Bu makale, Türkiye ve Rusya'da göçün kimlik oluşumu ve devlet politikalarıyla iç içe geçmesini incelemektedir. Bu iki benzer siyasi yapı, tarihsel olarak aidiyet ve dışlanma anlatılarını harekete geçirerek ulusal imgelemlerini sınırlandırmıştır Konstrüktivist ve post-yapısalcı teorik çerçevelerden yararlanarak, bu çalışma göç söylemini, siyasi elitlerin ulusal üyelik sınırlarını ve ötekilik hiyerarşilerini sürekli olarak ifade ettikleri bir alan olarak kavramsallaştırmaktadır. Türkiye'de göçmenler “dini dayanışma” ve “misafirperverlik” söylemleri içinde konumlandırılırken, Rusya'da özellikle Orta Asya'dan gelen göçmenler hem vazgeçilmez ekonomik aktörler hem de kültürel olarak yabancı özneler olarak temsil edilmektedir. Bu stratejiler, her devletin kapsayıcılık ve ötekilik arasındaki karmaşık etkileşim yoluyla kimliği nasıl yönettiğini göstermektedir. Siyasi söylem, medya temsilleri ve yasal araçların karşılaştırmalı söylem analizini kullanan çalışma, her iki bağlamda da göç yönetiminin, demografik ve ekonomik boyutlarının ötesinde, egemenlik, meşruiyet ve ulus olma konularının sürekli olarak müzakere edildiği bir söylem alanı olarak işlediğini savunmaktadır. Sonuç olarak makale, göç anlatılarının devletlerin meşruiyetini güçlendiren araçlar haline geldiğini, ulusal kimliği dışlayıcı biçimde yeniden ürettiğini ve modern devletlerin küresel ölçekte aidiyet ile kimliği yeniden tanımladığını ortaya koymaktadır. Her ne kadar her iki ülkenin reelpolitiğinde göç ve sonuçlarına dair birçok başka parametre olsa da bu çalışma teorik çerçeve paralelinde sınırlanarak hazırlanmıştır. Bu çalışmanın temel sorusu, Türkiye ile Rusya’nın göç söylemlerini ulusal kimliği pekiştirmek, devlet otoritesini meşrulaştırmak ve aidiyet sınırlarını içerme ile dışlama dinamikleri üzerinden tanımlamak amacıyla nasıl kullandığını incelemektedir.
This article examines the intertwining of migration with identity formation and state power policies in Türkiye and Russia. These two similar political structures have historically mobilized narratives of belonging and exclusion to demarcate their national imaginaries. Drawing on constructivist and post-structuralist theoretical frameworks, this study conceptualizes migration discourse as a constitutive field through which political elites continually articulate the boundaries of national membership and hierarchies of otherness. In Türkiye, migrants are situated within the discursive frameworks of "religious solidarity" and "hospitality," while in Russia, especially Central Asian migrants are simultaneously represented as indispensable economic actors and culturally alien subjects. These strategies demonstrate how each state manages identity through a complex interplay of inclusivity and otherness. Using a comparative discourse analysis of political discourse, media representations, and legal instruments, the study argues that migration governance in both contexts operates as a discursive arena in which issues of sovereignty, legitimacy, and nationhood are constantly negotiated, beyond their demographic and economic dimensions. Ultimately, the article concludes that migration narratives function as state legitimization mechanisms, reproduce exclusionary national myths, and that contemporary states redesign concepts of belonging and identity within the global circulation of people and meaning. Although there are many other parameters in the realpolitik of both countries regarding migration and its consequences, this study has been prepared within the confines of the theoretical framework. The main question of this study explores the ways in which Türkiye and Russia employ migration narratives in order to reinforce national identity, justify state authority and define the boundaries of belonging through dynamics of inclusion and exclusion.
| Birincil Dil | İngilizce |
|---|---|
| Konular | Siyaset Bilimi (Diğer) |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 14 Ekim 2025 |
| Kabul Tarihi | 17 Aralık 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 29 Aralık 2025 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Cilt: 12 Sayı: 2 |
Adnan Menderes University Institute of Social Sciences Journal’s main purpose is to contribute to the social sciences at national and international level, to create a respected academic ground where scientists working in dis field can share the unique and remarkable works.