This article examines how sound recording technologies influenced the professionalization experiences of women singers from the late Ottoman period to the early Republican era. In the second half of the nineteenth century, women began to perform vocal music in public entertainment venues such as theaters, coffeehouses, and taverns (meyhane). Because these early examples, the majority of whom were non-Muslim, took place in spaces often associated with immoral pleasures, they were perceived as expressions of a subcultural domain within Ottoman society. With the arrival of the phonograph in the early 1900s, a new auditory experience emerged in which the female voice could exist independently of the body. This “disembodied” mode of performance enabled women to participate in public musical culture without violating gendered moral boundaries. During the early years of the Republic, the notion of the “ideal woman” was redefined, and the Republican vision of the “new woman” was constructed as a symbolic representative of national identity. As a result, from the 1920s onward, Muslim–Turkish women began to gain visibility in a performance and recording world that had previously been dominated by non-Muslim women. However, the sound recording industry, driven largely by commercial interests, remained open to women of diverse backgrounds as long as their voices were profitable. The article argues that the proliferation of sound recordings not only transformed the modes of musical production but also reshaped the social boundaries surrounding the representation of the female voice. Thus, sound recording technology is understood as both a medium and a witness to women’s struggle for audibility in Turkey.
Bu makale, ses kayıtlarının geç Osmanlı döneminden erken Cumhuriyet dönemine uzanan süreçte kadın şarkıcıların profesyonelleşme deneyimlerinde nasıl bir etkisi olduğunu inceler. Osmanlıda kadınlar on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren tiyatro, kahvehane ve meyhane gibi kamusal müzik mekânlarında vokal performanslar yapmaya başlamışlardı. Çoğunluğu gayrimüslim olan bu ilk örnekler, müzikal icralarını genellikle bu gibi ahlak dışı hazlarla ilişkilendirilen mekânlarda gerçekleştirdikleri için toplumun gözünde itibarsız bir kadın kimliğini temsil ediyordu. Yaklaşık olarak 1900’lerin ilk yıllarında Osmanlı topraklarına gelen fonograf, kadın sesinin bedenden bağımsız bir biçimde var olabildiği yeni bir işitsel deneyim sundu. Bu “bedensiz” icra biçimi, kadınların cinsiyet temelli ahlaki sınırları ihlal etmeden kamusal müzik dünyasına katılmalarına olanak tanıdı. II. Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerinde “ideal kadın” kimliği yeniden tanımlanmış, Cumhuriyet’in “yeni kadın” modeli ulusal kimliğin temsilcisi olarak kurgulanmıştı. Bunun bir sonucu olarak, gayrimüslim kadınların ağırlıklı olduğu sahne ve kayıt dünyasında 1920’lerden itibaren Müslüman Türk kadınlar öne çıktı. Ancak büyük ölçüde ticari kaygılarla hareket eden ses kayıt endüstrisinin kapıları, ekonomik kazanç sağladığı sürece farklı kimliklerden kadınlara her zaman açıktı. Bu makale, ses kayıtlarının yaygınlaşmasının yalnızca müzik üretim biçimlerini değil, aynı zamanda kadın sesinin toplumsal temsiline dair sınırları da dönüştürdüğünü ileri sürer. Böylece ses kayıt teknolojisi, Türkiye’de kadınların “duyulabilir olma” mücadelesinin hem aracı hem de tanığı olarak değerlendirilir.
| Primary Language | Turkish |
|---|---|
| Subjects | Musicology and Ethnomusicology |
| Journal Section | Research Article |
| Authors | |
| Submission Date | October 31, 2025 |
| Acceptance Date | December 5, 2025 |
| Early Pub Date | December 10, 2025 |
| Publication Date | December 31, 2025 |
| Published in Issue | Year 2025 Volume: 8 Issue: 4 |