Çevreyle çevrili bedensel bir varlık olan insan, hayatı boyunca dünyayla karşılaşıp onu deneyimliyor. Yani içerisinde varlığını sürdürdüğü doğal ve yapılı mekanlar ve kendisi arasında sürekli bir diyalog halindedir. Mimarlığın özünde yer alan ve zaman ve mekan kavramlarıyla yakından ilişkili olan bu deneyimlerin, bilinen ve bilinmeyen tüm yönleriyle teorik bir çerçevede ele alınması ve incelenmesi hiç şüphesiz denyimin karmaşık ve çok yönlü doğasını çözümlemeye ve kullanıcısına anlamlı bir deneyim yaşatan mekan tasarımına yardımcı olacaktır. Deneyim konusuna açıklık getirmeye çalışan bu çalışma, mimari deneyim ile bedenlenmiş özne arasındaki ilişkiyi derinlemesine incelemektedir. Bunun için başta deneyim kavramı ele alınarak deneyimin farklı iki türü olarak yaşanmış deneyim ve yaşam deneyiminden ve aradaki farktan söz edilmektedir. Mimari deneyimin hangi tür deneyimle örtüştüğü, bireyin mekanla kurduğu ilişkide hangi tür deneyimin neden ve nasıl ön plana çıktığı irdelenmektedir. Yazıda, mimari deneyimin, bireyin yapılı mekanda bulunarak birinci elden yaşadığı çift taraflı ve dinamik bir etkileşim olduğu ve bu etkileşimin geçmiş deneyimlerden ziyade anlık algılarla şekillendiği belirtilmektedir. Deneyimi yaşayan ve olayın kalbinde yer alan öznenin kişisel bakış açısı ve bedensel bir varlık olma durumundan yola çıkılarak mimari deneyimin iki temel özelliği öznellik ve bedensellik olarak ele alınmaktadır. Çalışmada öznel perspektifi ve bedensel algılarıyla şekillenen mimari deneyimin bağlantılı olduğu temel kavramların izi fenomenolojide özellikle bedeni algının merkezine yerleştiren Merleau-Ponty'nin çalışmalarında sürülmektedir. Yazının sonunda da Ponty’nin fenomenolojik yaklaşımından büyük ölçüde etkilenen mimar ve teorisyenlerden bir kaçı örnek olarak gösterilerek, temel teorik çalışmalarından ve ortaya koydukları ana kavramlardan söz edilmektedir.
As a bodily being surrounded by the environment, humans encounter and experience the world. They are in a continuous dialogue with both the natural and built spaces in which they exist. Examining these experiences within a theoretical framework from all known and unknown dimensions undoubtedly aids in analyzing the complex and multifaceted nature of experience. It also supports the design of spaces that provide meaningful experiences for their users. This article, which seeks to clarify the notion of experience, delves into the relationship between architectural experience and the embodied subject. It first addresses the concept of experience, distinguishing between two types; lived experience and life experience, and discussing the differences between them. It explores which type of experience aligns with architectural experience and it also examines why and how certain types of experiences take precedence in the individual’s relationship with space. The article argues that architectural experience is a two-sided and dynamic interaction, directly encountered by the individual within the built environment, and that this interaction is shaped more by immediate perceptions than by past experiences. Focusing on the personal perspective of the subject, the article identifies subjectivity and embodiment as the two fundamental characteristics of architectural experience. The article traces these key concepts to phenomenology, particularly in the works of Maurice Merleau-Ponty, who places the body at the center of perception. Finally, the article discusses a few architects and theorists, heavily influenced by Merleau-Ponty's phenomenological approach, highlighting their key theoretical contributions and the core concepts they have developed.
Experience Architectural Experience Embodied Subject Body Phenomenology
| Birincil Dil | İngilizce |
|---|---|
| Konular | Mimari Tarih, Teori ve Eleştiri |
| Bölüm | Teorik Makale |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 27 Kasım 2024 |
| Kabul Tarihi | 24 Nisan 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 31 Temmuz 2025 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Cilt: 2 Sayı: 2 |