Bu Kimin Bedeni? Tıbbi Bilginin Cinsiyetlendirilmiş Anatomisi
Öz
Modern tıbbın gelişimine rağmen, sağlık bilgi üretimi ve klinik uygulamalar hâlâ
belirgin bir ataerkil yapılanma içinde işlemeye devam etmektedir. Kadın bedeni
ve kadın sağlığına ilişkin karar alma süreçlerinin büyük ölçüde erkek aktörler
tarafından belirlenmesi, hem tarihsel hem de güncel örneklerle görünür hâle
gelmektedir. Türkiye’de bir erkek milletvekilinin sezaryen doğumu “normal
doğum kategorisine girmeyen bir müdahale” olarak nitelendirmesi ve bir futbol
müsabakası sırasında erkek taraftarların “normal doğum normal olandır” ibareli
pankartlar taşımaları, tıbbî bilgi üretiminin nasıl toplumsal cinsiyet normlarıyla iç
içe geçtiğini açıkça göstermektedir. Bu tür olaylarda kamu otoritesi ve toplumsal
aktörlerin sessizliği ise, modern tıbbın ve sağlık politikalarının kadın bedenini
hâlâ normatif ve patriyarkal bir çerçevede tanımladığını bir kez daha gözler
önüne sermektedir. Bu makale, tam da bu çerçevede, günümüzde hâlâ etkisini
sürdüren ataerkil tıp pratiklerini feminist biyoetik perspektifinden ele almayı
amaçlamaktadır. İlk olarak, Amerika Birleşik Devletleri Gıda ve İlaç Dairesi’nin
(FDA) 2024 yılında hormon tedavisinde kullanılan ilaçlardan “black box” uyarısını
kaldırması, menopoz sonrası kadın sağlığı açısından önemli bir dönüm noktası
yaratmıştır. Bu karar, tarihsel olarak kadınların bedenine yönelik aşırı temkinli ve
çoğu zaman bilimsel temeli zayıf olan risk söylemlerinin yeniden değerlenlendiril
mesini gerektirmektedir İkinci olarak, jinekolojinin kurucu figürlerinden biri olarak
sunulan J. Marion Sims’in siyah kadın köleler üzerinde rızaları olmaksızın
gerçekleştirdiği deneylerle geliştirdiği ördek başlı spekulumun tarihsel mirası
tartışılacaktır. Sims’in mirası yalnızca etik dışı deneysel uygulamalarla değil, aynı
zamanda modern jinekolojinin temellerine kazınmış olan ırksal ve patriyarkal
önyargılarla da ilişkilidir. Bu bağlamda, Hollandalı iki kadın mühendis (Ariadna
Izcara Gual ve Tamara Hoveling) tarafından geliştirilen “Lillum” adlı yeni
jinekolojik muayene cihazı, hem ergonomik yapısıyla hem de kadın bedeninin
biyolojik ve duygusal ihtiyaçlarına duyarlı tasarımıyla, erkek merkezli tıbbî araç
üretimine alternatif bir yaklaşım sunmaktadır. Kadınların yaklaşık %35’inin
jinekolojik muayeneden korktuğu düşünüldüğünde, Lillum’un ortaya çıkışı
yalnızca teknolojik bir yenilik değil, aynı zamanda feminist biyotasarımın bir
örneği olarak değerlendirilmelidir. Genel olarak ele alındığında, modern tıpta
kadın bedenine ilişkin bilgi üretim süreçlerinin erkek odaklı olması, hem bilimsel
nesnelliğin sınırlarını hem de tıp etiğinin tarafsızlık iddiasını sorgulamayı zorunlu
kılmaktadır. Feminist biyoetik, bu çerçevede yalnızca eleştirel bir perspektif
sunmakla kalmayıp, tıbbî uygulamaların, araçların ve etik standartların yeniden
inşasına yönelik cesur ve dönüştürücü bir bilgi üretimi alanı olarak öne
çıkmaktadır.
Anahtar Kelimeler
Whose Body Is This? The Gendered Anatomy of Medical Knowledge
Öz
medical knowledge and clinical practices continue to operate within an
overtly patriarchal structure. Decision-making processes related to the
female body and women’s health remain largely shaped by male actors, a
pattern visible in both historical and contemporary contexts. The recent
example of a male Turkish parliamentarian defining cesarean birth as “not a
normal birth” and male football fans displaying banners reading “normal
birth is the real normal” illustrates how medical discourse is intertwined
with gender norms. The silence of institutional and societal actors in such
cases once again demonstrates that modern medicine persists in
conceptualizing the female body through normative and patriarchal
frameworks.This article examines enduring patriarchal medical practices
through the lens of feminist bioethics. First, the U.S. Food and Drug
Administration’s (FDA) 2024 decision to remove the “black box” warning
from hormone therapy medications marks a significant shift for
postmenopausal women’s health. This policy change necessitates a
reevaluation of historically exaggerated risk narratives and scientifically
questionable medical assumptions concerning women’s bodies.Second, the
historical legacy of J. Marion Sims often referred to as the “father of
modern gynecology” is analyzed, particularly his use of enslaved Black
women in non-consensual experimental procedures that led to the
development of the duck-bill speculum. Sims’s legacy is intertwined not only
with unethical experimentation but also with the racialized and patriarchal
biases embedded in the foundations of modern gynecology. In contrast, the
“Lillum,” a new gynecological device developed by Dutch women engineers
(Ariadna Izcara Gual and Tamara Hoveling), represents an alternative to
male-designed instruments by prioritizing ergonomic design and sensitivity
to the biological and emotional needs of women. Considering that
approximately 35% of women experience fear regarding gynecological
examinations, the Lillum constitutes not only a technological innovation but
also a significant example of feminist biodesign.Overall, the male-centered
production of knowledge in modern medicine necessitates a critical
rethinking of scientific objectivity and the presumed neutrality of medical
ethics. From this perspective, feminist bioethics emerges as both a critical
analytical framework and a transformative knowledge domain aimed at
reconstructing medical practices, instruments, and ethical standards.
Anahtar Kelimeler