This study examines the position of the right not to be labeled as guilty or stigmatized (lekelenmeme hakkı) in Turkish law, focusing particularly on the intersection between the principles of criminal procedure and media practices. It considers this right not only within the framework of the presumption of innocence but also in the context of the right to respect for private life and the right to reputation. High rates of decisions not to investigate or prosecute, as revealed by the 2024 justice statistics, demonstrate the extent of false accusations and show that prejudiced, sensationalist, intense, and targeted media coverage before the facts of a case are established can cause irreparable harm to innocent individuals.
From a comparative law perspective, the German concept of targeted publicity (gezielte Öffentlichkeit) and a broader interpretation of the European Court of Human Rights’ case law on ‘virulent press campaigns’ constitute effective models against this harm. The study recommends adherence by public authorities to the principle of impartial communication and the strengthening of media ethics and constructive journalism. These recommendations would achieve the fair protection of fundamental rights.
The right not to be labeled as guilty or stigmatized presumption of innocence right to reputation
Bu çalışma, lekelenmeme hakkının Türk hukukundaki konumunu ve özellikle ceza muhakemesi ilkeleri ile medya pratikleri arasındaki kesişim noktalarını incelemektedir. Çalışma, lekelenmeme hakkını yalnızca masumiyet karinesi bağlamında değil; aynı zamanda özel hayatın gizliliği ve itibar hakkı gibi kişilik hakları ekseninde de ele almaktadır. 2024 yılı adalet istatistiklerinde görülen yüksek soruşturmaya yer olmadığı kararı ve kovuşturmaya yer olmadığı kararı oranları, haksız isnatların boyutunu ve olayların gerçekliği ortaya çıkmadan yapılacak önyargılı, sansasyonel, yoğun ve hedefli medya yayınlarının masum bireyler üzerinde ciddi ve telafisi güç zararlar doğurabileceğini göstermektedir.
Karşılaştırmalı hukuk perspektifinde, Alman hukukundaki hedefli aleniyet (gezielte Öffentlichkeit) olgusu ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin saldırgan medya kampanyası içtihadının geniş yorumlanmasının, bu zararlara karşı etkili modeller olabileceği düşünülmektedir. Çalışma, Türkiye’de bu alandaki korumanın güçlendirilmesi için soruşturma gizliliğinin etkin uygulanmasını, resmî makamların tarafsız iletişim ilkesine bağlı kalmasını ve medya etiğinin ve yapıcı gazetecilik anlayışının güçlendirilmesini önermektedir. Bu öneriler, ifade özgürlüğü ile temel haklar arasında adil ve sürdürülebilir bir denge kurulmasına katkı sağlayacaktır.
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Kriminoloji (Diğer) |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 20 Ağustos 2025 |
| Kabul Tarihi | 27 Kasım 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 29 Ocak 2026 |
| DOI | https://doi.org/10.26650/JPLC2025-1767690 |
| IZ | https://izlik.org/JA97DW55RT |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Cilt: 13 Sayı: 2 |