Matrah artırımı müessesesi ülkemizde sıklıkla başvurulan bir yöntem haline gelmiştir. Kurumlar Vergisi, Gelir Vergisi ve KDV’yi kapsayan bu matrah artırımı uygulaması artık her iki-üç yılda bir tekrarlanmaktadır. Matrah artırımı uygulaması ile mükelleflerin beyanı dışında kalan ve beyan etmekten kaçındıkları vergi konusu faaliyetlerin hazineye girişi sağlanmaktadır. Bu şekilde devlet açısından vergi kayıpları önlenirken mükellef açısından kayıt dışılığın azalması yanında beyanda bulunmadığı dönemler için vergi incelemesinden muafiyet imkanı sağlanmış olmaktadır. Ayrıca vergi cezaları, gecikme zamları ve gecikme faizlerinde indirim imkanı da kazanmış olmaktadır. Bu noktada ortaya çıkan bir eleştiri matrah artırımı yoluyla vergi incelemesini erteleme fırsatı bulan mükelleflere vergi kaçakçılığı için zaman ve cesaret sağlanmış olacağı yönündedir. “Verginin kanuniliği” ilkesi açısından konu ele alındığında aslında bir tür vergi affı da denilebilecek olan matrah artırımı uygulamasının kanuni bir temeli olsa da bu yolla vergi gelirlerinin tamamının alınamaması dolayısıyla “kamu gelirlerinin toplanması zorunluluğu” ve “verginin kanunlarla alınması zorunluluğu” bağlamında bu ilkeyi zedelemektedir. Vergi cezaları, gecikme faizleri ve gecikme zamlarında indirime neden olan bu uygulama bunların da bir vergi geliri olduğu düşünüldüğünde genellik ilkesine aykırılık teşkil etmektedir diyebiliriz. Ayrıca bu yolla vergisini zamanında ödeyen mükellefler karşısında vergisini ödemeyen mükelleflere yapılan bu ödeme kolaylıkları vergilemede eşitlik ilkesini de zedelemektedir. Yine yapılan bu indirimler dolayısıyla ödeme gücü ilkesi de zedelenmektedir. Çünkü vergi bilinci yüksek bireyler ödeme gücü ilkesi doğrultusunda hesaplanan vergilerin tamamını ödemek zorunda kalırken matrah artırımı yoluyla indirimden yararlanan mükellefler ödemesi gereken verginin tamamını ödemiş olacaktır. Az önce de belirttiğimiz gibi vergi cezaları, gecikme zamları ve gecikme faizleri de verginin bir parçasıdır. Başka bir açıdan bakıldığında ise kamu giderlerinin finansmanı büyük ölçüde vergi gelirleri ile karşılanmaktadır. Bu açıdan kayıt dışı kalan vergi gelirleri kayıt altına alındığından cezalar, faiz ve zamlar bir ölçüde azalsa da verginin aslı bu sayede alındığından “verginin kamu giderlerinin karşılığı olması” ilkesi desteklenmiş olmaktadır.
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Maliye Politikası |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 25 Temmuz 2025 |
| Kabul Tarihi | 26 Ağustos 2025 |
| Erken Görünüm Tarihi | 16 Aralık 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 5 Ocak 2026 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2026 Cilt: 18 Sayı: 1 |