لقد كانت العلاقة منذ القِدم جدلية وراسخة بين الفقيه من جهةٍ والسلطة الحاكمة من جهة أخرى، فالفقيه يتطلب منه تحقيق مبادئ الإسلام وبيان أحكامه وأن يُجاهد من أجل نشرها وبقاءها وتثبيت دعائمها، أما السلطان أو الحاكم فيرى في شخص الفقيه خصماً ونِدّاً يقف حجر عثرةٍ وعائقاً أمام رغباته وطموحاته، وكثيراً ما كان يقع الصِدام بين الطرفين ذلك عندما يرفض الفقيه الانصياع لأوامر الحاكم بإصدار فتاوى ومواقف وآراء دينية على حسب هواه ومزاجه تجعلُ من الناس يقبلون بأفعاله وتصرفاته كمُسَلَمات لا مجال للنقاش فيها وكأنها قرآن منزّلٌ. خلال مسيرة التاريخ والحضارة الإسلامية ظهر ما يُمكن تسميته بـ " فقيه الحاكم أو السلطان " أو " علماء البلاط " الذين جعلوا من أوامر الحاكم معصومة ومقدّسة كالشريعة الإلهية لا يمكن مواجهتها، هذا الأمر جعل شريحة كبيرة من الفقهاء يقفون في وجه هذا الرأي ويرفضون هذه الرؤية التي فيها تجنٍّ على الشريعة الإسلامية وتسمح لهم بالعبث بها لمآرب أسيادهم من السلاطين والحكام وأصحاب النفوذ، فهؤلاء الفقهاء الذين لم يأكلوا التين بالدين كما يُقال أثمرت مواقفهم وجهودهم فقها سليماً يُمكن أن نسميه بـ فقه المواجهة بين الفقيه والسلطة. والأمثلة على هذا النوع من الفقهاء الذين واجهوا السلطة كثيرة جداً في الحضارة الإسلامية. ومن هؤلاء الفقهاء ممن له مواقف صلبة أمام السلطة الحاكمة: الإمام أبو الفتح تقي الدين محمد بن أبي الحسن مجد الدين علي المصري المشهور بابن دقيق (625 ـ 702 هـ)، كان من العلماء الذين واجهوا السلطة الحاكمة ولم يكن ليركع ويقبل بوصايا وأوامر الحاكم المملوكي في عصره، فقد كان ابن دقيق من الفقهاء النوادر الذين واجهوا سلطة المماليك في مصر وهم في أوْج قوتهم وسلطانهم وبطشهم بثبات وعزيمة وقوة لافتةٍ لا يخش في الله لومة لائمٍ. فقد كانت هذه الفترة التي قضاها الشيخ الجليل في القضاء من أخطر وأعظم سنين عمره، لأن المنصب الجديد في القضاء فتح له الباب للاتصال المباشر والوثيق والاحتكاك مع السلطان ورجالات الدولة وكبارها. في هذا البحث سنقف عند العلاّمة والفقيه الصامد ابن دقيق العيد ومواقفه الشجاعة والثابتة في مواجه السلطان أو من ينوب عنه من حاشيته ووزرائه متبعا المنهج الاستقرائي وذلك بتتبع مواقف وآراء الشيخ الجليل وعرضها في البحث.
Tarih boyunca fakih ile yönetici otorite arasındaki ilişki, köklü ve tartışmalı bir nitelik arz etmiştir. Fakih, İslam'ın esaslarını hayata geçirmek, hükümlerini açıklamak ve bu prensipleri yaymak, muhafaza etmek ve kökleştirmekle mükelleftir. Öte yandan sultan veya yönetici, fakihi çoğu zaman kendi arzularının ve siyasi hedeflerinin önünde bir engel olarak görmüş, onu bir rakip ve karşı duruş sergileyen bir figür olarak değerlendirmiştir. Fakih, yöneticinin şahsi menfaatlerine hizmet edecek fetva, görüş ve dini hükümleri çıkarmayı reddettiğinde, taraflar arasında kaçınılmaz olarak bir çatışma meydana gelmiştir. Zira yönetici, halkın kendi tasarruflarını sorgulamadan kabullenmesini, hatta bunları ilahi hükümler gibi görmesini arzulamış ve bu doğrultuda fakihlerin dini otoritesini kullanmak istemiştir. İslam tarihi ve medeniyeti sürecinde, "saray âlimleri" veya "sultanın fakihleri" olarak adlandırılabilecek bir zümre ortaya çıkmıştır. Bu kişiler, yönetici otoritenin emirlerini ilahi hükümlere eş tutarak, onları sorgulanamaz bir kutsiyetle sunmuşlardır. Ancak, birçok fakih bu anlayışa karşı durmuş, İslam şeriatına aykırı düşen bu yaklaşımı reddetmiştir. Zira bu tutum, İslam hukukunu yöneticilerin keyfi tasarruflarına açık hale getirmekteydi. Bu duruma karşı duran fakihler, "fakih ile yönetici otoritesi arasındaki mücadele fıkhı" olarak adlandırılabilecek bir duruşun öncüsü olmuşlardır. İslam medeniyetinde, yönetici otoriteye karşı duran fakihlerin örnekleri oldukça fazladır. Bu âlimlerden biri de, İmam Ebu'l-Feth Takiyyüddîn Muhammed bin Ebî'l-Hasen Mecdu'd-dîn Ali el-Mısrî, yani meşhur İbn Dakîk el-Îd’dir (h. 625-702). O, döneminin Memlük yönetimine karşı duruş sergileyen, sultanın emirlerine boyun eğmeyen ve adaletin tesisinde taviz vermeyen nadir fakihlerdendir. Mısır’daki Memlük sultanlarının en güçlü ve nüfuzlu dönemlerinde, onların baskılarına rağmen hak bildiği yoldan şaşmamış, Allah’tan başkasından korkmayan bir tavır sergilemiştir. Özellikle onun kadılık görevi yaptığı dönem, hayatının en kritik ve en çetin yıllarını teşkil etmiştir. Zira bu makam, kendisini doğrudan sultan, devlet erkânı ve yöneticilerle karşı karşıya getirmiştir. Bu çalışmada, büyük fakih ve ilim adamı İbn Dakîk el-Îd’in, yönetici otoriteye ve onların vezirleri ile saray erkânına karşı sergilediği sağlam ve cesur duruşu ele alınacaktır. Çalışmada, fakihin görüşleri ve tutumları incelenerek, tespit edilen örnekler üzerinden bir değerlendirme yapılacaktır.
The relationship between the jurist and the ruling authority has always been a contentious and deep-rooted one. The jurist is required to uphold the principles of Islam, clarify its rulings, and strive to spread and establish them. On the other hand, the sultan or ruler views the jurist as an adversary and a hindrance to his desires and ambitions. Conflicts often arose when the jurist refused to comply with the ruler’s orders to issue fatwas, opinions, and religious views according to the ruler’s whims, which led to people accepting his actions and decisions as unquestionable facts, as if they were divine revelations. Throughout Islamic history, there emerged what could be called the "jurist of the ruler or sultan" or "court scholars" who made the ruler’s orders infallible and sacred, treating them like divine law that could not be opposed. This led many jurists to stand against such views, rejecting them as an infringement on Islamic law and allowing the rulers and their affiliates to manipulate it for their own interests. These jurists, who did not serve their own personal gain through religion, contributed to the development of a sound jurisprudence, which can be called the "jurisprudence of confrontation" between the jurist and the authority. There are numerous examples of such jurists who confronted the ruling authority in Islamic civilization. One of these jurists, known for his steadfast stance against the ruling authority, is Imam Abu al-Fath Taqi al-Din Muhammad ibn Abi al-Hasan Majd al-Din Ali al-Masri, famously known as Ibn Daqiq al-‘Id (625–702 AH). He was one of the scholars who opposed the ruling authority and refused to bow to or accept the commands of the Mamluk sultan in his time. Ibn Daqiq al-‘Id was one of the rare jurists who stood against the Mamluk power in Egypt at the peak of its strength and tyranny with remarkable steadfastness, determination, and courage, never fearing anyone’s reproach in the cause of Allah. The period he spent in the judiciary was one of the most dangerous and significant years of his life, as this new position allowed him direct and close contact with the sultan and senior state officials. This research will focus on the remarkable scholar and steadfast jurist Ibn Daqiq al-‘Id, examining his courageous and consistent positions in confronting the sultan or his representatives, such as his court ministers and associates, using an inductive approach by tracing his positions and opinions and presenting them in the study.
Keywords: Jurist,IbnDaqiq,Sultan,Judiciary,Fatwas. .
| Birincil Dil | Arapça |
|---|---|
| Konular | İslam Hukuku |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 20 Haziran 2025 |
| Kabul Tarihi | 10 Ekim 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 24 Aralık 2025 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Cilt: 5 Sayı: 2 |