Bu çalışma, yapay zekâyı çağdaş kültürel üretim süreçlerinde bir medium olarak değerlendirip, bu yeni teknolojik aracın oyunculuk sanatında meydana getireceği dönüşümü eleştirel bir çerçevede tartışmaktadır. Geleneksel anlamıyla medium, oyuncu ile seyirci arasındaki iletişime hem aracılık eden hem de sınırlayan bir unsur olarak tanımlanırken; yapay zekâ ile birlikte medium kavramı pasif bir olgu olmaktan çıkarak tüm süreçlere dahil olan aktif bir araç haline dönüşmektedir. Bu dönüşüm, oyunculuk sanatının ontolojik temeli olan “buradalık” ve “canlılık” ilkelerini kökten sarsarak oyuncunun yaratım olanaklarını sınırlandıran ve onu ham veri sağlayıcısı konumuna indirgeyen bir endüstriyel sürecin parçası haline dönüştürmektedir. Yapay zekâ, günümüzde sadece insan performansını taklit eden değil; onu yeniden üreten, dönüştüren ve öngörülemez biçimlerde çeşitlendiren eylem kapasitesine sahip bir aktör olarak sahneye dahil olmaktadır. Bu durum, oyunculuk pratiğini hem insanın yaratıcı doğasından koparıp algoritmik süreçlere tabi kılarken, hem de sanatın öznelliği ile eleştirel potansiyelini tehdit eden bir unsura dönüştürmektedir. Ayrıca, oyuncunun sahip olduğu stilistik yönünü de metalaştırarak, sanatçıyı yaratıcı öznellikten uzaklaştıran dijital bir veri kaynağına dönüştürme tehlikesini beraberinde getirmektedir. Çalışma, bu bağlamda yapay zekânın bir medium olarak oyunculuk sanatı üzerindeki etkilerini disiplinlerarası teorik bir okumayla kültür endüstrisi eleştirisi ekseninde incelemekte ve sunduğu tanımlar ile değerlendirmeler aracılığıyla oyunculuk sanatının geleceğine dair eleştirel teorik bir perspektif sunmaktadır.
This study critically examines the transformation that this new technological context may bring to the art of acting by positioning artificial intelligence as a medium within contemporary cultural production processes. Traditionally, a medium is defined as an element that both mediates and limits communication between performer and audience; however, with the advent of artificial intelligence, it ceases to be a passive phenomenon and evolves into an active agent involved in all processes. This transformation fundamentally undermines the principles of “presence” and “liveness,” which constitute the ontological foundation of acting, turning the actor into part of an industrial process that restricts creative possibilities and reduces them to mere providers of raw data. Artificial intelligence enters the stage not only as an imitator of human performance but also as an entity possessing the capacity to act, reproduce, transform, and diversify it in unpredictable ways. This situation not only detaches acting practice from human creativity by subjecting it to algorithmic processes, but also threatens the subjectivity and critical potential of art. Furthermore, by commodifying the actor’s stylistic attributes, it risks transforming them into a digital data source, thereby alienating them from creative subjectivity. In this context, the study evaluates the impact of artificial intelligence as a medium on art within the framework of culture industry critique and, through its conceptualizations and analyses, offers a critical perspective on the future of acting.
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Oyunculuk-Reji, Tiyatro Kuramı, Performans Sanatları (Diğer) |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 11 Eylül 2025 |
| Kabul Tarihi | 11 Aralık 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 31 Aralık 2025 |
| DOI | https://doi.org/10.26650/CONS2025-1782051 |
| IZ | https://izlik.org/JA59TL34GW |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Cilt: 12 Sayı: 2 |