Beden ve mekân ilişkisi, mimarlığın hem teorik hem de pratik alanlarında önemli bir araştırma konusu olarak karşımıza çıkar. 20. yüzyıl ile birlikte deneyimi önceliklendiren fenomenolojik anlayışın yükselişiyle mimarlıkta sınırları bulanıklaştıran yaklaşımlar ortaya çıkmıştır. Bu çalışma, sınırların bulanıklığının beden-mekân etkileşimi üzerindeki etkilerini, önceden planlanmamış yürüme eylemi olan dérive tekniğiyle gerçekleştirilen bir keşif süreci dizisi olan psikocoğrafik bir okumayla analiz etmeyi amaçlamaktadır. Beşiktaş/İstanbul’da gerçekleştirilen bu psikocoğrafik deneyde, beden ile kentsel mekân arasındaki karşılaşmalarda sınır koşullarının etkileri, gözlemcinin kavram haritaları, eskizleri ve fotoğrafları kullanılarak analiz edilmiştir. İç-dış ve kamusal-özel sınırlarının bulanıklaşmasının, çok duyulu bir deneyim imkânı sağlayarak beden-mekân etkileşimini artırdığı gözlemlenmiştir; buna karşın, duvarlar ve reklam panoları gibi elemanlar ile araç trafiği ve dar kaldırımlar nedeniyle yürümeyi zorlaştıran sokaklar, insanın kentle bağ kurmasını engelleyen keskin sınırlar oluşturmaktadır. Bulgular, geçiş alanları yaratmak, esnek kamusal mekânları entegre etmek ve uyum sağlayabilen mimari elemanlar kullanmak gibi kentsel tasarım müdahalelerinin bu sınırları bulanıklaştırmada yardımcı olabileceğini göstermiştir. Bu araştırma, mimarlara, şehir plancılara ve akademisyenlere sınırları bulanıklaştıran kentsel yaklaşımlar konusunda öneriler sunarken, kentsel kullanıcıların kendi psikocoğrafik keşiflerini gerçekleştirmeleri için de temel bir çalışma niteliğindedir.
The relationship between the body and space represents a significant subject of inquiry in both the theoretical and practical domains of architecture. With the 20th century and the rise of phenomenological understanding prioritizing experience, boundary-blurring approaches emerged in architecture. This study aims to analyze the effects of blurred boundaries on the body-space interaction through a psychogeographic reading, which is a series of discovery processes realized through the derive, an unplanned walking technique. In this psychogeographic experiment conducted in Beşiktaş, Istanbul, the effects of boundary conditions in the encounters between the body and urban space were analyzed using concept maps, sketches, and photographs of the researcher. It was observed that the blurring of inside-outside and public-private boundaries enhances body-space interaction by enabling a multisensory experience; elements like walls and billboards, as well as streets that either hinder walking due to vehicle traffic and narrow sidewalks, create a sharp sense of boundaries that prevent people from establishing a connection with the city. The findings illustrated that urban design interventions, such as creating transitional zones, integrating flexible public spaces, and employing adaptive architectural elements, can help cities to blur these divisions. This research expands architectural boundary studies by operationalizing the concept of blurred boundaries through embodied psychogeographic inquiry. It demonstrates how sensory and bodily experiences can empirically reveal the effects of urban boundaries on lived space, thereby offering a methodological innovation that situates the debate within contemporary urban conditions and provides insights for architects, urban planners, and academics.
During the preparation of this work the author used ChatGPT for translation and text editing to improve clarity and coherence. After using this tool, the author reviewed and edited the content as needed and takes full responsibility for the content of the publication.
| Birincil Dil | İngilizce |
|---|---|
| Konular | Mimari Tasarım |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 21 Mayıs 2025 |
| Kabul Tarihi | 31 Aralık 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 31 Ocak 2026 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2026 Cilt: 3 Sayı: 1 |