Bu çalışma Salman Rushdie’nin “Yakutlu Pabuç Müzayedesinde” adlı öyküsünü Jean Baudrillard’ın simülasyon ve hipergerçeklik kavramları çerçevesinde incelemeyi amaçlamaktadır. Öykü, Oz Büyücüsü filminde kullanılan yakut pabuçların hem bir eve dönüş hem de huzur vaadi taşıyan kültürel semboller olarak pazarlanıp sergilendiği bir müzayede salonunda geçer. Bu salon, aidiyet duygusunu ve kimliğini uzun zaman önce kaybetmiş; farklı kültürel, politik ve hatta kurgusal geçmişlere sahip katılımcıların bir araya geldiği bir mekân olarak temsil edilir. Bu bağlamda, müzayedede sergilenen yakut pabuçlar, “ev” ya da “gerçeğe” dair özgün anlamların, simüle edilmiş versiyonları ile değiş tokuş edildiği hipergerçek nesnelere dönüşür. Bu hipergerçek düzlemde Rushdie’nin anlatısı, aidiyet duygusuna ulaşmak için çabalayan bireylerin trajik durumunu gözler önüne serer. Öykü aynı zamanda, kültürel simgelerin, anlamdan arındırılmış bir gerçekliğin ticarileştirilmiş alternatiflerini üretmek amacıyla nasıl araçsallaştırıldığını da ortaya koyar. Bu tür çelişkili bir atmosferde, toplumsal yabancılaşma ve izolasyon sürekli olarak yeniden üretilir. Dolayısıyla eserde, yakut pabuçların vadettiği sentetik rahatlığın aldatıcı doğası gün yüzüne çıkar; çünkü pabuçlar merkezdeki aidiyet sorununu çözmek yerine, onu daha da karmaşık hâle getirir. Dolayısıyla, “Yakutlu Pabuç Müzayedesinde” öyküsünün, Baudrillard’ın kuramsal çerçevesi üzerinden okunması, postmodern bağlamda sıkça karşılaşılan yabancılaşma, yönsüzlük ve anlam kaybı temalarına yönelik tartışmalara katkı sunmayı hedeflemektedir.
Through the lens of Jean Baudrillard’s concepts of simulation and hyperreality, this study intends to analyse Salman Rushdie’s “At the Auction of the Ruby Slippers.” The story is set in a saleroom, where the ruby slippers, adopted from the movie The Wizard of Oz, are commodified and advertised as cultural icons that promise a sense of return and order in a world that has lost both. The room is filled with disoriented individuals who come from various cultural, political, and even fictional backgrounds to reclaim a lost sense of belonging and identity that has long been taken from them. Within this context, the ruby slippers turn out to become hyperreal objects that replace any original meaning of “home” or “truth” with an artificial, simulated version. In this hyperreal spectrum, Rushdie’s narrative exposes the tragic condition of the isolated individuals who desperately try to have access to a sense of belonging. It further demonstrates how cultural symbols are projected as mediums to commercialise an alternative version of reality which has already been drained of inherent meaning. In such a paradoxical atmosphere, social isolation and alienation continue resurfacing. In this manner, the story unearths the deceptive characteristics of the artificial comfort provided by the ruby slippers since they perpetuate the problem instead of solving it. Accordingly, reading “At the Auction of the Ruby Slippers” through Baudrillard’s theoretical framework aims to contribute to discussions of alienation, disorientation, and the loss of meaning – which are recurring themes within the postmodern context.
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | İngiliz ve İrlanda Dili, Edebiyatı ve Kültürü |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 23 Temmuz 2025 |
| Kabul Tarihi | 22 Kasım 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 31 Aralık 2025 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Sayı: 64 |