Özbekistan’ın Kiva, Buhara, Semerkand, Şehrisabz ve Taşkent gibi tarihî şehirlerinde çini sanatının en güzel örnekleri yer almaktadır. İslam medeniyetinin mimarî alanlar ile buluşturduğu çini sanatı bu şehirlerde yükselen ve adeta gökyüzüne selam duran görkemli ana kapıları ile yalnızca Orta Asya coğrafyasına özgü bir estetik anlayışın ürünü olup, benzerlerine dünyanın başka hiçbir yerinde rastlamak mümkün değildir. Büyük Selçuklu Türk’leri tarafından mimaride kullanılmak üzere geliştirilen pişmiş tuğla(terracotta), renkli sırlı tuğla, renkli-desenli çini plakalar, çini ve rölyef süslemeler, Büyük Selçuklu’ların Orta Asya’daki hükümranlığı ile tüm İslam ülkelerini etkisi altına almıştır. 11 ve 13. Yüzyıllarda Timur’lu çağında Buhara, Semerkant, Meshed ve Herat gibi çini üretim merkezlerinde çini süsleme ve üslup teknikleri, mimaride taş ve ahşap işçiliği ile birleşerek şehirleri açık hava müzesine dönüştürmüştür. Hanları, sarayları, camileri, medreseleri, kervansarayları, anıt mezarları ile şehirlerin hafıza ve kültür durakları olan bu yapılar, anıtsal yapı mimarlığının en önemli unsurlarından biri olmuş, dinsel, sosyo-kültürel kimlik yapısı ile de toplumların yaşam alanlarını zenginleştirmiştir. Türk çini sanatının Uygurlara kadar uzanan hikayesi vardır. Mısır’da başlayan Sümerler, Asurlar, Lidyalılar ile geliştirilen renkli sırlı tuğla ve çini sanatı, İranlı yapı ve çini ustaları ile Orta Asya’ya yayılarak çok önemli gelişme kaydetmiştir. Bu topraklardan Anadolu’ya Selçuklular ile giren çini sanatı, 14.ve 15.Yüzyıl’da Osmanlılar döneminde sır altı tekniğinin en güzel örnekleri ile geliştirilmiş, oradan Yunanistan’a, Ege adalarına ve Avrupa’ya kadar taşınmıştır.
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Seramik Tasarımı |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 30 Nisan 2025 |
| Kabul Tarihi | 30 Mayıs 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 30 Mayıs 2025 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Cilt: 3 Sayı: 1 |