In the late nineteenth century, intellectual movements centered in the Indian subcontinent and Egypt ignited a profound transformation within Islamic thought. In this context, the discourse of a “Qur’an-centric Islam,” or more commonly the “Islam of the Qur’an,” emerged as a major subject of debate among modern Muslim intellectuals. This discourse reopened the long-standing question of the authority of hadith and sunnah, which had been regarded as absolute authority in the classical period, and thus led to significant shifts not only in theology but also in the fields of epistemology and methodology. The Qur’an-centric approach positions the Qur’an as the sole and primary source of religious authority, while assigning to hadith and historical interpretation a secondary or contextual explanatory role. This intellectual tendency cannot be understood apart from the rise of rationalist and critical currents that have shaped modern Islamic thought. This study systematically examines George Tarabishi’s (d. 2016) approach to the relationship between the Qur’an and the Sunnah within the framework of historical background, philosophical foundations, and the methodological principles of uṣūl al-fiqh. It critically evaluates both the possibilities and the limitations of the Qur’an-centric discourse. The discussion revolves around the intellectual exchange between two major Arab thinkers -Muḥammad ‘Ābid al-Jābirī (d. 2010) and George Tarabishi- which began in newspaper articles and later evolved into independent polemical treatises. Tarabishi himself acknowledges that his encounter with the cultural and intellectual heritage of the Islamic world -particularly that of his homeland Syria and the broader Muslim tradition- was initially inspired by al-Jābirī, even though he later developed a sharp critique of him. The article analyzes Tarabishi’s theological and theoretical arguments through an integrated approach. Among his noteworthy analyses is his evaluation of Mālik b. Anas. According to Tarabishi, Mālik, when faced with an apparent conflict between the Qur’an and a hadith, did not attempt to reconcile the two but often gave precedence to the Qur’an, preferring reasoned judgment (tarjīḥ) over harmonization (taʾlīf). Tarabishi interprets this stance as a form of “relative intellectual freedom.” However, he argues that this freedom did not achieve systematic or theoretical consolidation and was soon replaced by hadith-centered paradigms. In his work Min Islām al-Qurʾān ilā Islām al-Ḥadīth (“From Qur’anic Islam to Hadithic Islam”), Tarabishi offers a critical reading of the religious epistemology institutionalized by al-Shāfiʿī, whom he views as the architect of a hadith-centered religious order and attempts at an epistemological reconstruction that accepts the Quran as the absolute reference. Tarabishi contends that al-Shāfiʿī not only subordinated the Sunnah to the Qur’an but elevated it to the rank of divine revelation, thereby systematizing the idea that the Sunnah could even abrogate the Qur’an itself. This expansion of the concept of revelation opened the way for a transmission-based religious knowledge system, narrowing the space for reasoned reflection and interpretive Shafi'i's approach later served as a scholarly and institutional triumph for the Ahl al-Hadith; consequently, narration-based epistomology almost completely eclipsed Quran-centered interpretation. For Tarabishi, al-Shāfiʿī’s synthesis was the beginning of the epistemological priority given to narration/ transmission (riwāyah) and imitation (taqlīd), rather than reason (ʿaql) and interpretation (taʾwīl) in the development of Islamic thought.
19. yüzyılın sonlarında, özellikle Hint alt kıtası ve Mısır merkezli entelektüel hareketlilik, İslâm düşüncesinde köklü bir dönüşüm sürecinin fitilini ateşlemiş; bu süreçte “Kur’ân merkezli İslâm” veya yaygın kullanımıyla “Kur’ân İslâm’ı” söylemi, modern Müslüman zihinlerde derin bir tartışma alanı yaratmıştır. Bu söylem, klasik dönemde mutlak otorite olarak kabul edilen hadis ve sünnet anlayışını yeniden sorgulamaya açmış, bununla birlikte sadece epistemolojik ve metodolojik değil teolojik düzeyde de ciddi kırılmalara yol açmıştır. Kur’ân İslâm’ı yaklaşımı, Kur’ân’ı tek ve aslî referans noktası olarak kabul ederken, hadisleri ve tarihsel yorumları ikincil kaynaklar veya bağlamsal açıklamalar olarak konumlandırma eğilimindedir. Bu yaklaşım, modern dönemde yükselen rasyonalist ve eleştirel düşünce biçimlerinin İslâm düşüncesi üzerindeki etkilerinden bağımsız düşünülemez. Bu makalede, George Tarâbîşî’nin (ö. 2016) Kur’ân-sünnet ilişkisine dair yaklaşımı tarihsel arka plan, felsefî dayanaklar ve usûl-i fıkıh metodolojisi çerçevesinde sistematik biçimde incelenmiş; Kur’ân İslâm’ı söyleminin imkân ve sınırlılıkları eleştirel bir perspektifle değerlendirilmiştir. İncelemenin eksenini, ilk etapta gazete yazılarında başlayan ve sonrasında reddiye türü müstakil çalışmalara evrilen entelektüel tartışmalar oluşturmaktadır. Bu tartışmalar iki Arap düşünce insanı Muhammed Âbid el-Câbirî (ö. 2010) ve George Tarâbîşî arasında cereyan etmiştir. Tarâbîşî ilkin doğduğu toprakların (Suriye ve İslâm Dünyası) kültürel birikimini keşfetmiş ve kendi beyanıyla ona bu keşfi sağlayanın Muhammed Âbid el-Câbirî olduğunu ifade etmiştir. Çalışmada, Tarâbîşî’nin bu bağlamda ortaya koyduğu epistemolojik ve teolojik argümanlar bütüncül bir yaklaşımla analiz edilmiştir. Tarâbîşî’nin dikkat çekici analizlerinden biri de Mâlik b. Enes’e dair değerlendirmesidir. Tarâbîşî’ye göre Mâlik, Kur’ân ile hadis arasında çelişki gördüğünde bu çelişkiyi uzlaştırma yönüne gitmemiş; çoğu zaman Kur’ân’ı öncelemiş ve rivâyetleri te’lif etmek yerine Kur’an merkezli yorumu tercih etmiştir. Onun, hadis karşısında Kur’ân merkezli bir tavır sergilemesi, Tarâbîşî açısından “göreceli bir özgürlük” olarak okunmuştur. Ancak bu özgürlük, sistematikleşmediği ve kuramsal bir temel kazanmadığı için sürdürülebilir olmamış, yerini kısa süre sonra gelen rivâyet merkezli paradigmalara bırakmıştır. George Tarâbîşî, Kur’ân İslâm’ından Hadis İslâm’ına adlı eserinde, Şâfiî ile kurumsallaşan hadis merkezli din anlayışını eleştirel bir zeminde tartışmakta ve Kur’ân’ı mutlak referans noktası kabul eden bir epistemolojik yeniden inşa çabası ortaya koymaktadır. Tarâbîşî’ye göre Şâfiî, yalnızca sünneti Kur’ân’a tabi kılmakla yetinmemiş; onu Kur’ân gibi bir vahiy formu olarak kabul ederek, sünnetin Kur’ân’ı neshedebileceği fikrini sistemleştirmiştir. Bu durum, vahiy kategorisinin genişletilerek rivâyet merkezli dinî bilgi üretiminin önünü açmış ve eleştirel aklın alanını daraltmıştır. Şâfiî’nin bu yaklaşımı, ilerleyen dönemlerde Ehl-i Hadîs’in ilmî ve kurumsal zaferiyle taçlanmış; rivâyete dayalı bilgi, Kur’ân merkezli yorumu neredeyse tümüyle gölgede bırakmıştır. Bu tarihsel zafer, Tarâbîşî’ye göre, İslâm düşüncesinde akıl ve te’vilin değil, rivâyet ve taklidin epistemolojik önceliğe yerleştirilmesinin başlangıç noktası olmuştur.
| Primary Language | Turkish |
|---|---|
| Subjects | Hadith |
| Journal Section | Research Article |
| Authors | |
| Submission Date | August 7, 2025 |
| Acceptance Date | December 8, 2025 |
| Publication Date | December 31, 2025 |
| Published in Issue | Year 2025 Volume: 8 Issue: 2 |
Contact: dinbil@alparslan.edu.tr
Religion and Science-Muş Alparslan University Faculty of Islamic Sciences Journal is licensed under Creative Commons Attribution-NonCommercial 4.0 International License (CC BY NC).