Kahyaoğlu, Yasin, ‚Şiir ve Nesir Bağlamında Arapça’nın İslam Kültüründeki Yeri‛, Harran Ü. İlahiyat Fak. Dergisi, Sayı: 19, Ocak-Haziran, 2008.
Koçak, A. Yaşar, ‚Endülüs Muvaşşahaları‛, Nüsha, Yıl 1, Sayı, 3, Güz, 2001.
el-Quraşî, Ebû Zeyd Muhammed b. Ebi’l-Hattab, Cemheretü Eş’ari’l-Arab fi’l-Cahiliyyeti ve’l-İslâm I-II, thk. Muhammed Ali el-Haşimî, Daru’l-Qalem, Dımaşq, 1999.
Örnekleriyle Türkçe Sözlük, MEB Yay. İstanbul, 2004.
es-Sabunî, Abdulvahhab, Uyûnu’l-Muellefât , thk. Mahmud Fahurî, Halep, 1992.
Seydo, Emin Suleyman, Alemu’l-Kutub, Basım yeri yok, H/1408.
Sezgin, Fuat, Orijinallik ve İntihal Arasında Eski Arap Şiiri, çev. Hasan Taşdelen, Ulu- dağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, sayı 5, cilt 5, 1993.
Şemseddin, Mustafa, Ahter-i Kebir –Arapça Türkçe Büyük Lugat-, Osmanlı Yayınevi, İs- tanbul, ts.
Yalar, Mehmet, ‚Cahiliyye Şiirinin Tarihsel Gerçekliği Problemi‛, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, cilt 17, sayı 2, 2008.
Yılmaz, Ali, ‚Arap Edebiyatı Adlı Makalenin Sadeleştirilmesi‛, (Yazan: Şerafettin Yalt- kaya, Yıl 1, Sayı 1, Teşrîn Sânî 1329–1330), C. Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi, XI/2– 2007.
Yolcu, Mehmet, Arapça Gramerinin Doğuşuna Etki Eden Faktörler, Akademik Araştırma- lar Dergisi, sayı 37, 2008.
ez-Zebidî, Muhammed Murtaza el-Huseynî, Tacu’l Arus Min Cewahiri’l Kamus, Daru’l- Hidâye, basım yeri ve tarihi yok.
Bayraktar, İbrahim, Değişik Yönleriyle Hz. Peygamber, Işık Yayınları, İzmir 1993
Buhârî, Ebû Abdilleh Muhammed b. İsmail b. İbrahim b. El-Muğîre, el-Câmiu’s-Sahîhu’l- Müsnedü min Hadisi Rasûlilleh ve Sünenihi ve Eyyâmihi, thk. Abdulkadir Şeybetül- Hamd, el-Câmiatü’l-İslâmiyye, Riyad 2008
Câhız, Ebû Osman Amr b. Bahr, Kitabu’l-hayevân, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye Beyrut, 2002
Canan, İbrahim, Peygamberimizin Tebliğ Metotları, Nesil Basım Yayın, İstanbul 1998.
Coşkun, Selçuk Hadise Bütüncül Bakış, İFAV Yayınları, İstanbul 2011.
Çakan, İsmail Lütfi Hadislerde Görülen İhtilaflar ve Çözüm Yolları, İFAV Yayınları, İstan- bul 2012
Ebû Dâvud, Süleyman b. El-Eş‘as el-Ezdî es-Sicistânî, es-Sünen, thk. Muhammed Avvâme, Dâru’l-Kuble, Medine 2004
Fığlalı, Ruhi, İbadiye’nin Doğuşu ve Görüşleri, AÜİF yayınları, Ankara 1983
Hatîb, Ebû Bekir ahmed b. Ali b. Sâbit el-Hatîb el-Bağdâdî, Kitâbu’l-kifâye fî ilmi’r-rivâye, el-Mektebetü’l-İslâmiyye, Medine ts.
Hâzimî, Ebu Bekir Muhammed b. Musa b. Osman el-Hâzimî, Kitabü’l-İtibârfi’n-nâsih ve’l- mensûh mine’l-âsâr, Dâiretü’l-Meârifi’l-Osmaniyye, Haydarâbad 1937.
İbn Arabî, Ebû Bekr Muhammed, Ârızatü’l-ahvezî, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut ts
İbn Battâl, Ebu'l-Hasen Alî b. Halef b. Abdilmelik b. Battal el-Bekrî el-Kurtubî, Şerhu sahîhi Buhârî, thk. Yâser b. İbrahim, Mektebetü’r-Rüşd, Riyad 2003.
İbn Fûrek, Ebû Bekir Muhammed b. Hasan b. Fûrek, Müşkilü’l-hadis ve beyânüh, thk. Daniel Gımaret, Dımaşk 2003, s.21
İbn Huzeyme, Sahîh, el-Mektebü’l-İslâmî, Beyrut 1980
İbn Kayyım el-Cevziyye, Zêdü’l-meâd, Müessesetü’r-Risâle, Beyrut 1992
İbn Kuteybe, Ebû Muhammed Abdullah b. Müslim, Te’vîlü Muhtelifi’l-Hadis, thk. Mu- hammed Muhyiddin el-Asfar, el-Mektebetül-İslâmiyye, Beyrut 1994
İbn Mâce, Ebû Abdilleh Muhammed b. Yezîd b. Mâce el-Kazvînî, es-Sünen, thk. Şuayb Arnavut, Dâru’r-Risâle, Beyrut 2009
İbn Receb, el-Hanbelî, Şerhu ileli’t-Tirmizî,, Mektebetü’l-Menâr, Ürdün 1987
İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid ve nihâyetü’l-muktesıd, thk. Abdulhalim Muhammed, Dâru’l-Hadis, Kahire 1975
İzmirli, İsmail Hakkı İzmirli, İlm-i hılâf, Hukuk yayınevi, İstanbul 1914
Kandemir, Yaşar Mevzû Hadisler (Menşei Tanıma Yolları ve Tenkîdi), İFAV Yayınları, İstanbul 2012
Koçkuzu, Osman, Hadiste Nâsih ve Mensûh, İFAV Yayınları, İstanbul 1985
Koçyiğit, Talat, Hadisçilerle Kelamcılar Arasındaki Münakaşalar, TDV Yayınları, Anka- ra 1989
Müslim, Müslim b. Haccâc el-Kuşeyrî, el-Müsnedü’s-sahîh, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Bey- rut 1991.
Polat, Selahattin Hadis Araştırmaları, İnsan Yayınları, İstanbul 2012.
Râmehurmuzî, Hasan b. Abdirrahman er-Râmehurmuzî, el-Muhaddisu’l-fâsıl beyne’r-râvî ve’l-vâî, Dâru’l-Fikr, Beyrut 1971,
Sancaklı, Saffet Sünneti Doğru Anlamak, Rağbet Yayınları, İstanbul 2013.
Sıddîkî, Muhammed Zübeyr Sıddıkî, Hadis Edebiyatı Tarihi, Çev. Yusuf Ziya Kavakçı, Yeni Zamanlar Yayınları, İstanbul 2004,
Mustafa Lütfü el-Menfelûtî Enes Yariz Mustafa Lütfü el-Menfelûtî 1876 yılında Mısır’ın Asyut’a bağlı el
Menfelût kentinde doğdu. Babası Arap annesi ise Türk’tür. Nesebi, Hüseyin
(ra) dayanmaktadır. Ailesi yaklaşık bir asır boyunca ilim ve takvayla şöhret
olmuş, birçok kadı yetiştirmişti. Menfelûtî, ilk eğitimini köyündeki Kuttab adı
verilen okulda tamamladı. Dokuz yaşında iken hafız oldu. Sonrasında babası
onu bazı büyüklerin gözetiminde Ezher camisine gönderdi. Orada on yıl bo
yunca Kur’an ilimleri, hadis, tarih, fıkıh dersleri gördü, Arap edebiyatından
bazı klasik eserler okudu. Oradaki üçüncü yılından itibaren Arap Dili Edebiya
tına ilgi duymaya başladı. Ezher camisindeki klasik edebiyat dersleriyle yetin
meyip Ebî Temâm, Mütenebbî, ibn-i Haldûn, İbni’l-Esîr vb. Edebiyatçıların
şiirlerini okudu. Daha sonra Muhammed Abduh’un Ezher’deki tefsir derslerine
katıldı. Onun vefatından sonra Menfelût’a döndü ve iki yıl boyunca klasik Arap
edebiyatı kitapları üzerinde çalıştı. Bu sırada İbn-i Mukaffa’nın, Cahiz’in, Mu
tenebbî’nin ve Ebi’l-Ala el-Maarri’nin eserlerini derinlemesine okuyup kendine
has bir üslup oluşturdu. Menfelûtî, çalışmalarını bazı ulusal ve uluslararası dergi ve gazetelerde
yayımladı. Bununla birlikte bazı makaleler yazdı ve Nazarat adında üç ciltli bir
kitapta topladı. Menfelûtî, 1924 yılında Mısırda vefat etti. İnönü
Hâlbuki daha önce de aynı fiyata satıyordum. Şu var ki dürüst davranmayarak
satın aldığım fiyatı yüksek söylüyor, müşteri de kârımı az gördüğünden dolayı
benden alışveriş yapıyordu. Akşama kadar durum böyle devam etti ve o gün
Allah’a sığınıyorlardı. Üçüncü olay: Ey saygı değer insan Senden herhangi bir şey saklamak is
temem. Eşim zengin bir hanımdı. Kalpleri parçalayan bir nefretle ondan nefret
ediyordum. Fakat hizmetime sunduğu malından dolayı ona karşı kalbimde
olmayan sevgi gösterilerinde bulunuyordum. Çünkü onun malından fayda
Bunlar, insanların kalplerinde gizli olanları açığa çıkarmaya, sırlarını ifşa etme
ye uğraşan bedbahtlardı. Adeta bir kimyagerin deneyi esnasında gösterdiği
titizlikle ve dikkatle işlerine koyulmuşlardı. Halkı için ondan daha samimi biri
nin bulunmadığı, öylesine fedakârca duruş sergileyen başkasının olmadığı,
samimiyeti ve fedakârca duruşu uğruna hayatın birçok sıkıntısına maruz kal
mış birini dillerine doluyorlar, onu ihanetle itham ediyorlardı. Vallahi masum
bir insanın itham edilmesinden veya iyilik yapana kötülükle karşılık verilme
sindense göklerin yere düşüp yeryüzünü yok etmesini tercih ederdim. Kendimi
tutamayacağım şeyler işittim. “Ey millet dedim. Siz bir buçuk asırdır hürriyeti
nize kavuşmanıza rağmen hala basit düşüncelerinize kölelikten, hayallerinize
esaretten kurtulmadınız mı? Her çağrıya kulak veriyor, yanlış yolda olan her
kişinin peşi sıra yürüyorsunuz. Basiretsizce bakıyor, bilgisizce yargılıyorsunuz.
Siz, bu yaptıklarınızla iyilik yapanı iyiliğinden men ediyor, size ve davanıza
hizmeti düşünen her kesi düşüncesinden vazgeçiriyorsunuz. Doğrusu her çiğ
neyenin ağzında lokma, oynayanın elinde oyuncak olduğunuzu görmüyorsu
nuz. Yalancı bir annenin, kundaktaki çocuğunu kandırdığı kelimelere benzer
kelimelerle aldatarak sizi dürüst insanlara düşmanlık yapmaya çağırıyor, siz de
onlara saygı ve sevgi, dürüst insanlara ise kin ve nefret besliyorsunuz. Böylesi
ne aldatıldığınızı görmek, halimizin düzeleceğine ve başarıya ulaşacağımıza
dair insan umutsuzluğa düşmektedir.” Onlara iyilik arzuladığımdan onların
iyiliğini istediğimden onlarla bu şekilde konuştum. Fakat onlar bana kötülük
dilediler. Öyle ki onlardan kurtulduğumda kafamın gövdemin neresinde oldu
ğunu görmek için kafamı ellerimle yokluyordum. Beşinci olay: Yetiştirmem gereken önemli bir randevuma çalışırken,
kendini şairlerden sayan biri, elinde büyük bir kitapla önüme çıkıverdi. Güzel
şiirlerinden birini bana okumak istediğini söyledi. Ben ki şiirden en iyi anlayan
lardanım. Mazeretimi beyan ettikten sonra kibarca kendisinden müsaade iste
dim. Fakat reddetti, beni yolun kenarına sürükledi ve şiirini beyit beyit okuma
ya durdu. Sanki bana damla damla zehir içirmekteydi. Öyle ki parça parça ge
len azaptan kurtulmak için ölümüme sebep olacak o zehiri bana bir defada içirmesini temenni ediyordum. Her bir beyitten sonra yüzüyle bana dönüp uzun uzun gözlerimin içine bakarak şiirin üzerimdeki etkisini anlamaya çalışı- yordu. Yüzümdeki ekşimeyi gördükçe de okuduğundan etkilendiğimi zanne- derek okumaya devam ediyordu. Bu şekilde şiirinden elli beyte yakın okudu.
Sonra durdu: Bu, benim şiirimin birinci bölümüdür dedi. Kendisinden merha
met dileyerek: Allah’ın rahmeti üzerine olsun. Şiirinin kaç bölümdür?” diye
sorduğumda; On bölümdür dedi ve ilave etti. Onların ilkinden daha kısası bu
lunmamaktadır.” Ben de kendisine: Beyefendi Şiirinin çirkin olduğunu sana
söylememe müsaade eder misin?” dedim. Bundan da kötüsü uzunluğu, her
ikisinden de kötüsü senin borazana benzer kaba sesin, her üçünden de kötüsü
ise uğruna evden çıktığım halde kaçırdığım şu randevumun üzüntüsünü bir
nebze olsun hafifletemeyecek böylesi soğuk bir şiiri, beğenecek kadar zevksiz
ve basit görüşlü olduğumu düşünmendir dedim. Adam, göğsüme var gücüyle
bir yumruk indirdi. Ben de elimdeki sopayı kaldırdığım gibi başının ortasına
bir darbe vurdum. – Allah şahidimdir ki – tek amacım, onun beynindeki şiirin
bulunduğu yere vurarak o şiiri beyninden silip atmaktı. Adam baygın şekilde
yere yıkıldı. Kitap elinden düştü. Kitabı kaptığım gibi yırttım, ondan kurtul
dum. Zira benim başıma gelen musibetin başkalarının başına gelmesini istemi
yordum. Tabi o arada polis bize ulaşmış, her ikimizi karakola, sonra da şu an
mektubu yazdığım hapishaneye getirdi. Ey Nazarât sahibi Hayatımda sadece beş kez doğruyu söyledim. Sonuç:
İflas, yuvamın dağılması, birinde ihanet, diğerinde zındıklıkla itham edilmek
oldu. Dahası şu an zindanın türlü sıkıntı ve acılarını çekiyorum. Doğrusu bu
durum doğruluğa aklımı karıştırdı. Ne olur bana akıl ver. İçinde bulunduğum
karanlığı aydınlat ... EY MAHKUM< Allah sıkıntını gidersin. Seni doğruya iletsin. Başına açtığı işlerden dolayı doğruluktan şüphe duymaya başlamışsın.
Neredeyse doğruluğun, yüceliklerden değil de rezaletlerden olduğuna inana
caksın. Ümitsizliğin sende bu kadar yer etmesine yol verme. Yaşam sıkıntıları
nın ve hayat darbelerinin senden olgunluğunu ve aklını almasına sakın müsaa
de etme. Zira yeryüzündeki ilk doğru sözlü sen değilsin. Doğruluk uğruna
ve aşılması zor engebeleri vardır. Zira yalancılar doğru sözlülere inanmazlar.
Şunu bil ki geçmişteki yüce şahsiyetler, senden daha fedakârdılar. Ama onlar
kesinlikle pişmanlık duymadılar, başlarına gelenlerden ötürü üzülmediler. Ey şerefli mahkûm Zorluk ve sıkıntılarına katlandığın hapishanen sana kutlu olsun. Maruz
kaldığın kin ve nefret sana mübarek olsun. Üzüntüsünü yaşadığın yaşamın
sana kolay olsun. Vallahi benim gözümde sen, insanların mutlulardan ve yüce
lerden addettiği çoğundan yücesin. Doğruluğa haksızlık etme Ona kötü zanda bulunma Ona karşı dostluk
besle ve onu en çok seven ol Hiçbir aldatıcı sakın ona karşı seni aldatmasın
Biraz sabret Doğruluk ağacının gölgesinde gölgelenecek onun meyvelerini
göreceksin. İşte o zaman öyle bir mutluluk yaşayacak, öyle gıpta edileceksin ki
Kahyaoğlu, Yasin, ‚Şiir ve Nesir Bağlamında Arapça’nın İslam Kültüründeki Yeri‛, Harran Ü. İlahiyat Fak. Dergisi, Sayı: 19, Ocak-Haziran, 2008.
Koçak, A. Yaşar, ‚Endülüs Muvaşşahaları‛, Nüsha, Yıl 1, Sayı, 3, Güz, 2001.
el-Quraşî, Ebû Zeyd Muhammed b. Ebi’l-Hattab, Cemheretü Eş’ari’l-Arab fi’l-Cahiliyyeti ve’l-İslâm I-II, thk. Muhammed Ali el-Haşimî, Daru’l-Qalem, Dımaşq, 1999.
Örnekleriyle Türkçe Sözlük, MEB Yay. İstanbul, 2004.
es-Sabunî, Abdulvahhab, Uyûnu’l-Muellefât , thk. Mahmud Fahurî, Halep, 1992.
Seydo, Emin Suleyman, Alemu’l-Kutub, Basım yeri yok, H/1408.
Sezgin, Fuat, Orijinallik ve İntihal Arasında Eski Arap Şiiri, çev. Hasan Taşdelen, Ulu- dağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, sayı 5, cilt 5, 1993.
Şemseddin, Mustafa, Ahter-i Kebir –Arapça Türkçe Büyük Lugat-, Osmanlı Yayınevi, İs- tanbul, ts.
Yalar, Mehmet, ‚Cahiliyye Şiirinin Tarihsel Gerçekliği Problemi‛, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, cilt 17, sayı 2, 2008.
Yılmaz, Ali, ‚Arap Edebiyatı Adlı Makalenin Sadeleştirilmesi‛, (Yazan: Şerafettin Yalt- kaya, Yıl 1, Sayı 1, Teşrîn Sânî 1329–1330), C. Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi, XI/2– 2007.
Yolcu, Mehmet, Arapça Gramerinin Doğuşuna Etki Eden Faktörler, Akademik Araştırma- lar Dergisi, sayı 37, 2008.
ez-Zebidî, Muhammed Murtaza el-Huseynî, Tacu’l Arus Min Cewahiri’l Kamus, Daru’l- Hidâye, basım yeri ve tarihi yok.
Bayraktar, İbrahim, Değişik Yönleriyle Hz. Peygamber, Işık Yayınları, İzmir 1993
Buhârî, Ebû Abdilleh Muhammed b. İsmail b. İbrahim b. El-Muğîre, el-Câmiu’s-Sahîhu’l- Müsnedü min Hadisi Rasûlilleh ve Sünenihi ve Eyyâmihi, thk. Abdulkadir Şeybetül- Hamd, el-Câmiatü’l-İslâmiyye, Riyad 2008
Câhız, Ebû Osman Amr b. Bahr, Kitabu’l-hayevân, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye Beyrut, 2002
Canan, İbrahim, Peygamberimizin Tebliğ Metotları, Nesil Basım Yayın, İstanbul 1998.
Coşkun, Selçuk Hadise Bütüncül Bakış, İFAV Yayınları, İstanbul 2011.
Çakan, İsmail Lütfi Hadislerde Görülen İhtilaflar ve Çözüm Yolları, İFAV Yayınları, İstan- bul 2012
Ebû Dâvud, Süleyman b. El-Eş‘as el-Ezdî es-Sicistânî, es-Sünen, thk. Muhammed Avvâme, Dâru’l-Kuble, Medine 2004
Fığlalı, Ruhi, İbadiye’nin Doğuşu ve Görüşleri, AÜİF yayınları, Ankara 1983
Hatîb, Ebû Bekir ahmed b. Ali b. Sâbit el-Hatîb el-Bağdâdî, Kitâbu’l-kifâye fî ilmi’r-rivâye, el-Mektebetü’l-İslâmiyye, Medine ts.
Hâzimî, Ebu Bekir Muhammed b. Musa b. Osman el-Hâzimî, Kitabü’l-İtibârfi’n-nâsih ve’l- mensûh mine’l-âsâr, Dâiretü’l-Meârifi’l-Osmaniyye, Haydarâbad 1937.
İbn Arabî, Ebû Bekr Muhammed, Ârızatü’l-ahvezî, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut ts
İbn Battâl, Ebu'l-Hasen Alî b. Halef b. Abdilmelik b. Battal el-Bekrî el-Kurtubî, Şerhu sahîhi Buhârî, thk. Yâser b. İbrahim, Mektebetü’r-Rüşd, Riyad 2003.
İbn Fûrek, Ebû Bekir Muhammed b. Hasan b. Fûrek, Müşkilü’l-hadis ve beyânüh, thk. Daniel Gımaret, Dımaşk 2003, s.21
İbn Huzeyme, Sahîh, el-Mektebü’l-İslâmî, Beyrut 1980
İbn Kayyım el-Cevziyye, Zêdü’l-meâd, Müessesetü’r-Risâle, Beyrut 1992
İbn Kuteybe, Ebû Muhammed Abdullah b. Müslim, Te’vîlü Muhtelifi’l-Hadis, thk. Mu- hammed Muhyiddin el-Asfar, el-Mektebetül-İslâmiyye, Beyrut 1994
İbn Mâce, Ebû Abdilleh Muhammed b. Yezîd b. Mâce el-Kazvînî, es-Sünen, thk. Şuayb Arnavut, Dâru’r-Risâle, Beyrut 2009
İbn Receb, el-Hanbelî, Şerhu ileli’t-Tirmizî,, Mektebetü’l-Menâr, Ürdün 1987
İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid ve nihâyetü’l-muktesıd, thk. Abdulhalim Muhammed, Dâru’l-Hadis, Kahire 1975
İzmirli, İsmail Hakkı İzmirli, İlm-i hılâf, Hukuk yayınevi, İstanbul 1914
Kandemir, Yaşar Mevzû Hadisler (Menşei Tanıma Yolları ve Tenkîdi), İFAV Yayınları, İstanbul 2012
Koçkuzu, Osman, Hadiste Nâsih ve Mensûh, İFAV Yayınları, İstanbul 1985
Koçyiğit, Talat, Hadisçilerle Kelamcılar Arasındaki Münakaşalar, TDV Yayınları, Anka- ra 1989
Müslim, Müslim b. Haccâc el-Kuşeyrî, el-Müsnedü’s-sahîh, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Bey- rut 1991.
Polat, Selahattin Hadis Araştırmaları, İnsan Yayınları, İstanbul 2012.
Râmehurmuzî, Hasan b. Abdirrahman er-Râmehurmuzî, el-Muhaddisu’l-fâsıl beyne’r-râvî ve’l-vâî, Dâru’l-Fikr, Beyrut 1971,
Sancaklı, Saffet Sünneti Doğru Anlamak, Rağbet Yayınları, İstanbul 2013.
Sıddîkî, Muhammed Zübeyr Sıddıkî, Hadis Edebiyatı Tarihi, Çev. Yusuf Ziya Kavakçı, Yeni Zamanlar Yayınları, İstanbul 2004,
Mustafa Lütfü el-Menfelûtî Enes Yariz Mustafa Lütfü el-Menfelûtî 1876 yılında Mısır’ın Asyut’a bağlı el
Menfelût kentinde doğdu. Babası Arap annesi ise Türk’tür. Nesebi, Hüseyin
(ra) dayanmaktadır. Ailesi yaklaşık bir asır boyunca ilim ve takvayla şöhret
olmuş, birçok kadı yetiştirmişti. Menfelûtî, ilk eğitimini köyündeki Kuttab adı
verilen okulda tamamladı. Dokuz yaşında iken hafız oldu. Sonrasında babası
onu bazı büyüklerin gözetiminde Ezher camisine gönderdi. Orada on yıl bo
yunca Kur’an ilimleri, hadis, tarih, fıkıh dersleri gördü, Arap edebiyatından
bazı klasik eserler okudu. Oradaki üçüncü yılından itibaren Arap Dili Edebiya
tına ilgi duymaya başladı. Ezher camisindeki klasik edebiyat dersleriyle yetin
meyip Ebî Temâm, Mütenebbî, ibn-i Haldûn, İbni’l-Esîr vb. Edebiyatçıların
şiirlerini okudu. Daha sonra Muhammed Abduh’un Ezher’deki tefsir derslerine
katıldı. Onun vefatından sonra Menfelût’a döndü ve iki yıl boyunca klasik Arap
edebiyatı kitapları üzerinde çalıştı. Bu sırada İbn-i Mukaffa’nın, Cahiz’in, Mu
tenebbî’nin ve Ebi’l-Ala el-Maarri’nin eserlerini derinlemesine okuyup kendine
has bir üslup oluşturdu. Menfelûtî, çalışmalarını bazı ulusal ve uluslararası dergi ve gazetelerde
yayımladı. Bununla birlikte bazı makaleler yazdı ve Nazarat adında üç ciltli bir
kitapta topladı. Menfelûtî, 1924 yılında Mısırda vefat etti. İnönü
Hâlbuki daha önce de aynı fiyata satıyordum. Şu var ki dürüst davranmayarak
satın aldığım fiyatı yüksek söylüyor, müşteri de kârımı az gördüğünden dolayı
benden alışveriş yapıyordu. Akşama kadar durum böyle devam etti ve o gün
Allah’a sığınıyorlardı. Üçüncü olay: Ey saygı değer insan Senden herhangi bir şey saklamak is
temem. Eşim zengin bir hanımdı. Kalpleri parçalayan bir nefretle ondan nefret
ediyordum. Fakat hizmetime sunduğu malından dolayı ona karşı kalbimde
olmayan sevgi gösterilerinde bulunuyordum. Çünkü onun malından fayda
Bunlar, insanların kalplerinde gizli olanları açığa çıkarmaya, sırlarını ifşa etme
ye uğraşan bedbahtlardı. Adeta bir kimyagerin deneyi esnasında gösterdiği
titizlikle ve dikkatle işlerine koyulmuşlardı. Halkı için ondan daha samimi biri
nin bulunmadığı, öylesine fedakârca duruş sergileyen başkasının olmadığı,
samimiyeti ve fedakârca duruşu uğruna hayatın birçok sıkıntısına maruz kal
mış birini dillerine doluyorlar, onu ihanetle itham ediyorlardı. Vallahi masum
bir insanın itham edilmesinden veya iyilik yapana kötülükle karşılık verilme
sindense göklerin yere düşüp yeryüzünü yok etmesini tercih ederdim. Kendimi
tutamayacağım şeyler işittim. “Ey millet dedim. Siz bir buçuk asırdır hürriyeti
nize kavuşmanıza rağmen hala basit düşüncelerinize kölelikten, hayallerinize
esaretten kurtulmadınız mı? Her çağrıya kulak veriyor, yanlış yolda olan her
kişinin peşi sıra yürüyorsunuz. Basiretsizce bakıyor, bilgisizce yargılıyorsunuz.
Siz, bu yaptıklarınızla iyilik yapanı iyiliğinden men ediyor, size ve davanıza
hizmeti düşünen her kesi düşüncesinden vazgeçiriyorsunuz. Doğrusu her çiğ
neyenin ağzında lokma, oynayanın elinde oyuncak olduğunuzu görmüyorsu
nuz. Yalancı bir annenin, kundaktaki çocuğunu kandırdığı kelimelere benzer
kelimelerle aldatarak sizi dürüst insanlara düşmanlık yapmaya çağırıyor, siz de
onlara saygı ve sevgi, dürüst insanlara ise kin ve nefret besliyorsunuz. Böylesi
ne aldatıldığınızı görmek, halimizin düzeleceğine ve başarıya ulaşacağımıza
dair insan umutsuzluğa düşmektedir.” Onlara iyilik arzuladığımdan onların
iyiliğini istediğimden onlarla bu şekilde konuştum. Fakat onlar bana kötülük
dilediler. Öyle ki onlardan kurtulduğumda kafamın gövdemin neresinde oldu
ğunu görmek için kafamı ellerimle yokluyordum. Beşinci olay: Yetiştirmem gereken önemli bir randevuma çalışırken,
kendini şairlerden sayan biri, elinde büyük bir kitapla önüme çıkıverdi. Güzel
şiirlerinden birini bana okumak istediğini söyledi. Ben ki şiirden en iyi anlayan
lardanım. Mazeretimi beyan ettikten sonra kibarca kendisinden müsaade iste
dim. Fakat reddetti, beni yolun kenarına sürükledi ve şiirini beyit beyit okuma
ya durdu. Sanki bana damla damla zehir içirmekteydi. Öyle ki parça parça ge
len azaptan kurtulmak için ölümüme sebep olacak o zehiri bana bir defada içirmesini temenni ediyordum. Her bir beyitten sonra yüzüyle bana dönüp uzun uzun gözlerimin içine bakarak şiirin üzerimdeki etkisini anlamaya çalışı- yordu. Yüzümdeki ekşimeyi gördükçe de okuduğundan etkilendiğimi zanne- derek okumaya devam ediyordu. Bu şekilde şiirinden elli beyte yakın okudu.
Sonra durdu: Bu, benim şiirimin birinci bölümüdür dedi. Kendisinden merha
met dileyerek: Allah’ın rahmeti üzerine olsun. Şiirinin kaç bölümdür?” diye
sorduğumda; On bölümdür dedi ve ilave etti. Onların ilkinden daha kısası bu
lunmamaktadır.” Ben de kendisine: Beyefendi Şiirinin çirkin olduğunu sana
söylememe müsaade eder misin?” dedim. Bundan da kötüsü uzunluğu, her
ikisinden de kötüsü senin borazana benzer kaba sesin, her üçünden de kötüsü
ise uğruna evden çıktığım halde kaçırdığım şu randevumun üzüntüsünü bir
nebze olsun hafifletemeyecek böylesi soğuk bir şiiri, beğenecek kadar zevksiz
ve basit görüşlü olduğumu düşünmendir dedim. Adam, göğsüme var gücüyle
bir yumruk indirdi. Ben de elimdeki sopayı kaldırdığım gibi başının ortasına
bir darbe vurdum. – Allah şahidimdir ki – tek amacım, onun beynindeki şiirin
bulunduğu yere vurarak o şiiri beyninden silip atmaktı. Adam baygın şekilde
yere yıkıldı. Kitap elinden düştü. Kitabı kaptığım gibi yırttım, ondan kurtul
dum. Zira benim başıma gelen musibetin başkalarının başına gelmesini istemi
yordum. Tabi o arada polis bize ulaşmış, her ikimizi karakola, sonra da şu an
mektubu yazdığım hapishaneye getirdi. Ey Nazarât sahibi Hayatımda sadece beş kez doğruyu söyledim. Sonuç:
İflas, yuvamın dağılması, birinde ihanet, diğerinde zındıklıkla itham edilmek
oldu. Dahası şu an zindanın türlü sıkıntı ve acılarını çekiyorum. Doğrusu bu
durum doğruluğa aklımı karıştırdı. Ne olur bana akıl ver. İçinde bulunduğum
karanlığı aydınlat ... EY MAHKUM< Allah sıkıntını gidersin. Seni doğruya iletsin. Başına açtığı işlerden dolayı doğruluktan şüphe duymaya başlamışsın.
Neredeyse doğruluğun, yüceliklerden değil de rezaletlerden olduğuna inana
caksın. Ümitsizliğin sende bu kadar yer etmesine yol verme. Yaşam sıkıntıları
nın ve hayat darbelerinin senden olgunluğunu ve aklını almasına sakın müsaa
de etme. Zira yeryüzündeki ilk doğru sözlü sen değilsin. Doğruluk uğruna
ve aşılması zor engebeleri vardır. Zira yalancılar doğru sözlülere inanmazlar.
Şunu bil ki geçmişteki yüce şahsiyetler, senden daha fedakârdılar. Ama onlar
kesinlikle pişmanlık duymadılar, başlarına gelenlerden ötürü üzülmediler. Ey şerefli mahkûm Zorluk ve sıkıntılarına katlandığın hapishanen sana kutlu olsun. Maruz
kaldığın kin ve nefret sana mübarek olsun. Üzüntüsünü yaşadığın yaşamın
sana kolay olsun. Vallahi benim gözümde sen, insanların mutlulardan ve yüce
lerden addettiği çoğundan yücesin. Doğruluğa haksızlık etme Ona kötü zanda bulunma Ona karşı dostluk
besle ve onu en çok seven ol Hiçbir aldatıcı sakın ona karşı seni aldatmasın
Biraz sabret Doğruluk ağacının gölgesinde gölgelenecek onun meyvelerini
göreceksin. İşte o zaman öyle bir mutluluk yaşayacak, öyle gıpta edileceksin ki