizde açılacak bölümlerde öğretsinler diye ve de kendi toprağımızdaki kadim uygarlıkları Batılılardan bağımsızca açığa çıkarıp değerlendirsinler diye o zor ekonomik koşullarda yurt dışına öğrenciler gönderdi. Bu amaçla Türk Tarih Kurumu’nu ve hemen yanına Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’ni kurdu. Ve ilk ulusal kazılara bizzat katılarak arkeolojinin büyük önemine vurgu yaptı. Arkeolojiye dair her şey çağdaş koşullar içinde planlıydı ve çağdaş donanımlı bir ulusal Arkeoloji bilimi vardı aramızdan zamansız ayrıldığında geride miras bıraktığı. Ve dünyayla yarışmaya hazır, gelecek yüklü bir Ulusal Arkeoloji vardı. Gerçekten de yurt dışından “bir alev olarak özgüvenle dönenler” Atasız ilk zamanlarda -200 yılın tartışılmazlığında dogmalaşan “Hellen Mucizesi” dışında- artık Batı’dan öğrendiklerini ezberleyen değil, Batı’ya öğreten bir bağımsız yol çizdiler, bizleri yetiştirdiler, geleceği temellendirdiler. Yüklendiğimiz bu ulusal misyona hizmet aşkıyla kurucusu olmakla övünç duyduğum “Erzurum Arkeoloji’nin 50. Yılı” Kitabı için yoğun istek üzerine emekle hazırlanan bu yazı, “hakem!” tarafından basılmaya değer bulunmamıştı. Şükür ki “aynı Okul’dan” Hasan can’ın sahiplenerek bu utancı fazla yaşatmadığı “Kuruluş ve Kök”, eleştirisel bir bakışla okunsun, üzerinde düşünülsün ve doğru bulunsun istedim. Unutulmasın ki “Bize rahmet bu topraktan yağar”…
Anahtar Kelimeler
erzurum, arkeoloji, tartışma, kuruluş
Destekleyen Kurum
Yoktur
Etik Beyan
Gerekmiyor
Teşekkür
Hasan Kasapoğlu'na içten teşekkürler.
Foundation and Roots
Öz
Abstract.
If the foundations of modern civilization were laid in Anatolia thousands of years ago at Taştepeler—long before Mesopotamia and Egypt existed, and 8,000 years before the Hellenes descended into the Aegean with their village culture—and if they took root in that sacred homeland, then this privilege should have entailed a great responsibility we assumed toward all of humanity. We should have embraced all peoples within the context of 12,000 years of history, protected their creations, and documented them ourselves. This was the goal of the Great Leader Mustafa Kemal in the 1930s, and just as in every other field, “much was accomplished in a short time.” To ensure that students could learn the modern methods of archaeology and teach them in the departments to be established in our country—and so that they could independently uncover and evaluate the ancient civilizations on our own soil, free from Western influence—he sent students abroad despite those difficult economic conditions. To this end, he founded the Turkish Historical Society and, right alongside it, the Faculty of Language, History, and Geography. And by personally participating in the first national excavations, he emphasized the great importance of archaeology. Everything related to archaeology was planned within a modern framework, and when he left us prematurely, he left behind a modern, well-equipped national science of archaeology as his legacy. And there was a National Archaeology, ready to compete with the world and full of promise for the future. Indeed, those who “returned from abroad with the confidence of a flame” in the early days following Atatürk’s passing—apart from the “Hellenic Miracle,” which had become dogmatic over the course of 200 years—no longer merely memorized what they had learned from the West; rather, they charted an independent path by teaching the West, nurtured us, and laid the foundation for the future. This article, painstakingly prepared in response to overwhelming demand for the book “The 50th Anniversary of Erzurum Archaeology”—a project I am proud to have helped found out of a passion to serve this national mission—was deemed unworthy of publication by the “reviewer!” Thankfully, Dear Hasan—who is “from the same School”—took it upon himself to prevent this shame from lingering too long. I wanted “Foundation and Roots” to be read with a critical eye, pondered upon, and found to be true. Let us not forget that “Mercy rains down upon us from this land”…
Anahtar Kelimeler
erzurum, archaeology, discussion, foundation
Destekleyen Kurum
No
Etik Beyan
Not necessary
Teşekkür
Our heartfelt thanks to Hasan Kasapoğlu.