The Syrian civil war (2011) and the Russia-Ukraine war (2014) have brought migration back to the global agenda. Migrants often preserve their homeland's traditions while adapting to the customs and norms of their host societies. However, regardless of their level of integration, migrants continue to carry symbolic elements of their homeland in their everyday lives. Objects they use, the music they listen to, and other cultural markers reflect their connection to national identity.
To maintain this identity, migrants often show greater sensitivity toward religious practices and rituals, reinforcing the invisible bond with their homeland. Communication tools—such as television, newspapers, and the internet—also play a vital role. Especially for first-generation migrants, these tools serve as bridges to their country of origin and help sustain their sense of belonging. This phenomenon aligns with Michael Billig’s concept of banal nationalism.
Banal nationalism refers to the unnoticed, everyday expressions of nationalism embedded in daily life. One often-cited example is the quiet presence of flags in front of public buildings. Though we may not consciously register them, their presence subtly strengthens national identity. Nationalism does not only emerge during crises or conflicts; it persists in peaceful times through the routines of everyday life, internalized unconsciously.
For migrants, the bond with their homeland is often reflected in seemingly simple acts—such as decorating their homes with familiar images or listening to music from their country. These practices, though routine, contribute to the preservation of national identity and foster nationalist sentiments, often without conscious intention.
This study examines how the daily lives of migrants reflect a continued connection to their homeland and how this contributes to the reinforcement of nationalism. It also explores how this connection is represented in cinema. Two films—Polizei and Gurbetçi Şaban—are selected as case studies. The research employs both semiotic and content analysis to investigate how cinema reflects the subtle, ongoing relationship between migrants and their national identities.
2011 yılında başlayan Suriye iç savaşı ve 2014 yılında başlayan Ukrayna-Rusya arasındaki savaş göç olgusunu yeniden gündemimize taşımıştır. Göç eden bireyler bir yandan geldikleri toplumun gelenek ve göreneklerini yaşatırken bir yandan da bulundukları toplumun kurallarına, gelenek ve göreneklerine adapte olmaya çalışırlar. Ancak göçmen bireyler içinde yaşadıkları topluma ne kadar adapte olurlarsa olsunlar gündelik yaşamlarında kendi anavatanlarına ait simgeleri de bulundururlar. Gündelik hayatlarında kullandıkları eşyalar, dinledikleri müzikler, bireylerin fiziksel özellikleri ve diğer unsurlar göçmenlerin milli kimlikleriyle olan bağlantısının bir göstergesi oalrak karşımıza çıkar.
Göçmenler kendi kimliklerini korumak adına dini vecibelerine, dini merasimlerine daha çok özen gösterirler. Böylelikle anavatanları ile kurudkları görünmez bağ güçlenir. Bunun yanı sıra göçmenler iletişim aygıtlarından da faydalanırlar. Televizyon, gazete, internet gibi araçalrdan faydalanırlar. Özellikle birinci kuşak göçmenler iletişm araçları ile anvatanları ile kurdukları bağı güçlü tutmaya çalışır ve bu yolla milli kimliklerini beslerler. Bu durum ise banal milliyetçilik ile örtüşür.
Michelle Biling’in banal milliyetçilik olarak tanımladığı ve gündelik hayatın içerisinde sessiz sedasız yaşadığımız bu durumlar milliyetçiliği besler. Banal milliyetçilik konusunda sıklıkla verilen örnek kamu binaları önünde sessizce duran bayraklardır. Biz o bayrağı gün içinde çoğu zaman fark etmesek de orada olduğunu biliriz ve bu bizim milliyetçilik duygularımızı besleyerek milletimizle olan bağımızı güçlendirir. Milliyetçilik sadece kriz zamanlarında ortaya çıkan bir duygu , bir durum değildir.Milliyetçilik savaşlar bitince ya da çatışma ortamı sonlanınca bitmez. Barış zamanlarında milliyetçilik yaşanılan gündelik ortam tarafından içselleştirilerek varlığını sürdürmeye devam eder. Göç deneyimi yaşayan insanlar da gündelik hayatlarında yanlarında taşıdıkları eşyalar, evlerinin duvarlarına astıkları resimler, dinledikleri müzikler gibi araçlarla anavatanları ile aralarındaki bağı bilinçsiz bir şekilde kurarlar. Böylece milliyetçilik duygularını farkında olmadan beslerler.
Bu çalışmada göçmen bireylerin gündelik hayatlarında anavatanları ile kurdukları bu bağın milliyetçilik duygularını nasıl beslediğini ve sinemada bu durumun nasıl temsil edildiği araştırılmaya çalışılacaktır. Örneklem olarak Polizei ve Gurbetçi Şaban filmleri incelenecektir. Analiz yöntemi olarak, semiyotik analiz ve içerik analizi yöntemleri kullanılacaktır. Bu bağlamda göçmenlerin anavatanları ile kurduğu bağın sinemada nasıl temsil edildiği araştırılmaya çalışılacaktır.
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Göç, Göç, Etnisite ve Çok Kültürlülük Sosyolojisi |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 17 Nisan 2025 |
| Kabul Tarihi | 16 Mayıs 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 30 Mayıs 2025 |
| IZ | https://izlik.org/JA45NR32WU |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Cilt: 1 Sayı: 1 |