Bu makale, Bölge Çalışmaları alanının Soğuk Savaşın başlangıcından günümüze uzanan evrimini, Uluslararası İlişkiler disiplinindeki hâkim teorik paradigmalarla olan karmaşık ve diyalektik ilişkisi çerçevesinde analiz etmektedir. Çalışma, Bölge Çalışmalarının salt bir akademik merakın ürünü olmadığını; aksine, Soğuk Savaş’ın iki kutuplu dünyasında ABD’nin stratejik bir aracı olarak, Realist paradigmanın hegemonyası altında doğduğunu ve şekillendiğini ortaya koymaktadır. Bu dönemde bölgeler, süper güçlerin rekabet sahası olarak görülmüş ve Bölge Çalışmaları da bu sahalar hakkında politika yapıcılara enstrümantal bilgi sağlayan bir aygıt işlevi görmüştür. Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte meşruiyet krizine giren alan, bu kez yükselen Liberal paradigmanın gündemine (demokratikleşme, bölgesel entegrasyon) uyum sağlayarak varlığını sürdürmüştür. Ancak asıl epistemolojik kopuş, 1990’larda Konstrüktivist ve Eleştirel teorilerin yükselişiyle yaşanmıştır. Bu teoriler, bölgeyi maddi bir gerçeklikten ziyade sosyal olarak inşa edilen bir kimlik ve normlar bütünü olarak kavramsallaştırarak ve bilginin üretimindeki iktidar ilişkilerini sorgulayarak, Bölge Çalışmalarının Uluslararası İlişkiler teorisine veri sağlayan pasif rolünü kırmıştır. Makale, bu dönüşümün ardından Bölge Çalışmalarının, Uluslararası İlişkiler teorisinin evrenselcilik iddialarına meydan okuyan, onun Batı-merkezci önyargılarını açığa çıkaran ve “Global Uluslararası İlişkiler” projesine zemin hazırlayan kritik bir diyalog ortağı haline geldiğini savunmaktadır. 21. yüzyılın karmaşık küresel sorunları karşısında, Uluslararası İlişkilerinin teorik genellemeleri ile Bölge Çalışmalarının bağlamsal derinliği arasındaki sentezin entelektüel ve politik bir zorunluluk olduğu vurgulanmaktadır.
Bölge Çalışmaları Uluslararası İlişkiler Teorisi Soğuk Savaş Konstrüktivizm Eleştirel Teori
This article analyses the evolution of the field of Area Studies from the beginning of the Cold War to the present day, within the framework of its complex and dialectical relationship with the dominant theoretical paradigms in the discipline of International Relations. The study demonstrates that Area Studies is not merely a product of academic curiosity; rather, it emerged and took shape as a strategic tool of the United States in the bipolar world of the Cold War, under the hegemony of the Realist paradigm. During this period, regions were seen as arenas of competition between superpowers, and Area Studies served as a device providing policymakers with instrumental knowledge about these arenas. With the end of the Cold War, the field entered a crisis of legitimacy but managed to survive by adapting to the agenda of the rising Liberal paradigm (democratisation, regional integration). However, the real epistemological break occurred in the 1990s with the rise of Constructivist and Critical theories. By conceptualising the region as a socially constructed set of identities and norms rather than a material reality, and by questioning the power relations in the production of knowledge, these theories broke the passive role of Area Studies as a provider of data for International Relations theory. The article argues that following this transformation, Area Studies became a critical dialogue partner that challenged the universalist claims of International Relations theory, exposed its Western-centric biases, and paved the way for the ‘Global International Relations’ project. It emphasises that, in the face of the complex global problems of the 21st century, the synthesis between the theoretical generalisations of International Relations and the contextual depth of Area Studies is an intellectual and political necessity.
Area Studies International Relations Theory Cold War Constructivism Critical Theory
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Bölgesel Çalışmalar |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 9 Eylül 2025 |
| Kabul Tarihi | 22 Aralık 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 31 Aralık 2025 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Cilt: 7 Sayı: 2 |