This study examines evidentiary frameworks for resolving lineage disputes within prophetic traditions (riwāyāt) using the methodology of hadith studies. Three adjudicative mechanisms are critically analysed: firāsh (marital bed presumption), qur’a (lot-casting), and qiyāfa (physiognomic analysis), with an assessment of their evidentiary weight, jurisdictional boundaries, and interrelationships. Through a systematic study of early hadith corpora from the first three Islamic centuries, traditions are rigorously evaluated based on isnād authentication, matn criticism, and socio-historical contextualisation. Comparative textual analysis reveals that qur’a does not constitute independent evidence for establishing lineage, while qiyāfa traditions, transmitted through authentic chains, were employed as corroborative evidence in judicial practice. Firāsh, with widespread transmission among the Companions and sustained historical application, emerges as the strongest presumption. The findings establish a tiered evidentiary hierarchy: firāsh as the foundational legal doctrine, qiyāfa as conditional supplementary evidence, and qur’a holding no binding legal authority in lineage adjudication.
Hadith Narrations Lineage Drawing Lots (Qur’ah) Physiognomy (Qıyâfah) Presumption of Paternity (Firâsh).
Bu çalışma, rivayetlerde nesep davalarının hangi ölçütlerle çözüme kavuşturulduğunu tespit etmeyi amaçlamaktadır. Özellikle firâş, kur‘a ve kıyâfe yöntemlerinin rivayetler çerçevesinde delil değeri, uygulanabilirlik sınırları ve birbirleriyle olan ilişkisi hadis ilmi perspektifinden incelenmektedir. Nitel yöntemin benimsendiği araştırmada ilk üç asra ait temel hadis kaynaklarında yer alan rivayetler tahrîc edilerek isnad, metin ve tarihsel bağlam açısından değerlendirmeye tâbi tutulmuş, rivayet verileri esas alınarak mukayeseli bir biçimde görüşler analiz edilmiştir. İnceleme neticesinde kur‘a yöntemiyle nesebin sübût bulmasının bağımsız bir delil teşkil etmediği, buna karşılık kıyâfeye dair rivayetlerin sahih tariklerle nakledildiği ve tarihsel uygulamalarda nesep davalarında yardımcı bir ispat vasıtası olarak kullanıldığı tespit edilmiştir. Firâş ilkesinin ise çok sayıda sahâbî tarafından rivayet edilmesi ve uygulama sürekliliği sebebiyle nesep tayininde en güçlü karîne olduğu ortaya konulmuştur. Rivayetler bütüncül olarak değerlendirildiğinde, nesep davalarının çözümünde asli delilin firâş olduğu; kıyâfenin ise belirli şartlarda destekleyici bir ispat aracı olarak kabul edildiği, kur‘anın ise bağlayıcı bir delil niteliği taşımadığı sonucuna ulaşılmıştır.
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Hadis |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 17 Aralık 2025 |
| Kabul Tarihi | 1 Mart 2026 |
| Yayımlanma Tarihi | 31 Mart 2026 |
| DOI | https://doi.org/10.32711/tiad.1844100 |
| IZ | https://izlik.org/JA89BS33YB |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2026 Cilt: 10 Sayı: 1 |
Türkiye İlahiyat Araştrımaları Dergisi Creative Commons Atıf-GayriTicari 4.0 Uluslararası Lisansı (CC BY NC) ile lisanslanmıştır.