Tarihte ender rastlanılabilecek bir kişilik olarak 16. yüzyıla damgasını vuran Şah İsmail, bünyesinde devlet başkanlığı, tarikat şeyhliği, şairlik gibi birbirlerinden çok farklı özellikleri bir arada barındıran, mertliği ve cömertliği ile bölgeye ün salan, Horasan’dan yola çıkan Aleviliğin edebi boyutunu zirveye taşıyan çok yönlü biridir. Kendisinden övgüyle söz eden Azerbaycan tarihçiliği ve sanat dünyasıdır; İran ve Osmanlı, bu çok yönlü kişiliğe düşmanca yaklaşmış, onun tarihte hak ettiği yerde durması kasıtlı olarak engellenmiştir. Günümüz Türkiye ve İran resmi tarihçiliği de farklı davranmamakta, Sünnî ve Şiî tarih yazıcılığının etkisinden kurtulamamaktadır. Bu yüzden, Şah İsmail’in Türk ve İran resmi tarih anlayışlarının ve incelemelerinin dışında, objektif bir yaklaşımla çalışılması gerekmektedir. Her ne kadar son yıllarda Şah İsmail ve Safevîler üzerine tarafsız akademik yayınların sayısında bir artış gözlemlenmekle birlikte, bunun henüz yeterli düzeye ulaştığını söylemek zordur. Şah İsmail’e karşı bu tutarsızlık ve duyarsızlık sadece resmi boyutta da kalmamakta, aynı şekilde ona karşı tarihi sorumlulukları olan ve onun mirasından beslenen kesimlerde de kendisini göstermektedir. Alevilerin son 30 yılda maruz bırakıldığı “gelenek pazarlaması”ndan (Kommerzialisierung der Tradition) en çok nasibini alan şairlerin başında gelir Şah İsmail (Hataî). Bugün onun eserlerini seslendiren binlerce insan, en azından yaşadığı tarihi kesiti ve kişiliğini öğrenme zahmetine bile katlanmadan, o büyük insanın mirasını kullanmayı sürdürmektedirler. Özellikle Alevi tarihinde derin izler bırakan Şah İsmail, Alevi Edebiyatı’nda şiirleri en çok ezbere bilinen şairler arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Aleviliğe sadece ürettiği şiirler (deyişler/nefesler/mersiyeler) yoluyla değil, aynı zamanda teolojik olarak da müdahil olmuştur; öyle ki, Anadolu’da Şah İsmail’siz bir Kızılbaş erkânı neredeyse düşünülemez. Anadolu ve Balkan Alevileri Şah İsmail’i dinî ayinlerinde, muhabbetlerinde sazlı-sözlü anmakta, ölümünden 500 yıl sonra onu hâlâ coşku ve saygıyla yaşatmaktadırlar. Ayrıca bu realite sadece Anadolu ve Balkan Alevilerinde değil, Irak, İran, Azerbaycan Alevilerinde de etkinliğini korumaktadır. Bu makale, Şah İsmail’in Alevi erkânlarındaki yerini Hubyar Ocağı örneğinde tanıtmayı amaçlıyor. Bunu yaparken genel bir çerçeve oluşturmadan konunun netleşmesi mümkün olamayacağından konuyu olabildiğince genel bir açıdan ele almaktadır. Çalışmada, içeriğe uygun olarak fenomenolojik yaklaşım tarzı izlenmiştir. Bu vesileyle Şah İsmail üzerine var olan çalışmaların Hubyar Ocağı özelindeki bir yaklaşımla renklendirilmesi amaçlanmaktadır.
Shah Ismail I (reigned 1501-1524), known as “Hataî” in Alevi literary tradition, stands as a unique 16th century polymath - simultaneously statesman, sheikh, and poet. Originating from Khorasan and founding the Safavid dynasty, he advanced the literary dimension of Alevism and asserted Persia’s state creed (Ismail I, 1501). Azerbaijani historiography and the arts revere him; however, both Iranian and Ottoman official narratives have historically marginalized his role, a trend that persists in contemporary Turkish and Iranian historiography. Shah Ismail’s legacy remains vibrant within Alevi ritual culture: his poems, i.e. saying, breeaths (deyiş/nefes/mersiye) under the pen name “Hataî” are integral to cem rituals across Anatolia, the Balkans, Iraq, Iran, and Azerbaijan. He is commemorated not only through devotional recitation but also through a theological imprint -no Qizilbash/Alevi gathering in Anatolia is conceivable without his presence. This spiritual continuance reflects his role as a mürşid-i kâmil, embodying divine guidance and poetic wisdom. This study employs a phenomenological approach to contextualize Shah Ismail’s role within the Hubyar Ocak lineage, while situating the analysis within a broader Alevi ritual and doctrinal framework. The article evaluates how ritual remembrance and liturgical usage of his poetic corpus function to sustain collective identity - despite the absence of recognition in official historiography and the co-optation of his name by cultural entrepreneurs lacking depth in historical context. Grounded in a detailed examination of Hubyar Ocak liniage’s sayings und breaths, this paper ultimately argues that an objective reevaluation of Shah Ismail’s historical, spiritual, and literary significance is necessary – unburdened by Turkish and Iranian nationalist historiographies - to fully appreciate his enduring influence on Alevi religious praxis and collective memory.
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Alevilik Bektaşilik Araştırmaları |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 2 Aralık 2025 |
| Kabul Tarihi | 27 Aralık 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 31 Aralık 2025 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Sayı: 5 |