Bu araştırma, Türk halk kültüründe yemek temelli atasözü ve deyimlerin geçiş ritüelleriyle kurduğu ilişkiyi, özellikle doğum, düğün ve ölüm bağlamlarında çözümlemektedir. Kokusu, görüntüsü, tadı ile ve hazırlanılan, yenilen ortamıyla da belleklere kaydolan, hafızanın tarlası da diyebileceğimiz yemek, kimi zaman toplumun çoğunluğu tarafından kimi zaman da belli bir kesimince anlamlandırılan bir kültür koduna dönüşmektedir. Her yemekte ritüel gerçekleşmeyebilir; ancak tespitlerimize göre hemen hemen her ritüelde yiyecekler veya içecekler ritüelin ayrılmaz bir parçası olmuştur. Yiyecekler ve jestler ritüelin ayrılmaz bir parçası olduğu gibi kültürel kodların aktarım kanallarıdır. Ritüel, mitik derinliğinin dışında sosyal bir olaydır Yemek, Türk toplumsal yaşamında yalnızca biyolojik bir edim değil; ritüelin, sosyal dayanışmanın, kimlik inşasının ve kolektif belleğin güçlü bir göstergesidir. Bu nedenle yemek ögeleri üzerine kurulmuş atasözleri, kültürün derin yapısına dair önemli ipuçları taşır; ritüellerdeki davranış kalıplarını, değer sistemlerini ve sembolik anlamları dil aracılığıyla kodlar. Doğum ritüellerine yönelik atasözleri ve deyimlerde “lohusanın dili çorba ister” gibi ifadeler, hem biyolojik ihtiyaçlara hem de ritüelin koruyucu-iyileştirici doğasına işaret eder. Lohusalık dönemindeki hassasiyetin yemekle ifade edilmesi, yemeğin koruma, güç verme ve topluluk tarafından sahip çıkılma anlamlarını pekiştirir. Düğün ritüelleri bağlamında “pilavdan dönenin kaşığı kırılsın”, “tatlı yiyelim tatlı konuşalım”, “düğün pilavsız olmaz”, “tatlısını yemek”, gibi sözler, evliliğin topluluk içinde meşrulaştırılması, bereket ve uyumun sembolik olarak ifade edilmesi açısından dikkat çekicidir. Düğün pilavı ya da tatlı ikramı, evliliğin ritüel geçiş niteliğini güçlendiren birer kültürel gösterge olarak sözlü geleneğe yansımıştır. Ölüm ritüelleri söz konusu olduğunda yemek imgeleri çok daha belirgin ve ritüelle doğrudan bağlantılıdır. “Helvasını yemek”, “arkası helva kokmak”, “helva tavası omuzunda olmak”, “helvasını kavurmak” gibi deyimler ölümü açıkça söylemeden ifade eden örtük anlatım biçimleridir. “Diriler dururken ölüler helva yemez”, “ölüler sanır ki diriler her gün helva yer” gibi atasözleri ise ölü helvası geleneğinin kültürel hafızada bıraktığı izleri gösterir. Ölüm sonrası helva kavurma ritüeli, hem ruhun anılması hem topluluğun bir araya gelmesi hem de acının paylaşılması anlamlarını taşır; bu ritüel sözlerde metaforik ve sosyo-semantik bir katmana dönüşür. Bu çalışma, yemek atasözlerinin yalnızca gündelik deneyimi değil, aynı zamanda ritüelleri taşıyan kültürel kodlar olduğunu ortaya koymaktadır. Yemek temelli sözlü ifadeler, geçiş ritüellerinin düşünsel arka planını, toplumsal değerlerini ve sembolik işlevlerini dile yerleştirir. Dolayısıyla yemek, Türk halkbiliminde hem ritüelin konusu hem de ritüeli sürdüren söylemin yapıtaşıdır.
Yemek kültürü geçiş ritüelleri atasözleri deyimler kültürel kodlar kültürel bellek işlev
Etik beyana gerek yoktur.
Teşekkür ederim.
This study examines how food-based Turkish proverbs and idioms intersect with rites of passage, particularly within the contexts of birth, wedding, and death rituals. Food—through its smell, appearance, taste, and the social settings in which it is prepared and consumed—functions as what can be called a “field of memory,” becoming a cultural code that is collectively interpreted either by society at large or by a specific community. Although not every meal constitutes a ritual, our findings indicate that in almost every ritual, foods and beverages form an inseparable component. Just as food and embodied gestures are intrinsic to ritual practice, they also act as channels for the transmission of cultural codes. Beyond its mythic depth, ritual is a social phenomenon. In Turkish social life, food is not merely a biological act; it is a potent marker of ritual, social solidarity, identity construction, and collective memory. For this reason, proverbs built around food elements offer significant insights into the deep structure of the culture, encoding behavioral patterns, value systems, and symbolic meanings of rituals through language. In proverbs and idioms concerning birth rituals, expressions such as “lohusanın dili çorba ister” (“a new mother’s tongue craves soup”) indicate both biological needs and the protective–healing nature of the ritual. The articulation of postpartum sensitivities through food reinforces the meanings of protection, empowerment, and communal care. Within wedding rituals, sayings such as “pilavdan dönenin kaşığı kırılsın” (“may the spoon of the one who turns away from the pilaf be broken”), “tatlı yiyelim tatlı konuşalım” (“let us eat sweet and speak sweetly”), “düğün pilavsız olmaz” (“a wedding is not a wedding without pilaf”), and “tatlısını yemek” (“to eat the sweet of it”) symbolically express the communal legitimization of marriage, as well as notions of abundance and harmony. Wedding pilaf or the offering of desserts are cultural markers that reinforce the transitional nature of marriage rites and are reflected in oral tradition accordingly. When it comes to death rituals, food imagery becomes even more prominent and directly connected to ritual practice. Idioms such as “helvasını yemek” (“to eat someone’s halva”), “arkası helva kokmak” (“to have halva scent following one’s death”), “helva tavası omuzunda olmak” (“to carry the pan of halva”), and “helvasını kavurmak” (“to roast someone’s halva”) serve as indirect expressions of death without naming it explicitly. Proverbs such as “diriler dururken ölüler helva yemez” (“the dead do not eat halva while the living exist”) and “ölüler sanır ki diriler her gün helva yer” (“the dead think that the living eat halva every day”) demonstrate the lasting imprint of the halva-making tradition on cultural memory. The ritual of preparing halva after death embodies remembrance of the deceased, communal gathering, and the sharing of grief; in these verbal expressions, it assumes metaphorical and socio-semantic dimensions. This study demonstrates that food-related proverbs not only reflect everyday experience but also serve as cultural codes that carry social rituals. Food-based verbal expressions embed the conceptual background, social values, and symbolic functions of rites of passage within language. Consequently, in Turkish folklore, food is both the subject of ritual and a structural element of the discourse that sustains ritual continuity.
culture alimentaire rites de passages proverbs expressions idiomatiques codes culturels memoire culturelle fonction
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Güney-Batı (Oğuz) Türk Lehçeleri ve Edebiyatları |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 12 Aralık 2025 |
| Kabul Tarihi | 29 Aralık 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 30 Aralık 2025 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Cilt: 6 Sayı: 2 |