Amaç: Bu çalışmanın amacı, G. W. F. Hegel’in Hukuk Felsefesinin Prensipleri adlı eserinde aile kavramına yüklediği sistematik konumu, özgürlüğün diyalektik gelişimi bağlamında çözümlemektir. Makale, ailenin Hegelci etik yaşam (Sittlichkeit) içindeki temel işlevlerini; sevgi, evlilik, tanıma ve cinsiyet rolleri gibi kavramlar üzerinden kavramsal olarak açımlamayı hedeflemektedir. Bununla birlikte çalışma, Hegel’in aile anlayışının modern tanıma teorileri ve toplumsal cinsiyet tartışmaları ile nasıl ilişkilendirilebileceğini değerlendirmeyi amaçlamaktadır.
Yöntem: Araştırma betimleyici, kavramsal ve hermenötik bir yöntem benimsemektedir. Hegel’in Hukuk Felsefesinin Prensipleri ile Tinin Görüngübilimi başta olmak üzere temel eserleri yakından incelenmiş; T. Brooks, A. Honneth, C. Pateman ve J.-P. Deranty gibi çağdaş düşünürlerin yorumlarıyla metinlerarası bir analiz geliştirilmiştir. Aile, sivil toplum ve devlet arasındaki diyalektik ilişki, Hegel’in sistem bütünlüğü içinde yeniden yapılandırılmış; sevgi, ölüm, yas, tanıma ve cinsiyet gibi temalar kavramsal düzeyde çözümlenmiştir.
Bulgular: Çalışmanın bulguları, Hegel’in aileyi özgürlüğün ilk somut ve bütünsel kurumsal formu olarak gördüğünü ortaya koymaktadır. Sevgi, bireyin kendi tekilliğini aşarak başkasıyla ortak bir irade birliği kurduğu ilk tanıma biçimidir; evlilik ise bu birliğin hukuksal ve dinsel düzeyde kurumsallaşmış hâlidir. Bununla birlikte Hegel’in cinsiyet rollerini doğallaştırması, kadın ve erkek arasında hiyerarşik bir iş bölümünü meşrulaştırdığı için, Hegel’in tanımaya dayalı etik özgürlük anlayışıyla gerilimlidir. Ayrıca aile, bilhassa ölüm ve yas gibi doğa süreçlerini etik bir bütünlüğe dönüştürerek tin ile doğa arasındaki geçişi mümkün kılan temel kurumsal alan olarak belirlenmiştir.
Sonuç: Çalışma, Hegel’in aile kavrayışının hem etik yaşamın başlangıç noktasını kurduğunu hem de modern özgürlük ve tanıma tartışmaları için güncelliğini koruyan bir kuramsal çerçeve sunduğunu göstermektedir. Bununla birlikte cinsiyete ilişkin doğal temelli ayrımların Hegel’in sistemindeki normatif tutarlılığı zayıflattığı ve çağdaş özgürlük kuramlarıyla uyumsuzluk taşıdığı sonucuna varılmıştır.
Özgünlük: Bu araştırmanın özgün katkısı, Hegel’in aile kavramını hem tarihsel bağlamı içinde hem de modern tanıma, toplumsal cinsiyet ve sosyal özgürlük teorileri ışığında yeniden yorumlayarak sistemin iç gerilimlerini açığa çıkarmasıdır. Bu çalışmada, ailenin Hegel felsefesinde doğa ile tin arasındaki kavramsal bir eşik olduğu ortaya konmuş; cinsiyet temelli hiyerarşilerin Hegel’in diyalektik mantığıyla uyumsuzluğu eleştirel bir değerlendirmeye tabi tutulmuştur.
Aim: This study aims to analyze the systematic status assigned to the family in G. W. F. Hegel’s Philosophy of Right within the dialectical development of freedom. It seeks to elucidate the role of the family as the first and most immediate form of ethical life (Sittlichkeit) and to examine the conceptual significance of love, marriage, recognition and gender roles within Hegel’s philosophical system. The study also aims to assess the relevance of Hegel’s conception of the family for contemporary debates in recognition theory and gender studies.
Method: The research employs a descriptive, conceptual and hermeneutic methodology. Close readings of Hegel’s primary Works-including Philosophy of Right and Phenomenology of Spirit-are complemented by the interpretations of contemporary scholars such as T. Brooks, A. Honneth, C. Pateman and J.-P. Deranty. The dialectical relation among family, civil society and the state is reconstructed within Hegel’s systematic framework, and key themes such as love, death, mourning, recognition and gender are subjected to conceptual analysis.
Results: The study finds that for Hegel, the family constitutes the first concrete and holistic institutional embodiment of freedom. Love emerges as the initial form of recognition through which individuals transcend isolated subjectivity and form a shared ethical unity; marriage institutionalizes this unity in legal and religious terms. However, Hegel’s naturalization of gender roles produces a hierarchical division between men and women, which stands in tension with his recognition-based conception of ethical freedom. The family also transforms natural processes-most notably death and mourning-into ethical practices, thereby functioning as the primary site mediating the transition from nature to spirit.
Conclusion: The research concludes that Hegel’s conception of the family establishes the foundational structure of ethical life while offering a theoretically rich framework relevant to contemporary discussions on freedom and recognition. Nevertheless, the naturalized gender distinctions embedded in Hegel’s account undermine the internal coherence of his system and conflict with modern egalitarian understandings of freedom.
Originality: The originality of this study lies in its reinterpretation of Hegel’s conception of the family through the lenses of contemporary recognition theory, gender studies and social freedom. By exposing the internal tensions between Hegel’s dialectical method and his gender-based hierarchies, the study offers both a critical assessment of Hegel’s limitations and a renewed conceptual framework for modern debates on ethical life.
| Primary Language | Turkish |
|---|---|
| Subjects | Systematic Philosophy (Other), Political Theory and Political Philosophy |
| Journal Section | Research Article |
| Authors | |
| Submission Date | December 9, 2025 |
| Acceptance Date | January 14, 2026 |
| Publication Date | April 29, 2026 |
| DOI | https://doi.org/10.54558/jiss.1839079 |
| IZ | https://izlik.org/JA96XG98UM |
| Published in Issue | Year 2026 Volume: 17 Issue: 1 |