Barla Mezarlığı Beylikler ve Osmanlı Dönemi Mezar Taşları
Öz
Barla; Isparta merkezine 44, bağlı olduğu Eğirdir ilçe merkezine ise 22 km mesafededir. Kuruluşu Geç Helenistik döneme kadar uzanan Barla, Osmanlı öncesi Hamidoğulları beyliğinin sınırları içinde kalmıştır. 14. yüzyıl sonuna tarihlendirilen Barla Çaşnigir Paşa/Ulucami ve Çaşnigir Hamamı gibi büyük yapıların günümüze gelmesi, Barla’nın Türk İslam döneminde de önemli bir yerleşim yeri olduğunu göstermektedir. Başlangıçta Eğirdir’e bağlı olduğu anlaşılan Barla, 1501 tarihli tapu tahrir defterine göre Afşar kazasına bağlı bir nahiyedir. 1699 yılına ait kayıtlara göre ise ayrı bir kaza statüsündedir. Barla, günümüzde özellikle Said Nursi takipçileri tarafından, onun 1927-1934 tarihleri arasında sürgün hayatı yaşadığı yer olarak gündeme getirilmiş olsa da geçmişte de ciddi bir tarihi birikime sahip olduğu görülmektedir. Bugün köy statüsünde küçük bir yerleşim yeri olmasına karşılık, günümüze ulaşan tarihi mezar taşları bakımından Isparta merkez ve ilçelerinde ilk sıralarda yer almaktadır. Geçmişte Isparta ve Eğirdir’den karayolu ile ulaşımın neredeyse hiç olmadığı bir nahiye olmasına rağmen bu derece zengin mezar taşı bulundurması köklü bir kültüre sahip olduğunu göstermektedir. Bugün Eğirdir’e bağlı bir köy olan Barla’da; Barla Mezarlığında kitabeli toplam 27 mezar taşı tespit edilmiştir. Bunlardan tarihi tespit edilemeyen 4 tanesinin Beylikler Dönemine ait olduğu düşünülürken, tarihi tespit edilen taşlardan en erken tarihlisi miladi 1793 tarihli olup Hacı Mustafa Halil’in eşi Şerife Kadın’a aittir. İncelenen mezar taşlardan, 20 tanesi 19. yüzyıla, 2 tanesi ise 20. yüzyıla ait olup en geç tarihlisi ise 1913 tarihlidir. Gerek yazılardaki gerekse diğer detaylardaki ince ince işçilikleriyle dikkati çeken mezar taşlarındaki başlıklarda, Osmanlı döneminde kullanılan klasik sarık ya da fes türü serpuşların kullanıldığı görülmektedir. Erkek mezar taşlarında başlıklar; sarık, kavuk ve fes biçimli olmak üzere üç grupta karşımıza çıkmaktadır. B8, B20, B25, B26 ve B27 numaralı mezar taşlarında Anadolu’nun hemen hemen her bölgesinde görülen sarıklı başlıklar kullanılırken diğer mezar taşlarında ağırlıklı olarak fes biçimli serpuşlar kullanılmıştır. B6 ve B18 numaralı mezar taşları başlıkları Azizi Fes biçiminde benzerken, B11, B13, B14, B15, B17, B19 numaralı mezar taşların serpuşları ise Hamidi Fes olarak bilinen feslere benzemektedir. B10 numaralı mezar taşının serpuşu ise Sultan II. Mahmud zamanında kullanılan Mahmudi Fes olarak da bilinen feslere benzemektedir. Mezarlıktaki tek kavuk biçimli serpuşa sahip olan mezar taşı ise B23 numaralı mezar taşıdır. Barla mezarlığındaki bazı mezarlarda, şâhideleri sabitlemek için Isparta’daki diğer mezarlıklarda örneği görülmeyen bir yöntem kullanılmıştır. Mezarların sınırların düzensiz taşlarla çevrildiği için mermer şâhidelerin yıkılmadan sağlam bir şekilde ayakta kalmasını zorlaştırmaktadır. Şâhidelerin yıkılmasını önlemek amacıyla, mezarların baş kısmına şahide kaidelerinin gireceği biçimde halka şeklinde taşlar yerleştirilmiştir. Mezar taşlarında isimlerden önce kullanılan unvan ve lakaplardan, 5 kişinin Seyyid, 12 kişinin hacı olduğu anlaşılmaktır. Bu alandaki mezar taşlarının sayısı göz önüne alındığında nerdeyse yarısının hacca gittiği anlaşılmaktadır. Sosyal lakap olarak erkekler için efendi ya da ağa ifadeleri kullanılmıştır. Farklı olarak tek mezar taşında bey ifadesi kullanılmıştır. Mezar taşlarında dikkat çeken bir diğer husus da başlangıç ifadeleridir. Doğal olarak Osmanlı mezar taşlarında en çok kullanılan Hüve’l-Bâki ifadesi buradaki mezar taşlarında da yoğun olarak kullanılmıştır. Ayrıca Hüve’l-Hayyü’l-lezi lâ yemût, Hüve’l-Hallaku’l-Bâki şeklinde devam eden Allah’ın çeşitli sıfatları görülmektedir. Farklı olarak Ah mine’l-mevt ifadesi de kullanılmıştır. Mezar taşları arasında doğum esnasında vefat eden iki kız kardeşe ait mezar taşı dikkat çekmektedir. Bunlardan Hacı Eyyüp Ağa’nın eşi, aynı zamanda Hacı Burhan Ağa’nın kızı olan Nafia Hanım’ın doğumu gerçekleştiremeden vefat ettiği, buna karşılık yine Hacı Burhan Ağa’nın başka bir kızı olan Aişe Hanım’ın doğumu gerçekleştirdikten sonra vefat ettiği anlaşılmaktadır.
Anahtar Kelimeler
Barla Cemetery ‘Beyliks’ and Ottoman Period Gravestones
Öz
Barla is a town affiliated with Eğirdir, located 44 kilometers from the center of Isparta and 22 kilometers from Eğirdir. The founding of Barla dates back to the Late Hellenistic period. The existence of significant structures such as the Barla Çaşnigir Pasha/Ulu Mosque and the Çaşnigir Bath, dated to the late 14th century and located within the borders of the Hamidid Principality, indicates that Barla was also an important settlement during the Turkish-Islamic period. Initially connected to Eğirdir, Barla is recorded as a subdistrict (nahiye) of the Afşar district in the 1501 land registry (tapu tahrir defteri), while records from 1699 indicate that it had gained the status of an independent district (kaza). Even though Barla is today brought to the agenda especially by the followers of Said Nursi as the place where he lived his exile between 1927 and 1934, it is seen that it has a serious historical accumulation in the past as well. Although it is a small settlement with village status today, it ranks first in the center of Isparta and its districts in terms of historical gravestones that have survived to the present day. Although it was a township with almost no road transportation from Isparta and Eğirdir in the past, the fact that it has such a rich number of gravestones shows that it has a deep-rooted culture. Today, in Barla, a village affiliated to Eğirdir; a total of 27 gravestones with inscriptions have been identified in the Barla Cemetery. While 4 of these whose dates cannot be determined are thought to belong to the The Anatolian Principalities Period, the earliest of the stones with a date is dated 1793 and belongs to Şerife Kadın, the wife of Hacı Mustafa Halil. Of the gravestones examined, 20 date to the 19th century and 2 date to. It dates back to the 20th century, the latest one being 1913. The tombstones, which stand out with their fine workmanship in both the inscriptions and other details, are seen to have the classical turban or fez-type headgear used during the Ottoman period. It is understood from the religious titles on the gravestones that 5 people were ‘sayyid’ and 12 people were pilgrims. When the number of gravestones in this area is considered, it is understood that almost half of them went on the pilgrimage. The terms ‘afandi’ or ‘ağa’ were used for men as social nicknames. Differently, the term ‘bey’ was used on only one gravestone. Another striking feature on the gravestones is the initial expressions. Naturally, the expression ‘Hüve’l-Bâki’, which was most commonly used on Ottoman gravestones, was also used intensively on the gravestones here. In addition, the slightly longer form of ‘Hüve’l-Hayyü’l-lezi lâ yemût’, ‘Hüve’l-Hallaku’l-Bâki’ is also seen. Differently, the expression ‘Ah mina’l-mavt’ (Oh, because of death) was also used, albeit rarely. Among the gravestones, the gravestones of two sisters who died during childbirth attract attention. Among these, it is understood that Nafia Hanım, the wife of Hacı Eyyüp Ağa and the daughter of Hacı Burhan Ağa, died before giving birth, whereas Ayshe Hanım, another daughter of Hacı Burhan Ağa, died after giving birth.
Anahtar Kelimeler