Peygamberlik olgusu, ilahi vahyin muhtevası, imkânı ve gerekliliği, Tanrı’nın evrenle olan ilişkisi gibi meseleler hem Batı teolojisinde hem de İslam düşünce geleneğinde öne çıkan başlıca konular arasında yer almaktadır. XVII. ve XVIII. yüzyıllarda zirve dönemini yaşayan deizmin, ilahi vahye ve vahiy temelli dinlere yönelttiği argümanlar büyük oranda vahyin imkânı ve gerekliliği etrafında şekillenmiştir. Bu sebeple, deistlerin dile getirdiği eleştirilerin, İslam felsefesinin önemli filozoflarından Fârâbi’nin düşünce sisteminde nasıl bir karşılık bulabileceğini incelemek istedik. Bu çalışma, deist düşünürlerin vahiy anlayışı ile Fârâbi’nin nübüvvet teorisini kıyaslamayı hedeflemektedir. Deist düşünürler, Tanrı’nın beşerî bir peygamber vasıtasıyla insanlarla iletişime geçmesini imkân ve gereklilik bağlamında eleştirmişlerdir. Tanrı’nın evrene yönelik tasarrufunu sadece ilk yaratma fiiliyle sınırlı gören bu yaklaşım nedeniyle, tarihin belli bir kesitinde seçilmiş bir insana vahiy gönderilmesi ve aynı vahyin sonraki dönemler için bağlayıcı hükümler barındırması deizm açısından kabul görmemiştir. Bu sebeple başta Hristiyanlık olmak üzere tüm ilahi dinler, deist düşünürler tarafından kapsamlı bir şekilde tenkit edilmiştir. Fârâbi ise Tanrı ile beşer arasında vuku bulan ilahi vahyin hem mümkün hem de gerekli olduğu konusunda yeni bir nübüvvet anlayışı geliştirmiştir. Fârâbi, ilk başkan tanımı ve Faal Akıl konusundaki akli izahları ile Tanrı’yla insan arasında muhtemel bir iletişim yöntemine imkân tanımakta, hatta erdemli toplumlar için bu tür bir iletişimi zorunlu görmektedir. Vahiy merkezli yapılan bu karşılaştırma neticesinde, deist düşünürler tarafından gereksiz ve geçersiz sayılan ilahi vahyin, Fârâbi’nin kurguladığı ideal şehir ve erdemli toplum tasavvuru açısından gerekli ve imkân dahilinde olduğunun ortaya konması, bu çalışmayı benzerlerinden ayırmaktadır. Çalışmamızın ilk bölümünde deizmin vahye olan yaklaşımı ve doğal din kavramı ele alınmış; kurumsal dinlerde kabul edilen biçimiyle ilahi vahyin geçerliliği ve gerekliliğine yönelik yapılan tenkitlere değinilmiştir. İkinci bölümde ise deizm tarafından ilahi vahye karşı ortaya konulan eleştiriler, Fârâbi felsefesi ve onun nübüvvet öğretisi bağlamında değerlendirilmiştir. Sonuç bölümünde ise deistlerin ve Fârâbi’nin vahiy olgusuna farklı perspektiften yaklaştıkları, bu nedenle vahyin mahiyeti, işlevi ve gerekliliği meselesinde büyük oranda ayrıştıkları tespit edilmiştir.
Bu çalışma Doç. Dr. Ahmet PİRİNÇ danışmanlığında 2024 tarihinde tamamladığımız Fârâbî'de Nübüvvet ve Deizmde Vahiy: (Bilgi Değeri Bağlamında Bir Karşılaştırma) başlıklı yüksek lisans tezi esas alınarak hazırlanmıştır (Yüksek Lisans, Amasya Üniversitesi, Amasya, Türkiye, 2024).
The phenomenon of prophethood, the content, possibility, and necessity of divine revelation, and the relationship between God and the universe are among the principal themes that preoccupy both Western theology and the Islamic intellectual tradition. Deism, which reached its zenith in the seventeenth and eighteenth centuries, articulated its objections to divine revelation and revelation‐based religions largely around the possibility and necessity of revelation. For that reason, this study explores how the critiques voiced by deists might be addressed within the philosophical system of Abū Naṣr al-Fārābī, one of the major figures of Islamic philosophy. The article seeks to compare the deist conception of revelation with al-Fārābī’s theory of prophethood (nubuwwa). Deist thinkers question, on grounds of both possibility and necessity, God’s communicating with humankind through a human prophet. Because deists restrict God’s governance of the universe to the initial act of creation, they reject the idea that revelation could be sent to a chosen individual at a particular moment in history and that the same revelation could impose binding injunctions on later generations. Consequently, all revealed religions—Christianity foremost—have been subjected to detailed criticism by deist authors. Al-Fārābī, by contrast, develops a novel doctrine of prophethood that affirms the possibility and the necessity of divine revelation between God and human beings. Through his rational analyses of the notions of the “First Ruler” and the Active Intellect, al-Fārābī not only allows for a plausible mode of communication between God and humanity but also deems such communication indispensable for virtuous societies. This revelation-centered comparison shows that, whereas deist thinkers regard divine revelation as unnecessary and invalid, it is both necessary and possible within al-Fārābī’s conception of the ideal city and virtuous society. The first section of the study discusses the deist stance toward revelation and the concept of natural religion, addressing the criticisms leveled against the validity and necessity of divine revelation as understood in institutional religions. The second section evaluates these deist objections in the context of al-Fārābī’s philosophy and his teaching on prophethood. The conclusion demonstrates that deists and al-Fārābī approach the phenomenon of revelation from fundamentally different perspectives and, therefore, diverge significantly regarding the nature, function, and necessity of revelation.
Islamic Philosophy al-Fārābī Religion Prophethood Revelation Deism
This article is extracted from my master thesis entitled “ Prophecy in Fârâbî and revelation in deism: (A comparison interms of informational value)”, supervised by assoc. prof. dr. Ahmet PİRİNÇ (Master’s Thesis, Amasya University, Amasya, Türkiye, 2024).
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | İslam Araştırmaları (Diğer) |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 17 Şubat 2026 |
| Kabul Tarihi | 9 Mart 2026 |
| Yayımlanma Tarihi | 31 Mart 2026 |
| IZ | https://izlik.org/JA47HX64DE |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2026 Sayı: 1 |